HDP kime güveniyor?

Hrant Dink anması öncesi, kahvaltıda gazetecilerle bir adaya gelen HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ 'barajı aşamama ihtimali'nden Cizre'ye, Kobani eylemlerinden Charlie Hebdo karikatürleri'ne dek pek çok konuda soruları yanıtladı.
HDP kime güveniyor?

HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ İstanbul'da Hrant Dink'i anma mitingi öncesinde bir grup gazeteci ile kahvaltıda bir araya gelip soruları yanıtladı. Herkesin bir süreden beri ne fazla merak ettiği konu HDP’nin genel seçimlerde yüzde 10'luk barajı aşma stratejisi. HDP liderlerinin mülahazalarına bakıldığında birkaç nokta ‘bağımsız adaylarla seçime girme’ taktiğini terk etmede öne çıkıyor:

- Türkiye'nin bütün kesimlerini kucaklama iddiasındaki HDP projesinin parti olarak seçime girilmediği takdirde anlamsızlaşacağı gerçeği. Bağımsız adaylarla yarışta sınırlı sayıda ve daha fazla Kürt seçmenin profiline uygun adaylarla giriliyor olması ister istemez oy tabanını daraltıyor. Bu kez 550 aday gösterilecek, bu şekilde partinin çalışma alanı tüm illere genişleyecek.

- Yapılan araştırmaya göre ilk kez oy kullanacaklar arasında HDP'yi destekleyenlerin oranı yüzde 12-14 civarında.

- Cumhurbaşkanlığı seçiminde katılımın düşük olduğu yerler doğu ve güneydoğu illeriydi. Bunun nedeni 250 bin kadar mevsimlik işçinin oy kullanmamasıydı. Bu oylar kullanılsaydı cumhurbaşkanı adayı olarak Demirtaş yüzde 10'u aşabilirdi. Benzer şekilde yurtdışındaki seçmenlerden de yaklaşık 300 bini tatilde olmaları nedeniyle oy kullanmadı.

- Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmelettin İhsanoğlu'nun adaylığına tepki olarak Demirtaş'ın desteklendiği tespiti doğru değil. Araştırmalara göre Demirtaş'ı destekleyenlerin yüzde 94'ü genel seçimlerde de HDP'yi destekleyeceğini söylüyor.

- HDP'nin oy oranını yüzde 7 civarında gösteren anketler manipülatif. HDP'nin kasımdaki araştırması oy oranının yüzde 9.4 olduğunu gösteriyordu.

Demirtaş HDP projesinin kendini ortaya koyması gerekliliğine özel vurgu yapıyor: “İki dönem bağımsız adayla girme bizim için konjonktürel olarak mecburiyetti. Şimdi bütün ezilenlerin ortak yaşam iddiasını bir kenara iterek bağımsız girmek bu projenin iflası demektir. Gençlik bizi daha iyi anlıyor, gençlere güveniyoruz.”


‘HDP PARLAMENTO DIŞI KALIRSA…’

Kritik bir diğer soru: "HDP'nin parlamento dışında kalması çözüm sürecini nasıl etkiler?"

Demirtaş ister parlamento içinde ister dışında olsunlar parti olarak mücadele etmeye devam edeceklerini belirtiyor: "Bunu hükümet düşünmek zorunda. Şu an İmralı Adası'na bizim milletvekillerimiz gidiyor. O zaman bir çözüm bulmak zorunda. Seçimleri ölüm kalım meselesi olarak görmüyoruz. Barajı aşamazsak 4 yıl dışardan çalışırız. Parlamentoya girmedik diye kan gövdeyi götürecek değil. Barajı aşamazsak yüzde 18 civarında irade parlamentoya yansımayacak demektir."

Yüksekdağ ise müzakerelerin kaderinin hükümetin demokratikleşme temelinde atacağı adımlara bağlı olduğunu vurguluyor: "Çözüme yönelik gelinen noktada bir politik patinaj söz konusu. Politik patinaj halini aşmak için bir sıçrama olmalı. Bunu da risk almadan aşamayız. Bir de olaya şuradan bakmak lazım, HDP barajı aşar meclise girerse bu memlekette neler çözülür diye düşünmek zorundayız. Risk alıp sıçramak bir zorunluluğa dönüşmüş durumda."


‘KOBANİ DİRENİŞİNE AKP TABANI DA KATILDI’


Kobani ile ilgili 6-8 Eylül olaylarının HDP'yi olumsuz etkilediği tespitini de Demirtaş reddediyor: "Kobani direnişinde AKP tabanı da o direnişin içindeydi. Kobani düştü düşecek söylemi AKP tabanını da çok rahatsız etti."

Hükümetin, BDP'yi baraj altında tutmak için dindar Kürtlerin oylarına oynayan HÜDAPAR'ı öne çıkarma taktiğine karşı özel bir strateji var mı? Demirtaş'a göre buna gerek yok:

“Bölgede HÜDAPAR'dan çok daha güçlü İslami çevreler var. Bizim bu gruplarla ciddi bir ilişkimiz mevcut. Elbette AKP, HÜDAPAR'ı öne çıkarıp o kesimlerin bize kaymasını önlemeye çalışıyor. Demokratik olarak halkı ikna ediyorlarsa buyursun yapsınlar. Ama kirli işbirliği ile bu olmaz. Ben HÜDAPAR'ın kitleselleşme şanslarının olduğunu düşünmüyorum. Bizim özel bir muhafazakâr çizgi üretmemize gerek yok. Çünkü zaten muhafazakâr tabanı da kapsayan bir çizgimiz var.”

HDP liderleri, iki haftada dördü çocuk altı kişinin öldürülmesi nedeniyle gündemden düşmeyen Cizre'deki duruma da değindi. Demirtaş'ın "Cizre'yi paralelciler karıştırıyor" iddiasına yanıtı şöyle:

“Paralelciler yapıyor diye bir kolaycılığa kaçmamak gerekir. Hükümetin hakim olamadığı bir yer yok, kaymakam ve emniyet müdürünü Ekrem Dumanlı atamıyor. Oradaki polis, özel kuvvet ve istihbarat düzenlemelerinin hepsini AKP yapıyor. İki yıldır paralel yapıyla mücadele ederken hala 'Paralel Cizre'de provokasyon yapıyor' diyorsa hükümet istifa edip gitsin. Bu bir meydan okuma ve güç gösterisidir, bunu yapan da AKP'dir. Olaylara karışan araçlar sizin araçlarınız, hepsi plakasız. Ateş açıldığında nereden açıldığını tespit edip suç duyurusunda bulunamıyorsunuz. Balistiği yapılamayan silahlar kullanılıyor. Devlet yapıyor iz bırakmıyor, biz böyle bir devletiz diyor. Gerekirse hukuk dışına da çıkarım, sen bir şey yapamazsın diyor.”


‘CİZRE’DE HÜKÜMETTEN BAĞIMSIZ KUŞ UÇMAZ’


Cizre'de ne hükümet, ne KCK ne de HDP'nin sözünün geçtiği, PKK'nin gençlik yapılanmasının kimseyi dinlemediği yorumlarıyla ilgili de Demirtaş "Hükümetten bağımsız orada kuş uçmaz, bütün istihbarat ve güvenlik ağı mevcut, hangi mahallede, hangi sokakta ne olduğunu AKP çok iyi bilir. Otorite boşluğu değil otorite fazlalığı var. YDG-H hendeklerin kaldırılacağı ve yüzü kapalı eylem yapılanların ajan ilan edileceği gibi kararlar aldı, bunları ilan ettikten sonra olaylar başladı" diyerek olup bitenlerden dolayı hükümeti sorumlu tutuyor.

Demirtaş yeni güvenlik yasasını da hükümetin sokak korkusuna bağlıyor: "Bütün muhalif merkezleri ve muhalif olma ihtimali olan herkese karşı tedbir amacıyla dizayn edilmiş bir yasa. Elbette bu yasa olmasa bile zaten polis istediğini yapıyor. Bugüne kadar polisin şiddetinden dolayı kime soruşturma açıldı ki. Sorun polisin yetkisiz olması değil hükümetin çok yetki kullanmasından kaynaklanıyor. Hükümet meseleyi tersten anladığı için ve halkın öfkesinin çok kabardığını bildiği için bu yasanın arkasına sığınıyor. Bu yasa müzakere sürecinin ruhuna tümden aykırıdır, süreci tümüyle tuzla buz edebilir. Bu yasayı engellemek için sokağa çıkarsak dediğimizde kıyameti kopardılar. Çünkü sokaktan çok korkuyorlar. İşledikleri suçların büyüklüğünü biliyorlar ve halkın Tunus'taki, Mısır'daki gibi birden sokağa döküleceğinden korkuyorlar. Bence bu yasa çıkıyor diye sokağın meşruiyetinden taviz verilmemelidir. Fiiliyatta zaten hukuksuzluk doludizgin. Valiler her yerde hukuku çiğniyor. Cumhurbaşkanı anayasayı çiğniyor. Muhalefet edip yasayı durdurmak gerekiyor." Bu konuda Yüksekdağ ise "Yasa harekete geçmeye yeltenecek güçlere karşıdır. Gayrinizami bir toplumsal hareket olabilir diye düşünüyorlar" diyor.


NEWROZ’DA ATEŞKES İLANI KONUŞULMADI

Demirtaş müzakere sürecinin durumuna dair de şunları kaydediyor: "Hükümet çerçeve taslağı üzerinde müzakerelere başlayabiliriz dedi, KCK da kabul etti. Gözlemci heyet, genişletilmiş heyet, bizim heyetimizin gidip esasa giren müzakereyi başlatması lazım. Tartışma başladı, demokrasi gelecek diye ham hayal içine girmememiz gerekiyor. Bu zihniyet değişmediği sürece AKP ile 50 yıl müzakere yapsanız ülkeye demokrasi gelmez. Yine de bu bir süreçtir, orta ve uzun vadede sonuç alınabilir diye düşünüyoruz."
Hazirandaki seçimlere kadar çözüm beklentisini gerçekçi bulmayan Demirtaş, Abdullah Öcalan’ın Newroz’da silahların bırakılması çağrısı yapacağı iddiasıyla ilgili de “İmralı’da HDP heyetiyle yapılan görüşmelerde ‘silah bırakma çağrısı yapılacak’ diye bir konuşma olmadı. Diyelim ki oldu; KCK dağdan indi, peki siz ne yapacaksınız? Programınız nedir? PKK dağdan insin ben şunu yapacağım diyor musunuz? Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik diyorlar ama ortada bir şey yok” diyor.


‘KARİKATÜRE TEPKİNİZ ŞU OLUR: GÜLMEZSİNİZ’

Bir diğer kritik mesele Charlie Hebdo'ya saldırı ve Cumhuriyet gazetesine yönelik tepkiler. Hassasiyetin Hz. Muhammed'in çizilemeyeceğine dair inançtan kaynaklandığını belirten Demirtaş hükümetin tutumunu tehlikeli buluyor: "Karikatüre tepkiniz şu olabilir: Gülmezsiniz... Katliam destek gördü, acıtıcı olan budur. Gösteri ve tepki Charlie'nin karikatür çizmesi kadar haktır. Ama hiçbir şey katliamı mazur gösteremez. Başbakan Paris'e gidip yürüyüşe katıldı ama üzerinde oluşan baskıyı atmak için Cumhuriyet'i günah keçisi yaptı. Cumhuriyet'in hedef gösterilmesi doğru bir iş değil. Sokakta bu kadar çılgın ve bu kadar IŞİD'çi yapılanma varken cumhurbaşkanı ve başbakanın hedef göstermesi çok tehlikeli bir iş."

Demirtaş’ın Ermeni soykırımının 100'üncü yılıyla ilgili demeci de şöyle: "Hakikatle doğru temelde yüzleşmek gerekiyor. İnşallah yüzüncü yılda geçmişle hesaplaşmak için bir hakikat komisyonu kurulur, helalleşme süreci başlar."

Toplantıdan çıkan sonuç; HDP eşbaşkanları Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda uzun soluklu bir mücadeleden bahsediyor. Hedef bu mücadeleyi Türkiye’nin tüm kesimlerini içine alacak şekilde genişletmek. HDP’nin barajı aşması da bu hedefe yaklaşıldığı ölçüde mümkün. Fakat siyaset ziyadesiyle mayınlı.