Elysee Sarayı'ndaki gerilla!

Erdoğan'ın IŞİD'i Kobani'de yenilgiye uğrattığı için kahrettiği Rojava'dan iki Kürt kadın lider, Hollande tarafından sarayda ağırlandığında mesajın ilk hedefi Ankara'ydı.

“Keşke François Hollande'dan önce Recep Tayyip Erdoğan bu jesti yapsaydı, Kürtleri bu şekilde kabul etseydi. Bir komşu olarak bunu önce Türkiye'den beklerdik” dedi, biraz kırgınlık, biraz kahırla. Sözler, son iki yılda yaptığım tüm görüşmelerde “Türkiye ile dostluk istiyoruz, yüzümüz aşağı değil yukarıya dönük. Her türlü güvenlik garantisi veriyoruz, bizden zarar gelmeyecek” sözünü tekrarlayıp duran PYD Dış İlişkiler Temsilcisi Zuhat Kobani’ye ait. Paris’te ağırlanan Rojava heyetinden bahsediyordu.

Tarih 8 Şubat 2015.

Yer Elysee Sarayı.

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’in karşısında oturan iki kadın; biri PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah, diğeri YPJ Komutanı Nesrin Abdullah.

YPJ, Rojava’nın silahlı gücü Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) kadın kolu.

Asya Abdullah geleneksel Kürt kıyafeti Nesrin Abdullah askeri üniforma ile arz-ı endam etti.

Erdoğan’ın ‘terörist’ deyip IŞİD ile bir tuttuğu hareketin baş aktörlerine Türkiye’nin NATO’daki müttefiki ve Suriye devrim projesindeki en önemli ortağı Fransa kucak açtı.

Üstelik son derece simgesel mesajlar içeren bir kabul ile.

Dün PYD’nin Paris, Brüksel, Süleymaniye ve Erbil temsilcileriyle görüştüm, hepsinin ilk önce vurguladığı şey: “Heyet Hollande tarafından resmi olarak davet edildi.”

Heyetin Erbil’den özel jetle alındığı ya da hızlandırılmış bir prosedürle tüm masrafları Fransa tarafından karşılanmak üzere Erbil’den Paris’e uçtukları yönünde çelişkili bilgiler geldi. Elbette ‘özel jet’ ile alınmak geleneksel kıyafet ve üniforma ile sarayda ağırlanmak kadar önemli bir detay.

Özel jet olsun ya da olmasın Zuhat Kobani’nin ifadesiyle çıkan sonuç şu:
“Resmi davet, geleneksel kıyafetlerle kabul biçimi Kürt kimliği, Kürt siyasi varlığı ve Kürt savunma gücünün Fransa liderliğince kabul edildiği anlamına geliyor.”

2012 ve 2013’te Serekaniye’de Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve diğer İslamcı örgütler, daha sonra sahneye çıkan IŞİD eliyle boğdurulmak istenen Kürtleri Batı başkentlerine taşıyan Kobani’deki direniş oldu.

Charlie Hebdo saldırısından sonra IŞİD ile mücadeleyi daha da ciddiye alan Hollande’ın sahada ortağa ihtiyacı var, Kürtlerin de desteğe. Zuhat Kobani’nin dediği gibi “Fransa, IŞİD’e karşı savaşa öncülük etmek istiyor ve Rojava’nın aktörleriyle işbirliğinin yollarını arıyor.”

Zuhat Kobani ve saraydaki görüşmeye katılan PYD’nin Paris temsilcisi Halid İsa’dan edindiğim bilgilere göre Kürtler Kobani’yi doğuda Tel Ebyad, batıda Carablus ve güneyde Rakka’dan baskı altında tutan IŞİD tehdidinin tamamen bertaraf edilmesi için uluslararası desteğin büyütülmesini istedi. Talep edilen şey etkili ve modern silahlar. Almanya bu tür silahları Güney Kürdistan’da Peşmerge’ye vermişti. Türkiye’nin ‘PKK’nin eline geçer uyarıları’ yüzünden YPG-YPJ bu türden yardım alamıyor. Sanki IŞİD’e karşı Şengal’den Mahmur’a, Kerkük’ten Hanekin’e kadar PKK ile ortak pozisyon alan Peşmerge hiç cephane paylaşmıyor!

Elysee Sarayı’nda gündeme gelen başka bir konu Türkiye’nin Kobani’ye koridor açması. Burada amaç yıkılan Kobani’nin yeniden inşası için gereken malzemenin taşınması ve projelerde yer alacak uluslararası uzman heyetler ile yardım kuruluşlarının geçişlerinin sağlanması.

Tabii ihale TOKİ’ye kalırsa koridor işi kolay!

Şaka bir yana Kürtler Türkiye’nin kendiliğinden bunu yapmayacağını gördükleri için NATO’daki müttefiklerinin olası baskısından medet umuyor.

Eminim koridor için ilk şart ‘özerklikten vazgeçip Suriye muhalefetine katılsınlar’ olur.

Peki, Elysee’deki bu iltifatın karşılığı ne olacak? ABD gibi Fransa da IŞİD ile mücadelenin kendilerine küresel rekabette açtığı nüfuz alanının farkında. Ayrıca artık Kürtler yükselen bir güç ve bu güce yatırım yapmak bölgenin geleceğine yatırım yapmak anlamına geliyor. İki ülke de bunu gördü ve Türkiye’nin çıkardığı gürültüyü kulak ardı ediyor. Ki Fransa, ABD’nin 2003’ten sonra frene basıp Ankara’yı radikalleri palazlandırdığı gerekçesiyle suçlamaya başladığından beri Türkiye’nin yanında duran en şahin ülkeydi.

Bu işbirliğinin bedeline dair akla ilk gelen şey Kürt direnişini daha geniş cephelere taşımak. IŞİD’e karşı havada Batı, karadan Kürt unsurları yeni savaş düzeninin üst başlığını oluşturuyor. Burada gri alan Kürtlerden istenilen şeyin Suriye ordusuyla da çatışmayı içerip içermediği.

Bu konuyu Zuhat Kobani’ye birkaç kez üsteleyerek sordum: Rojava güçleri savaşı kendi kentlerinden uzak tutmak için benimsediği savunma politikasını terk edip hem IŞİD hem rejim güçlerine karşı saldırı pozisyonuna geçecek mi?

Kobani ve Cezire kantonları etrafındaki mevcut IŞİD tehdidi ve Afrin kantonuna yönelebilecek müstakbel tehditler için IŞİD’in daha geniş bir alanda temizlenmesi gerekiyor. Uluslararası destekle Kürtler buna hazır. Bu da operasyonlarının Fırat Nehri boyunca genişlemesi anlamına geliyor.

Rejimle savaşa gelince. Yanıt biraz diplomatik. Zuhat Kobani’nin dediği şu: “Bizim direnişimiz bütün özgürlükçü Suriye güçlerinin direnişidir. Amacımız bütün Suriye’yi demokratlaştırmaktır. Biz ortaya bütün siyasi, etnik ve dinsel grupların katıldığı bir demokratik yönetim modeli koyduk. Bu sistemi tüm Suriye’ye mal etmek istiyoruz. Haliyle bu sistemi yaymak mevcut diktatör rejimle mümkün değil. Bizimle aynı amacı paylaşan özgür Suriye güçleriyle ittifak kuracağız. Meşru savunma politikasından vazgeçmiş değiliz ancak bizimle Kobani’de savaşan Özgür Suriye Ordusu’na bağlı Burkan el Fırat (Fırat Volkanı) gibi güçler saldırıya uğradığında biz de kendi rolümüzü oynayacağız. Haseke’de olduğu gibi rejim güçleri saldırdığında bunları yanıtsız bırakmayacağız.”

Burada bir sorun var. O da sahada ÖSO’nun tükenmiş olması. Sahada IŞİD dışında gücünü koruyan Nusra Cephesi, İslam Ordusu, Ensar el İslam, Ahrar-u Şam gibi örgütlerin hayallerindeki Suriye ile Kürtlerin pratiğe aktardıkları taban tabana zıt. Bunu hatırlattığımda Kobani “Bizim ortaya koyduğumuz modeli kabul eden güçlerle işbirliğinden bahsediyoruz” dedi. Bir başka Kürt kaynak ise “ABD ya da Fransa’nın artık Esad rejimiyle savaşmak gibi bir önceliği yok, rejimle savaşma talebini onlar da gündeme getirmiyor” ifadelerini kullandı.

Kürtlerin Batı yolculuğu Paris ile sınırlı kalmayacak. Sırada başka yolculuklar var.

Bu süreçte Kürtler, Türkiye’nin en çok korktuğu şeyi elde ediyor: IŞİD ile savaş üzerinden uluslararası meşruiyet. Bu kazanım Türkiye üzerindeki baskıyı daha da arttıracak ve Erdoğan ‘olmaz’ dediği birçok şeyi yapmak zorunda kalacak. Yakın süreçte en nefret ettiği kelime muhtemelen ‘koridor’ olacak.