Clinton'ın sepetinde üç kızıl elma

Kafkasya'da büyük oyuna dair cadı kazanına girince, sanırsınız ki ABD dışişleri bakanları, Erivan ya da Bakü'yü...
Clinton'ın sepetinde üç kızıl elma

Clinton Mişa ya konuk

Kafkasya’da büyük oyuna dair cadı kazanına girince, sanırsınız ki ABD dışişleri bakanları, Erivan ya da Bakü’yü yayla yoluna çevirmiştir. Ama değil. 18 yıl sonra ilk kez bir dışişleri bakanı Azerbaycan ve Ermenistan’ın kapısını çaldı. Hillary Clinton Polonya, Ukrayna ve Gürcistan’ın da yer aldığı beşli tur kapsamında 4-5 Temmuz’da Bakü ve Erivan’daydı. Hem James Baker’dan sonra ilk olması hem de Rusya ile ilişkilerde ‘reset’ düğmesinin Rus hinterlandına yansımaları açısından önemliydi. Ermeni, Azeri ve Gürcüler abartılı anlamlar yüklese de ziyaret sembolikti. 2008’de Tiflis’in çıkardığı savaştan beri, bölgede zemin kaybeden ABD’nin bir nüfuz toparlamasına ihtiyaç duyduğu aşikâr. Haliyle Clinton’ın sepetinden Karabağ gibi müzmin sorunlarda ‘atılım’ getirecek sihirli değnek değil ‘gönül alma’ elmaları çıktı. Karşısında üç sıkıntılı başkent vardı: Türkiye ile normalleşme süreci bariyere toslamış, Karabağ’da sıkışmış ve içerde muhalefetin zorladığı bir Erivan; Savaş tehdidiyle kas gücünü göstererek Kababağ’daki süreci zorlayan, bunu yaparken de ABD’yi MİNSK grubunda tarafsızlığını yitirmekle suçlayan bir Bakü; Obama tarafından itilip kakılan, savaş sonrası ‘de facto’ silah ambargosuna maruz kalan bir Tiflis.
Clinton, Erivan’da Azerbaycan’a işgale son vermek için askeri güce başvurmaması uyarısında bulunup bir de ‘soykırım’ anıtını ziyaret etti. Azerileri de tarafsız oldukları ve çözüm istedikleri mesajıyla teskine çalıştı. Azerbaycan’ın yılda 2 milyar doları bulan silahlanması Washington’ı köşeye sıkıştırıyor. Silahlar Bakü’ye farklı bir tonda konuşma fırsatı veriyor. Ancak ABD, Bakü’nün elindeki iki koz nedeniyle üzerine gidemiyor: ABD, Afganistan’a silah hariç askeri sevkiyatın dörtte birini Azerbaycan’dan yaptığı için Bakü’ye minnettar. İkincisi Rusya’nın enerji hatlarındaki üstünlüğünü kırmaya odaklı Nabucco’yu riske atacak manevralardan kaçınmak durumunda. Azeri-Ermeni barışı, Ermenistan’ın da boru hattı güzergâhına girecek olması nedeniyle enerji satrancında Ruslar için ‘şah mat’ demek. Ama burada oyunu kuran Rusya ve ABD’nin manevra alanı dar. Zira Clinton’ın yapabildiği MİNSK üçlüsü ABD, Rusya ve Fransa’nın son G-8 zirvesinde ‘Çözüm Bakü ve Erivan’ın adımlarına bağlı’ mesajını yinelemekten ibaretti. Asıl geziye trajik boyut katan Tiflis’teki muhabbetti. Clinton, Obama’nın itidalli üslubunu öyle bir tepti ki Saakaşvili kaybettiği eşeğini bulmuş gibi oldu. Abhazya ve Güney Osetya’dan ‘işgal altındaki topraklar’ diye bahsedip Rusya’ya fena çaktı. Moskova ile ‘reset’in Gürcistan pahasına olmadığını vurgularken de çarpıcı bir ifade kullandı: “Hem yürür hem sakız çiğneriz.” Yani ‘Ruslarla balayındayken Gürcülere şamar attırmayız.’ Putin’in tepkisi ise şu: “3. tarafa ne hacet.” Ama bakın Gürcü Dışişleri Bakanı Grigol Vaşadze buna nasıl bir anlam yüklüyor: “ABD, şunu açığa kavuşturdu: Gürcistan önceliklerinin başında. Sorumsuz ve saldırgan davranmaya kalkışma.” Saakaşvili’nin etekleri zil çalmış, ne gam! Bırakın Rusya’yı Abhazya bile tınmıyor. Afganistan ve Irak’ta işgalciyken ABD’nin ikili anlaşmalarla Abhazya’da üs kurmuş Ruslara ‘işgalci’ demesi abes. Mesele üsse ABD de Vaziyani’de üstlenmiş durumda.
Clinton’ın gezisi gösterdi ki ABD hariçten gazel okuyor, bölgenin gerçeklerinden uzak ve Kafkasya politikası yok. Demokrasi ve  hürriyetleri destekleme adına sivil toplumla görüşmeler de her boş gezinin içini doldurmak için ‘mutat’ Amerikan sosundan ibaret.

Abhazya’nın yol haritası
Abhazya ‘yeni soğuk savaş’la oluşan çatlaktan sızıp küresel denklemde sıra dışı bir yere oturdu. Nedeni bağımsızlığını ilan ettiği ülkenin ABD’nin Kafkasya’daki müttefiki Gürcistan olması ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi Rusya tarafından tanınması. Yani Sohum’un çıkarları Konsey’de veto hakkıyla temsil ediliyor! Gürcistan’da 1991’den beri ekmek kavgasından sonra en ciddi mesele Abhazya ve G. Osetya. Gürcü siyaseti iki bölgeye ipotekli. 2008’deki savaşta hezimeti gören Tiflis bu kez ‘İşgal Altındaki Topraklara Dair Devlet Stratejisi’ni masaya sürdü. Öneriler şöyle: 
* Tarafsız iletişim mekanizması. 
* Güven ve yatırım fonları.
* Sınırda entegre sosyo-ekonomik bölge. 
* Abhaz ve Osetlere özel pasaport.
Belge Sohum ve Shinval’de müzakere edilebilir bulunmadı. Muhatabı olmayacağı malumdu. O halde amaç ne; Ya yeni bir askeri macera öncesi ‘Barışçıl yolu da denedim ama olmadı’ diyebilmek ya da dış desteğin devamını sağlamak... ABD ve AB hararetle belgenin arkasında. Sohum ise Moskova ile ‘ortaklığı’ ilerletmek, Rusya, Venezüella, Nikaragua ve Nauru’dan ibaret tanıyanlar listesini genişletmekle meşgul. Devlet Başkanı Sergey Bagapş, Latin Amerika turuna çıkıyor. İstanbul’da Bagapş’ın danışmanı Viyaçeslav Çirikba ile hasbıhal ettik. KAFFED’in davetlisiydi. Çirikba’ya göre “Belge küstahça, bir PR ve ‘iş’ programı. Tiflis’in derdi AB’den para koparmak. Abhazyalı mültecilerin dönüşü için kurulan fonla hep memur maaşları ödendi. Fonlar yine Tiflis için kamusal finansman olacak.”
Çirikba bir yol haritasından bahsediyor; Hedef daha fazla tanınmak, Rusya’ya bağımlılığı azaltacak ilişkiler geliştirmek. En büyük beklenti Türkiye’den. Yakında bir Türk şirketinin de yer aldığı konsorsiyumun yenileyeceği Karadeniz’in en uzun havaalanı Babuşera açılacak. Sohum’dan İstanbul’a uçmak büyük hayal. Hakeza Abhazlar 1992-1993’teki savaşla kesilen gemi seferlerinin başlamasını çok arzuluyor. Çirikba Abhazya’yı tanıyanların dörtle sınırlı kalmasını da şuna bağlıyor: “Soğuk Savaş bitmedi. Sadece ideolojik ton değişti, rekabet alanında sürüyor.” Ancak rekabet sayesinde müttefiklerin Moskova’nın izinden gitmesi gerekmez miydi? Rusya bu işe asılmadığı izlenimini veriyor. Başka ülkeler tarafından tanınma Rus kontrol tekelini kırar çünkü. Çirikba tanıma sinyali vermiş Minsk ve Kiev’in Batı şantajına boğun eğdiğini düşünüyor. Ama ABD ekseninde olmayan Ekvador ve Bolivya’dan umutlular. Uzakdoğu ve Afrika’da bağlantısızlarla temas var. Aceleleri de yok. Çirikba’nın Türkiye’ye de bir mesajı var: Tanıma beklemiyoruz ama hiç olmazsa ablukayı kırın. Gazze hassasiyetini Karadeniz’in Gazze’sine de gösterin! 




Erivan’da yıkımı bekleyen Noragyugh
Erivan’daki ‘Sulukule’
Ermeni başkenti Erivan’da Sulukule benzeri bir yıkım-yapım almış başını gidiyor. Belediye Başkanı Gagik Beglaryan adını ‘modernleştirme’ koymuş. Ne var ki bu yerlerin sakinleri için bu bir yağma. Devlet önce ‘kamu yararı’ diyerek özel mülkleri kamulaştırıyor. İnsanlar okul ve yol yapılacak diye beklerken iş ve eğlence merkezleri yükseliyor. Yani devletin kapattığı araziler şirketlere gidiyor. Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında ‘de facto’ dışişleri bakanı gibi davranan Moskova Belediye Başkanı Yuri Lujkov’u bu ‘şahane’ operasyonda da görüyoruz. Yürüyüş bulvarı üzerine kurulu Kuzey Bulvarı Projesi’ni 2000’de alan Lujkov’un eşi Yelena Baturina’nın kontrolündeki Inteko’ydu. Şimdi Noragyugh’da 6 milyar dolarlık yeni bir proje var ve Lujkov yine sahnede. 10 yılda 30 semtten binlerce insan sürmüş belediye, 31’incisi için azimli. Beglaryan, 29 Ocak’ta Erivan ziyaretinde Lujkov’a “Yeter ki sen razı ol Noragyugh’u memnuniyetle temizlerim” sözü vermişti. İşi ciddiye bindirmek için Erivan, aylarca Lujkov’un yolunu gözledi. Lujkov, 30 Haziran’da yardımcısı Vladimir Resin’le ‘projeyi iki-üç yılda bitirme’ mesajı gönderdi. Beglaryan da bölgeden sürülecek 1500 aileye başka yerde ev vaat etti. ‘Yolsuz’ yargıdan sıtkı sıyrılmış mağdurların umudu AİHM.

Ermeni treni apronda
Ermeni demiryolları, Türkiye ile sınır açılacakmış gibi çalışıyor. 2008’den beri Ermenistan’ın demiryolu şebekesinden sorumlu Rus demiryolu şirketi RZD, Türkiye sınırına ulaşan hatları yeniliyor. RZD Başkanı Vladimir Yakunin: “Er ya da geç Türkiye ile meselenin çözüleceği varsayımından hareket ediyoruz.”