Değerli yalnızlıktan ıssız adamlığa

Doğalgaz zengini Katar, El Cezire üzerinden 'darbeci' diye aşağıladığı Sisi'ye 'Sayın Cumhurbaşkanı' deme noktasına nasıl geldi?

Türkiye hükümeti son yıllarda Ortadoğu’da birçok olayda birlikte saf tuttuğu ‘paraleldaşı’ Katar’ı yavaş yavaş kaybediyor. ‘Değerli yalnız’ın omzunda kalan tek yıldız da düştü. Nasıl? 20 Aralık’ta Doha yönetiminin ‘darbeci’ Mısır Cumhurbaşkanı Aldülfettah Sisi’ye tam desteğini sunmasıyla... Üstelik bu kayış Katar Emiri Şeyh Temim, sıra dışı bir uygulamayla havaalanında MİT Müsteşarı Hakan Fidan tarafından karşılanıp Ak Saray’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından ağırlandığı sıralarda oldu.
Şeyh Temim’in özel temsilcisi Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el Sani, 20 Aralık’ta Kahire’de Sisi’yle görüştü. Katar elçisine Suud elçisi de eşlik etti. Görüşme 3 Temmuz 2013 darbesinden bu yana sadece Kahire değil Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ile bozulan ilişkilerin tamirine yönelik çabalarda bir finaldi. Sanırım Katar’ın en büyük silahı El Cezire’nin yayımlarında Sisi’yi tanımlarken kullandığı ‘darbeci’ ve ‘gaspçı’ ifadelerini artık duymayacağız. Tabi diplomatik peşrevin ardından ilişkilerde normalleşme istenildiği gibi giderse!

Kahire’de ilişkilerin normalleşmesi için dillendirilen şartlardan biri El Cezire’nin Sisi karşıtı yayın çizgisinin değişmesi. Bir diğer kritik şart ise Doha’nın Müslüman Kardeşler’e (İhvan) kucak açmaması. El Cezire, Sisi için ‘cumhurbaşkanı’ unvanını kullanmaya başlarken İhvan’la ilgili yeni siyasetin tam olarak nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek. Özel elçi El Sani’ye göre “Katar misafirlerine kapısını açık tutma siyaseti izleyecek ama bu kişilerin siyasi faaliyetlerine izin vermeyecek.” Yanıt diplomatik ve taleplere tam karşılık gelmiyor.

Doha yönetimi öteden beri Mısır, Libya ve Tunus gibi ülkelerde desteklediği İhvan’ın Katar’da siyasi faaliyet yürütmesine izin vermiyor. İhvan’ın Katar’daki varlığı Katar emirlerinin keyfini kaçırmamasına yani siyasi bir alternatif oluşturmamasına bağlı! Bu yüzden siyasi faaliyetlerine izin vermeme sözündeki hile payı göz ardı edilmemeli.

KATAR’IN ÇETREFİLLİ İŞLERİ

Katar’ın bileğinin bükülmesinin mimarı elbette Körfez’in efendisi Suudi Arabistan. Riyad yönetimi Katar’ı Sisi’nin meşruiyetini sorgulayan tutumundan ve darbeyle silinen İhvan’a destekten vazgeçmesi için elinden geleni ardına koymadı. Tehditse tehdit, tecritse tecrit, şantajsa şantaj! Suudiler bu konuda son zamanlarda hiç olmadığı kadar şahinleşen Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de tam desteğini yanında buldu.

İhvan’ın siyasi bir proje olarak Körfez monarşilerinin sonunu getireceğine dair korku bölge ülkelerin siyasi reflekslerini belirleyen eski bir etken. Bu yüzden Körfez’in efendileri Muhammed Mursi’ye darbeyi iştiyakla alkışlayıp Sisi’yi krediye boğdular. Bu süreçte Türkiye ile birlikte Katar diğerleriyle ters düştü.

Mesele sadece İhvan da değil. Katar’ın Filistin’de ‘Sünni’ Hamas’a, Yemen’de ‘Şii’ Husilere destek vermesi de Suudilerin canını sıkıyor. Yine Katar’ın Suudi Arabistan’ın gölgesinden kurtulmak için geçmişte İran’la dirsek temasına girmesi hatta 2010’da ortak savunma anlaşması yapması, Lübnan’da Suudilerin Sünni gruplar üzerinden örtülü savaş verdiği Hizbullah’ı 2006’da desteklemesi, Suriye’de şimdi devirmeye çalıştığı Beşşar Esad’a vakti zamanında dost olması da bu gerilime katkı sunmuştu. Katar, Ortadoğu’da hakim yapılarla sorunlu aktörler üzerinden aktif bir siyasetle kendine alan açmaya çalışırken Suudilerle karşı karşıya kaldı. Ağabey nasihati dinlemeyen Katar’ı daha önce de yıllarca Doha’da elçi bulundurmayarak cezalandırmış olan Suudi Arabistan zılgıt atma fırsatını bu kez Mısır’da yakaladı.

KÖRFEZ NATO’SUNU KURTARMA HEDEFİ BASKIN ÇIKTI

Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn üçlüsü, Katar’ı KİK üyesi ülkelerin içişlerine karışıp ‘güvenlik anlaşması’nı ihlal etmekle suçlayıp Mart 2014’te Doha’daki elçilerini çekti. Şeyh Temim’in Suudi Kralı Abdullah’ı ziyareti ve Doha’nın İhvan liderleriyle aldığı bazı önlemler gerilimi düşürmeye yetmedi. Suudiler Körfez’in NATO’su gözüyle baktıkları KİK’i güvenlik tehditlerinin arttığı bir dönemde daha fazla örselememek için zamanla esnerken BAE keskin tutumunu sürdürdü. Sonunda 16 Kasım 2014'de Riyad’daki olağanüstü zirvede Katar’ın içişlerine karışmama sözü vermesi üzerine kriz aşıldı ve çekilen elçiler Doha’ya gönderildi. Geriye Sisi’yi Katar’ın istenilen kıvama geldiğine ikna etmek kaldı. KİK’in 9 Aralık’taki zirvesinden Mısır yönetimine güçlü bir destek mesajı çıkartılarak yol açıldı. Ortak bölgesel polis ve donanma gücünün kurulmasına da karar verilen zirve, KİK’in 2015 dönem başkanlığını devralan Katar’ın başkenti Doha’da olması önemliydi.

Sisi’ye Kahire görüşmesinde ne tür garantiler verildiğini bilmiyoruz. Kahire’den yazılanlara bakılırsa yeni bir başlangıca yeşil ışık yakan Sisi lafa değil İhvan’a finansmanın kesilmesi, liderlerinin sınır dışı edilmesi ve El Cezire’nin yayın politikasını değiştirmesi konusunda somut adımlara bakacak. İlk somut adım da dün geldi: 2013’te Kahire’deki ofisleri kapatılınca Doha’ya taşınan El Cezire Mubaşir’in yayınları durduruldu.

KATAR’I GERİ ADIMA ZORLAYAN TEHDİT

Peki, doğalgaz zengini Katar, El Cezire üzerinden ‘darbeci’ diye aşağıladığı Sisi’ye ‘Sayın Cumhurbaşkanı’ deme noktasına nasıl geldi? Dış politikasını fırsatlar üzerine kuran ve çapraz ilişkilerle kafa karıştıran Katar’ın çark etmesi çok şaşırtıcı değil. Ama Temim’i zorlayan bazı unsurlara da değinmek lazım:

-Suudi Arabistan ve BAE tarafsızlığını korumayı sürdüren Umman bir yana KİK içinde Katar’ı yalnızlaştırmayı başardı.

-Suudi Arabistan ve BAE, İhvan’ı terör örgütü listesine koyarak Katar’ı bir nevi terörün finansörü durumuna düşürdü.

- Ön önemlisi; Riyad, Katar’ın tek kara bağlantısı olan Suudi kapısını ve havasahasını kapatma tehdidinde bulundu. Başta gıda ürünleri olmak üzere ithalatta bazı kalemler önemli ölçüde Suudi-Katar kapısına bağlı. Verilen bilgilere göre süt ürünlerinin yüzde 80’i, alüminyumun yüzde 92’si, çimento gibi inşaat malzemelerinin yüzde 30’u karayoluyla Suudi Arabistan üzerinden ithal ediliyor. Özellikle 2022 Dünya Futbol Kupası inşaatları sürerken sınırların ve havasahasının kapanması Doha’ya esaslı bir darbe olurdu. Tabi Katar da Suudilerin yedeğindeki BAE’ye doğalgaz ihracatını keserek karşılık verebilirdi ama işlerin bu noktaya gelmesini kendisi de istemedi.

AMERİKAN FAKTÖRÜ

Burada ABD’nin tutumuna da özel bir yer ayırmak gerekiyor. Başkan Barack Obama’nın Erdoğan ile görüşmediği New York’taki BM Genel Kurulu toplantıları sırasında Sisi’ye kucak açmasından ve Kahire’nin uzun süredir beklediği 10 Apaçi helikopterinin teslimatını onaylamasından sonra Şeyh Temim’e de uygun adım düşerdi. Katar’ın Amerikan düşmanlarıyla geliştirdiği ilişkilerden hareketle ABD’ye rağmen dış politika güttüğü düşüncesine kapılmadan önce Katar’ın savunmasını kime havale ettiğini hatırlamakta fayda var. ABD’nin El Ubeyd Üssü’nde bulundurduğu asker sayısı Katar ordusunun mevcudu kadar. El Seyliye Üssü ile Doha Uluslararası Hava Üssü’nde konuşlandırılan Amerikan askerlerini saymıyorum. Katar’ın ABD’ye tersmiş gibi gözüken ilişkileri kritik dönemlerde Washington için de kullanışlı hale gelebiliyor. Hamas’la ilişkilere de bu açıdan bakmak lazım. ABD, Katar üzerinden Hamas’a baskı yapabiliyor. Yine İsrail’in Gazze’de yıktığını Katar yeniden inşa ediyor! Yani İsrail’in ödemesi gereken tazminatı Katar ödüyor! Elbette Filistinlilerin yaraları sarılmış olduğu için kimsenin sesi çıkmıyor. Hamas’a desteğine paralel olarak İsrail’le de ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştiren Katar, İsraillilere Doha adıyla bir de stadyum kazandırmıştı. Yani Katar zıpçıktılık yapıyor ama her şey ABD’ye rağmen değil! ABD, Katar’ın ilişkilerini ciddi sorun yapsaydı 2012’de 10 milyar dolar, 2014’te 11 milyar dolar değerinde silah satışına onay vermezdi. Neyse tekrar konuya dönersek; ABD ile başka bir sürü alandaki işbirliğinin geleceği açısından Washington-Kahire hattı çalışırken Doha-Kahire hattındaki arızanın akut hale gelmesi sırıtırdı. Ki bugünlerde ABD’nin Körfez’de birbirine giren müttefiklerinden istediği kavgayı bırakıp bir an önce IŞİD’e karşı kafa kafaya vermeleri. Katar’ın kulübe dönmesi halinde bu uyumun Suriye başta olmak üzere diğer bölgesel sorunlara nasıl yansıyacağı da önemli.