Hıristiyanlar Kürtlere niye çıkıştı?

Türkiye'nin Kürtlere baskıyı arttırması ve ABD'nin YPG ile ortaklığı derinleştirmesine paralel olarak Rojava modeli taşlanmaya başladı.

“Suriye’deki krizinin en çarpıcı tarafı nedir” diye sorsanız derim ki çok fazla tanık olduğum şey acıların içine doğranmış yalanlardır, gerçeği tahrif eden algı oyunlardır.
IŞİD, Tel Ebyad’dan kovulup sıra Cerablus’a geldiğinden beri Rojava’yı sınava tabi tutan ve insan hakları karnesi veren girişimler arttı. YPG-YPJ, PYD ve TEV-DEM gibi özerklik hareketinin aktörlerini daha az hata yapmaya zorlayan bir baskı oluşturması açısından bunun elbette olumlu bir tarafı var. Kimse hatadan münezzeh değil. Savaş ortamı bir sürü anormallikler doğuruyor. Ancak bu coğrafyada çoğu zaman gerçekler bize paket halinde gelen tabloların yansıttığından farklı olabiliyor.
İlk hamleyi Amnesty International yaptı. Saygın bir kuruluş, Kürtleri Arap ve Türkmen köylerini yıkmak, insanları zorla sürmek, etnik temizlik yapmak ve savaş suçu işlemekle suçladı.
YPG de suçlamaları reddetti: Raporun Rojava’daki yapılanmaya karşı çıkan Suriye Ulusal Koalisyonu’na (SUK) angaje olduğunu, IŞİD’e yardım etmiş kişilerin tanık olarak kullanıldığını, bölgede bir savaşın yaşandığı ve evlerin çatışmalarda yıkıldığı gerçeğinin göz ardı edildiğini, IŞİD’in evlere yerleştirdiği bubi tuzakları ile araziye yerleştirdiği binlerce mayına değinilmediğini ve IŞİD tehdidinin sürdüğünü kaydetti. Konuştuğum Kürt kaynaklar insanların yavaş yavaş evlerine döndüğünü, güvenlik tesis edildiğinde diğerlerinin de döneceğini, tabi IŞİD’e katılmış olanların da cezalarını çekeceğini söylüyor.
Kürt yetkililer ayrıca Amnesty’ye bir teklifte bulunuyor: “Yeni bir komisyon gönder, birlikte bütün iddiaları araştıralım.”
Yüzlerce savaşçısını yitiren YPG’nin intikam hissiyle hareket etme, sınırları aşma ve IŞİD’in sığınak bulduğu yerlerde toplu cezalandırma taktiklerine başvurma ihtimalini dışlamıyorum. Ki Rojavalı kaynaklar da savaş sırasında hatalar yapıldığını ama bunlarla yüzleşmekten kaçınmadıklarını belirtiyor. Kuşkusuz YPG aleyhine dillendirilen iddialar ciddiyetle soruşturulmalı ve gereken yapılmalı. Övünerek sundukları model bunu gerektiriyor.
Beri tarafta etnik temizlikle suçlanan Kürtler, Tel Ebyad’da yeni yönetimi Arap, Türkmen ve Ermenilerle birlikte inşa etti. Tel Ebyad’da yürütme kurulunda 7 Arap, 4 Kürt, 2 Türkmen ve 1 Ermeni yer aldı.
Daha önceki yazılarımda altını çizmiştim: Eğer Kürtler etnik temizliğe yönelirse kurdukları kanton sistemi bütün esprisini yitirir. Çünkü bu sistem bütün gücünü Kürt, Arap, Süryani, Keldani, Ermeni, Türkmen ve Çeçenlerin yani bölge halklarının yönetime katılmasından alıyor. Bu halklardan herhangi birinin mağdur edilmesi ortak yaşamın sütunlarını hızlıca çökertir. Bölgenin durumu ve iç dinamikleri bu tür bir sonucu üretmeye çok müsait. Bir Arap aşireti ya da dini bir topluluğun bir unsuru Kürtlerle, bir unsuru rejimle, bir unsuru da SUK gibi muhalif güçlerle birlikte hareket edebiliyor. Bu tür bölünmüşlük, durumu farklı aktörlerin müdahalesine açık hale getiriyor. Bu kırılganlığı azaltmanın en mantıklı yolu baskı değil işbirliğini büyütmek.
Amnesty’den sonra Süryani, Arami, Keldani ve Ermeni cemaatlerinden 18 örgütün imzasıyla Cezire Kantonu ve YPG’yi suçlayan bir bildiri yayımlandı. Bu, kafaları daha da karıştırdı. Suçlamalar şöyle:
- Kürt güçleri Haseke’de özel mülkleri gasp ediyor. ‘Göçmen Mülkü Kanunu’ ile iç göçle yer değiştirmek zorunda kalan Süryanilere ait mülklere el konuluyor.
- Kilise okullarının müfredatına müdahale ediliyor.
- Hıristiyanlar zorla askere alınıyor.
- YPG milisleri Habur köyünü koruyan Süryani birliğinin komutanı David Jendo’u öldürdü.
Bu suçlamalara ilaveten benim konuştuğum bir Süryani de YPG’nin Süryanileri bölgeden çıkarmak için evlerini yaktığını ya da yıktığını öne sürüp bunu etnik temizliğin işareti olarak gördüğünü söyledi.
Bütün bu iddiaları özerklik hareketinin en etkili isimlerinden TEV-DEM Yönetim Kurulu Üyesi Eldar Halil, iki PYD yöneticisi ve bölgede iki yerel gazeteciye sordum. Ayrıca Suriyeli Süryanilerin meseleleriyle çok yakından ilgilenen Christian Political Foundation for Europe’un yöneticisi Johannes de Jong ile birkaç kez görüştüm.
Anlatılanlardan çıkan sonuçları şöyle özetleyebilirim:
- “El konuldu” diye üzerinde çok durulan yer Haseke’deki Amal Süryani İlköğretim Okulu. Önce Suriye ordusu okulu karargâh olarak kullandı, sonra IŞİD’in eline geçti. Temmuzdan itibaren IŞİD’i bölgeden çıkartan YPG okula yerleşti. Okulun sorumlusu Rahip Gabriel Haço, YPG’den okulu boşaltmasını istedi. Ancak YPG reddetti. Kürtler çatışmaların sürdüğünü, savaşçıların barınacağı bir karargâha ihtiyaç olduğunu ve bölge güvenli hale gelince zaten boşaltılacağını söyledi. Ayrıca YPG, kendileri çıktığında rejim güçlerinin okulu tekrar karargâha dönüştüreceğini düşünüyor ve bunu istemiyor.
Terk edilmiş mülklerle ilgili bir düzenleme ise 20 gün önce Cezire Kantonu Yasama Meclisi’nde gündeme geldi. Yasama Meclisi Eşbaşkanı Nezire Gavuriye bir Süryani! Tartışılan öneri terk edilmiş evlerin idaresinin sahipleri dönünceye kadar yönetime verilmesini öngörüyor. Bu evlere geçici olarak çatışmalarda yerinden olmuş ailelerin yerleştirilmesi ve metruk evlerin üçüncü şahıslar tarafından gasp edilmesinin önlenmesi amaçlanıyor. Ama öneri yasalaşmış değil.
- Suriye’de resmi okullarda okutulan kitaplar Rojava’da da geçerli. Ancak müfredattan Baas rejimini öven bölümler çıkartıldı. Bazı Süryani gruplar ise eski müfredata göre eğitimin sürmesini istiyor. Müfredattaki diğer değişiklik anadilde eğitim. Ne Arap ne de Süryaniler için Kürtçe zorunlu değil. Her halka kendi anadilinde eğitim hakkı tanınıyor. Kürtler komisyon kurup hazırlıklar yaptı. Diğerleri için de hazırlıklar sürüyor. Bazı Süryani okullarında eskiden de Süryanice eğitim vardı. Onlar için değişen fazla bir şey yok.
- Zorla askere alma meselesinde de durum şu: Bütün gençler değil her aileden bir kişinin öz savunma için 6 aylık askeri eğitim alması zorunlu hale getirildi. Bu kişiler cephe hatlarına gönderilmiyor, şehir merkezlerinde tutuluyor. Kürtler IŞİD’e karşı direnişi sürdürmek için bütün halkların savunma gücüne katılması gerektiğini söylüyor. Bu zorunluluk Araplar için de geçerli. Hâlihazırda YPG saflarında Süryani gençler savaşıyor. Süryani yerleşim birimlerinde asayişi YPG’nin yardımıyla oluşturulan Süryani birliği Sutoro sağlıyor. Süryani Askeri Konseyi de Haseke’de IŞİD’e karşı savaşta YPG’nin müttefiki.
- Süryani komutan David Jendo’yu öldürenlere 12 ile 20 yıl arasında hapis cezası verildi. Yani suç cezasız kalmadı.
Johannes de Jong imzacıların bir kısmının imzasına sahip çıkmadığını, bunun kasıtlı bir tepki organizasyonu olduğunu ve arkasında rejimle bağlantılı kişilerin bulunduğunu düşünüyor: “Süryani Ortodoks Kilisesi’nin merkezini arayıp imza atıp atmadıklarını sordum, açıklamadan haberleri bile yoktu.”
Eldar Halil de aynı kanaatte: “Bu iddiaların arkasında rejimle bağlantılı kişiler var. Zaten bizden önce Süryani örgütler bu suçlamaları reddetti.” Tepki verenlerden biri Süryani Birlik Partisi. Partinin temsilcisi Senharib Bersum, ANHA’ya iddiaların asılsız ve ayrılık çıkarmaya yönelik olduğunu söyledi.
Cezire bölgesindeki Hıristiyan toplulukların rejim ile Kürtlerin lokomotif güç olarak öne çıktığı ‘özerk Rojava’ arasında ikilemde kalması doğal. Ayrıca Kürtlerin IŞİD’e karşı Rusya değil de ABD’yle ortaklığı derinleştirmesi rejimi rahatsız ediyor. Bu durumda Şam yönetimi, rejimle barışık cemaat temsilcilerini yanında görmek isteyebilir. Kürtler kendi ittifak ağını genişletmeye çalıştığı gibi rejim de bölgede aşiretleri ve yerel unsurlarla dirsek temasını sürdürüyor.
Özetle savaş koşullarında her şey düzgün gitmiyor ve hatalar yapılıyor ama ‘soykırım’ ve ‘etnik temizlik’ suçlamalarına kredi açmak bağımsız ve objektif soruşturmaları gerektiriyor.
Bu konuların hassasiyet eşiği yüksek; manipülasyona çok açık. Azami dikkat şart.