Gat ve acı kahvenin çocukları neler yapıyor?

Uzak diyar Yemen'de ne oluyor? Kim ne istiyor? Kim bu Husiler? Kimden destek alıp kiminle savaşıyorlar? İşin içine bir de vekâlet mücadelesi girdiğinden yanıtlar insanların nerede durduğuna göre değişiyor

Avrupalıların henüz deniz yollarını keşfetmediği dönemlerde ‘Huzur ve Refah Dolu Arabistan’ diye anılan Yemen’de epey zamandır ne huzur var ne refah. 33 yıl sonra 2012’de Ali Abdullah Salih’ten kurtulan Yemen bu kez Husi isyanıyla çalkalanıyor.

22 Eylül’de Devlet Başkanı Mansur Hadi’ye ‘Ulusal Barış ve Katılım Anlaşması’nı kabul ettiren Husiler, anlaşmaya ihanet edildiğini, başkanın oğlunun içinde yer aldığı yolsuzlukların katlandığını ve 6 federal bölge öngören yeni anayasa taslağının ülkeyi böleceği gerekçesiyle önce Devlet Başkanlığı Sekreteri Ahmed Avad bin Mübarek’i kaçırdı, ardından Başkanlık Sarayı’nı işgal etti. Anlaşmanın altını oymakla suçlanan Mübarek anayasa taslağının onaylanacağı konsey toplantısına giderken alıkonuldu.

Uzak diyar Yemen’de ne oluyor? Kim ne istiyor? Kim bu Husiler? Kimden destek alıp kiminle savaşıyorlar? Dostları ve düşmanları kim? Bu, İran ile Suudi Arabistan’ın güç mücadelesi mi? İşin içine bir de vekâlet mücadelesi girdiğinden yanıtlar insanların nerede durduğuna göre değişiyor.

HUSİLER NEREDEN ÇIKTI?

Husi hareketinin mensupları Şiiliğin Zeydiye kolundan olunca mezhep vurgusu hemen öne çıkıyor. Hareket adını 2004’te öldürülen liderleri Bedreddin el Husi’den alıyor. Zeydiler ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Ülke 1962’ye kadar 1000 yıl boyunca Zeydi imamların kontrolündeydi. Hareket 1992’de kuzeydeki Saada kentinde ‘İnanan Gençlik’ adıyla ortaya çıktı. El Husi’nin 2004’te öldürülmesi üzerine hükümet güçleriyle başlayan çatışmalar 2010’daki ateşkese kadar sürdü. Hareketin liderliğini El Husi’nin kardeşi Abdülmelik el Husi yürütüyor. 2011’de patlak veren Arap isyanları sırasında gösterilere katılan ama geçiş sürecinde Müslüman Kardeşler (İhvan) kadar öne çıkmayan Husiler kısa sürede baş aktöre dönüştü. Husilerin siyasi gücü Ensarullah, Lübnan’daki Hizbullah’ın Yemen versiyonu olma yolunda.

İSYAN NEDEN ÇIKTI?

Eylüldeki ilk isyanı tetikleyen, hükümetin Dünya Bankası’nın baskısıyla petrol sübvansiyonlarını kaldırma girişimiydi. İkinci isyanı kışkırtan da yeni federasyon planı oldu. Husilere göre 6 bölge önerisi Yemen’in bölünmesine yönelik bir komplo ve burada dış güçlerin parmağı var. Husiler 1990’daki birleşmeye kadar bağımsız olan Komünist güneyin özerklik taleplerine Ulusal Barış ve Katılım Anlaşması çerçevesinde çözüm bulunmasından yana. Solcuların altı bölge formülüne karşı çıkmasının nedeni şu: Kuzey dört bölge ile iktidarı yine domine edecek ve kendisine iki bölge verilen güney zayıf kalmaya devam edecek. Husiler ise taslağı Ensarullah’ın ele geçirdiği yeni bölgelerde gücünü kırmaya yönelik plan olarak görüyor.

KİM KİMİNLE SAVAŞIYOR?
Müttefik gruplarla birlikte silahlı Halk Komiteleri’ni oluşturup 21 vilayetten 16’sında kontrolü sağlayan Ensarullah, bir tarafta Beyda gibi yerlerde Kaide ile diğer tarafta Suudi destekli Sünni aşiretler ve Müslüman Kardeşler’in Yemen uzantısı Islah Partisi ile savaşıyor. Ensarullah’a karşı Sünni aşiretleri örgütleyen isimlerin başını Suudilerin has adamı kaçak General Ali Muhsin el Ahmer çekiyor. General Muhsin’in aşireti Ahmer’in Husilere husumeti eskilere dayanıyor. Generalin kendisi de 2004-2010 arasında Husileri karşı operasyonun komutanlığını yapmıştı. Islah Partisi’nin kuruluşuna aynı aşiretten Şeyh Abdullah bin Hüseyin el Ahmer ile birlikte öncülük eden de General Muhsin’di. Partinin liderliğini halihazırda aynı aşiretten Sadık el Ahmed öncülük ediyor. Yani Ahmer İhvan’ın gücünü borçlu olduğu aşiret. Husiler bölgedeki aşiretleri Kaide ile ortak cephe kurmakla itham ediyor. Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi'nin şerî kadısı Şeyh Ebu Maria el Kâhtani’nin Husi hamlesini ‘Rafizi darbesi’ olarak niteleyip Sünni devrim çağrısı yaptığını da not edelim. Husilerin eylülde sahneye çıkmasıyla birlikte Kaide taktik değiştirip sivilleri hedef almaya başladı. Husilere yönelik 150 Kaide saldırısı kayda geçti.

DARBE Mİ DEVRİM Mİ?

Ensarullah’ın müdahalesi Körfez medyası ve Husilerin hasımlarına göre darbe, İran çizgisinde olanlara göre devrim. Nobel Barış Ödülü’nü paylaşan Tevekkül Kirman da ‘darbe’ diyenler arasında. Kirman sosyal medyadan Abdülmelik el Husi'ye şöyle seslendi: "Senin meşruiyetin yok ve senin gücün Yemen'i kontrol etmeye yetmez. Yemenliler senin İran ve Ali Abdullah Salih tarafından desteklenen projeni reddedecektir. Yemen senin tahmin ettiğinden daha büyük. Kullandığın kaba kuvvet sana geri dönecek.” 2011 devriminin figür ismi olarak parlatılan Kirman’ın bu çıkışı gayet anlaşılır çünkü kendisi de bir Islah üyesi. Ensarullah’a göre ise Halk Komiteleri, Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’nın ağır silahları dışarı çıkarma girişimini önlemek için harekete geçti ve çatışma muhafızların ateş açması üzerine yaşandı. Amaç sarayı ele geçirmek ya da darbe yapmak değildi.

HUSİLERİN DERDİ İMAMET Mİ?

Husilerin nihai amacına yönelik tartışma büyük. Anadolu Ajansı, Yemen’le ilgili haberlerinde “Husiler, demokratik ve çoğulcu bir devlet yönetimini reddederek, devletin meşruiyetinin Hz. Muhammed'in soyundan gelen yöneticilere ait olması gerektiğini iddia ediyor” savını paylaşıyor. Bu, Körfez medyasının da dilinden düşürmediği bir iddia. Halbuki Ensarullah, 21 Eylül’de başkente girdiğinde bir Husi iktidarını dayatmak yerine ulusal uzlaşı hükümetini talep etmiş ve bu amaç doğrultusunda diğer örgütlerle birlikte ‘Ulusal Barış ve Katılım Anlaşması’nı imzalamıştı. Üstelik peşinen 34 üyeli mutabakat hükümetinde kendisine düşen 6 koltuğun güneyin solcularına verilmesini önermişti. Ensarullah, Başkanlık Sarayı’na girerken de amaçlarının Hadi’yi devirmek olmadığını belirtip şu talepleri ileri sürdü: Anayasa taslağı gözden geçirilsin, Barış ve Katılım Anlaşması uygulansın ve aşiretlerin ordunun silahlarına da el koyarak kontrolü ele aldığı Ma’rib gibi yerlerde güvenlik sağlansın.

33 yaşındaki Abdülmelik el Husi de televizyon konuşmasında ulusal kimlik ve katılımı öne çıkardı:“Katılım, bu anlaşmanın en önemli maddelerinden biridir. Katılım, diktatörlük belasından kurtulmak için en zorunlu ulusal esaslardan biridir. Sadece siyasi katılımla bu diktatörlük belasından kurtulabiliriz… Maalesef parti, mezhep ve etnik kimlik Yemen ulusal kimliğine hakim oldu. Biz aynı ülkeye, millete ve dine sahibiz. Birçok siyasi grup bunu anlamıyor.”

BU MEZHEBİ BİR SAVAŞ MI?

Husi isyanının mezhepsel bir çıkış olduğunu söylemek zor. Husileri diğerlerinden ayıran İran’la paralellik arz eden siyasi duruşu. Mezhebi suçlamalar daha çok hasım cepheden geliyor. İddiaya göre Mübarek’in ofisinde Ensarullah’la mücadeleyi öngören bir güvenlik planı ele geçirildi. Belgelerde Ensarullah’a karşı aşiretlerle işbirliği yapılması, mezhebi çatışmaların kışkırtılması, Ensarullah’ın Yemen’i ‘imamlar yönetimine’ geri götüreceği tezinin işlenmesi tavsiye ediliyor. Anadolu Ajansı’nın da servis ettiği Husi imameti özlemi propagandasını en fazla kullanan kendisi de bir Zeydi olan devrik lider Abdullah Salih idi.

İRAN’IN ROLÜ NE?

WikiLeaks belgelerine göre Salih, 2004-2010 arasındaki sancılı dönemde “İran Husileri destekliyor” iddiasıyla ABD’den silah ve mali destek almaya çalışıyordu. Ama Amerikalılar İranlıların bu işte parmağının olduğuna ikna olmamıştı. Belgelerdeki bilgilere bakılırsa Husiler silahları bağlantıları sayesinde Yemen ordusundan temin ediyordu. Bugün de Ensarullah’ın hasımları “Husiler İran adına savaşıyor” görüşünde ısrarlı. Hadi de Yemen açıklarında ele geçirilen silah yüklü İranlı gemileri İran-Husi bağlantısının göstergesi olarak öne sürmüştü. (Tabii ele geçirilen Türk gemileri İran gemilerinden fazlaydı.) Husiler ise İran bağlantısını reddediyor. Husilerin limanları ele geçirmesinin ardından İran’dan gizli silah sokulduğu iddiaları daha da arttı. İran bağlantısına dair somut deliller sunulmasa da Tahran yönetimi Hizbullah'ın Lübnan'da yürüttüğü rolü, Ensarullah'ın da Yemen'de üstlenmesini istiyor. Bu, açıkça dillendirilen bir şey. Bugün Ensarullah’ın elindeki silahları eski düşman Salih’in adamlarının temin ettiği de yaygın bir kanaat. Husilerin Halk Komiteleri’ni Salih’in müttefikleriyle birlikte kurduğu da söyleniyor.

SUUDİLER NEDEN KORKUYOR?

Gölgesi eksik olmayan Suudiler ise İran’ın Suriye’nin intikamını Yemen’de Husiler eliyle almaya çalıştığını düşünüyor. Riyad, 2004’te çatışmalar başlayınca Husi etkisinin Suudi Arabistan’ın güneyinde tarihsel olarak Suudi hanedanına kuşkuyla bakan Asir ve Necran bölgelerini etkileyebileceğinden korkuyordu. Suudiler Husilere karşı bariyer olsunlar diye önce Haşid, sonra Bakil aşiretlerini finanse etti. Suudiler bu destekle yetinmeyip 2009’da Husilere karşı havadan askeri operasyon düzenledi, hatta ABD’den aldıkları salkım bombalarını kullandı. Arap isyanları patlak verince de Suudiler, Yemen’i kendi haline bırakmadı. Riyad siyasi nüfuzunu sürdürebilmek için ABD’nin desteğiyle Körfez İşbirliği Konseyi çerçevesinde geliştirdiği planla Salih’i kızağa alıp Hadi’yi başa geçirdi. Ancak Husilerin inisiyatif alması bu planı bozguna uğrattı. Suudiler, Husilerin eylülde başkent Sana’yı ele geçirmesi üzerine Yemen’e tüm yardımları dondurdu. En son Husiler petrol zengini Ma’rib’i kuşattığında Suudiler bu kentin düşmesinin kırmızı çizgi olduğunu Hadi’ye iletti. Bölgedeki aşiretlerin ellerinde parlayan gelişmiş silahlar da Suudi finansmanına işaret ediyor. Bu ittifaktan şöyle bir sonuç çıkıyor: Suudiler Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da savaş açtıkları İhvan’ın Yemen koluna ortak düşmana karşı müttefik muamelesi yapmakta sakınca görmüyor.

Eski medeniyet havzası Yemen hem uyuşturan ‘gat’ıyla hem uyandıran kahvesiyle ünlü. “Gat çiğnemekten uyuşmuşlar, isyan edemezler” diye küçümsenen Yemenliler öylesine ayaklandılar ki isyan mevsimi bir türlü geçmiyor. Galiba ‘gat’ın etkisi geçti, artık kahve zamanı. Bari çok acılaşmasa!