Kırılan misafir kalemler!

Bir dönem AKP yönetimini överken baş tacı edilen misafir kalemler kötü gidişata bağlı olarak zülfüyare dokununca birden bire iktidarın gözünde casus, hain ve komplocu oluverdi. Der Spiegel muhabiri Hasnain Kazim, Soma ile ilgili bir haberinden sonra tam 10 bin tehdit mesajı aldı. Sadece bu örnek bile durumu özetliyor.

Türkiye hükümeti islamofobia ve yabancı düşmanlığına karşı Avrupalı Müslümanların hamisi kesildi ya aklımıza bizdeki bir avuç yabancı geldi. Özellikle işini yapan yabancı gazeteciler. Bizim için onlar misafir kalemler. Ve tabi yabancı medyaya çalışanların bir kısmı Tarkiye vatandaşı, onlara da reva görülen muamele yabancılardan farksız. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın sadece elini sıkarak tavırlı davrandığı Paris’teki yürüyüşe katılmasının amacını ‘saldırının Müslümanlara karşı bir kampanyaya dönüşmesini engellemek' olarak açıkladı. Ardından Berlin’de Şansölye Angela Merkel’le islamofobia tehlikesini konuştu. Hiç de küçümsenemeyecek bir sorun olan islamofobia meselesi artık Türkiye’nin AB ile sarpa saran ilişkilerinde yeni bir argüman. Ancak kimsenin Türkiye’nin hamiliğini aradığı falan yok. Türkiye’nin efelenmesinin kimseye faydası da yok. Kusurları çok ama Hollande da Merkel de azınlıklar konusunda Ankara’dan daha dikkatli. Kendi ülkesinde Ermenifobik, Rumofobik, Yahudifobik, Alevifobik, Şiifobik söylemlerden kaçınmayan bir yönetim Avrupalılara ne anlatabilir? Ama Türkiye’nin kendi içindeki yabancılarla sınavına dair anlatılacak çok şey var. Ben sadece AKP yönetimi ve trol tayfasının Türkiye’de yabancı gazetecilere yapıp ettiklerine değineceğim.

DİYARBAKIR'DAKİ GÖZALTI

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kürsülerden hedef gösterdiği bir gazeteciye birkaç saat içinde binlerce tehdit ve hakaret mesajı ulaşıyor. Gezi olaylarından beri bir kaşık suda boğdurulanlar arasında ilk etapta akla gelenler: BBC’den Selin Girit, CNN’den Ivan Watson, Der Spiegel’den Hasnain Kazım, New York Times’tan Ceylan Yeğinsu, The Economist’ten Amberin Zaman.

Devletin yabancı bir gazeteciye dişini gösterdiği son olay Charlie Hebdo saldırısının gölgesinde kaldı. Oradan başlayalım: 2012’den beri yaşadığı Diyarbakır’da yaşayan Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink 6 Ocak’ta gözaltına alındı. Geerdink Kürt sorunuyla bölgeden ilgilenen tek yabancı gazeteci. Kimileri tası tarağı toplar gider diye bekledi. Telefonla arayıp “Hala buralarda mısın” diye takıldığımda şunu söyledi: “Elbette sınırdışı edilirsem gidecek bir ülkem var. Ancak Türkiye’yi seviyorum. Bu ülkenin misafirperver, güler yüzlü, ilgili insanlarını bırakıp bir yere gitmeyeceğim.”

Suçlama Twitter mesajlarıyla terörü övmek ve Türk devleti hakkında olumsuz kanaatler oluşturmak. Gözaltına alınmadan önceki son yazısında Erdoğan'ı eleştirmişti. Geerdink'in şansı arkasında duran bir ülkesinin olmasıydı. O sıralarda Ankara’da bulunan Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders anında olaya müdahale etti. Geerdink’in şu sözü bu ülke açısından acı değil mi: “Evime 8 polisle kapıma dayanmalarına ve bir saati aşkın süre arama yapmalarına gerek yoktu, çağırmaları halinde gidip ifade verirdim. Elbette Türkiye vatandaşı bir gazeteci olsaydım belki hemen bırakılmazdım. Ülkem arkamda durdu, dışişleri bakanımız devreye girdi ve bu sayede çıktım.”

SUÇ İŞLEYENLER DOKUNULMAZ

The Econonist’in yanı sıra Taraf’a da yazan Amberin Zaman’ın başına gelenlere ne demeli?

Geçen yıl bir TV programında “Hiçbir şeyi sorgulamayan yüzde 25-35 arasındaki bir kitle var” tespitini yorumlarken “Bunu Türkiye’de, bir Müslüman ülkesinde beklemek biraz zor değil mi? Çünkü neticede İslam, merkezine bireyi değil cemaati alan bir din” dediği için sözlü linçe uğradı. Erdoğan’ın ‘haddini bil edepsiz kadın’ diyerek hedef gösterdiği Zaman o gün bugündür her fırsatta AKP’li trollerin saldırılarına uğruyor. Birilerini rahatsız eden her hangi bir söz ya da yazının karşılığı binlerce tehdit, taciz ve hakaret mesajı. IŞİD’in Türkiye’de gazetecileri kaçırabileceğine dair yazısı üzerine Zaman’ı “Seni ben keseceğim kafir” diyerek tehdit eden bir Twitter hesabı kapatıldı. Peki, Zaman’a yapılanlar ‘tahrik’, ‘tehdit’, ‘taciz’ ve ‘nefret’ suçu kapsamına girdiği halde ilgili makamlar saldırganlarla ilgili herhangi bir işlem yaptı mı? Hayır. Saldırganların dokunulmazlığı ilk taşı atanın en tepedeki kişi olmasından mı kaynaklanıyor? Aldığı tehditler karşısında Amberin Zaman’ın söylediği de şu: “Yabancı basın için Türkiye’de çalışmak her zaman zor oldu. 1990’lar boyunca Kürt meselesi kırmızı çizgiydi. Güneydoğuda mesleğimi yapmak dışında hiçbir sebep olmaksızın defalarca polis ve asker tarafından gözaltına alındım. O zaman ordu bugün tanık olduğumuz dilin aynısıyla gazetecileri karalamak için hükümet ve medyayı kullanırdı. Bugün fark, baskının doğrudan demokratik olarak seçilmiş bir hükümet ve onun propaganda kanallarından geliyor olması. Gazetecilerin hedef alınması sosyal medya ile daha da şiddetlendiriliyor. Hedef gösterme doğrudan en tepeden yani cumhurbaşkanından geldiğinde mesele daha da zorlaşıyor.”

10 BİN TEHDİT ALDI

Benzer bir linç girişimini Der Spiegel muhabiri Hasnain Kazim yaşamıştı. Geçen mayısta 301 madencinin öldüğü Soma faciasıyla ilgili Erdoğan’a oy vermiş bir madencinin “Şimdi şunu söylüyorum: Cehenneme git” sözünü haberinin başlığına taşıdığı için Kazim bir süreliğine Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Kazim, sıkıntılı günleri ve şu anki hissiyatını şöyle anlattı:

“Ben insanların öfkesini yansıtan bir alıntı yaptım. Bu birçok Erdoğan taraftarının öfkesini çekti. Bir gazeteci olarak Erdoğan’a cehenneme gitmesi gerektiğini söylediğim iddiasını Facebook ve Twitter’dan yaymaya başladılar. Bunun bir alıntı olduğu gerçeğini göz ardı ettiler. E-mail, Facebook ve Twitter’dan 10 bin tehdit mesajı aldım. Bunlardan biri ‘Boğazını keseceğiz’ idi. Çoğu Twitter hesabının hiç takipçisi yoktu. Bu nedenle organize bir kampanya ile hedef alındığımı düşündüm. Türk hükümeti polis koruması önerdi ama reddettim. Beni izleyen korumalarla gazetecilik yapamam. Güvenlik nedeniyle Türkiye’den ayrılmamın iyi olacağını karar verdik. 10 gün sonra döndüm ve güvende hissediyorum. Ancak gazeteci olarak Türkiye’de çalışmanın kolay olmadığını söylemek durumundayım. Yabancı bir gazeteci olarak her zaman özgür gazeteciliği, dolayısıyla beni destekleyecek bir hükümetim var. Türk meslektaşlarımın hayatı ise çok daha zor.”

New York Times muhabiri Ceylan Yeğinsu da IŞİD'in Ankara’da Hacı Bayram Camii’nde militan devşirdiğini yazınca hain ilan edildi. Halbuki IŞİD'le ilgili bir duyarlılığa yol açtığı için teşekkürü hak etmişti. Sert tepkiler üzerine gazete internet sitesinden Erdoğan’ın Hacı Bayram Camii’nden çıkarken çekilmiş fotoğrafını kaldırmak zorunda kaldı. Hükümeti destekleyen gazetelerin açıkça hedef gösterdiği Yeğinsu ciddi tehditler aldı. Yeğinsu çalışmalarını fazla öne çıkmadan sürdürmesine rağmen tehditler hala sürüyor.

Alman radyosu ARD'nin İstanbul stüdyosu ise yolsuzluk 'tape’leri ile ilgili yayını nedeniyle Mart 2014’de AKP’li göstericilerin hedefi olmuştu. Birkaç ay sonra radyonun kapısına hayvan pisliği bırakıldı. Kimin neden bıraktığı belli değildi ama bu durum radyo çalışanlarında ciddi bir tedirginliğe yol açtı.

Gezi protestoları sırasında Taksim Meydanı’ndan yaptığı canlı yayın nedeniyle hükümete karşı darbe komplosunun parçası olmakla itham edilen CNN muhabiri Ivan Watson ise artık mesleğini ‘aşığım’ dediği İstanbul değil Hong Kong’tan sürdürüyor. Erdoğan daha önce uçağına alıp özel röportaj verdiği Watson’ı ‘ajan’ olarak suçladı. CNN, Watson’ın görev yeri değişikliğinin önceden planlandığı belirtti ama ‘acaba’ sorusu akıllarda kaldı.

Gezi olaylarından beri BBC Türkçe Servisi’nin muhabirleri ve editörleri sıklıkla hedef tahtasına oturtuldu. BBC taarruzlara daha güçlü haberler üreterek ve ekibini sosyal medyada daha aktif hale getirerek karşılık verdi. Yine Today’s Zaman yazarı Mahir Zeynalov, Erdoğan’la ilgili tweetleri yüzünden Mart 2014’e kadar Türkiye’de oturma izni olduğu halde Şubat 2014’te sınır dışı edilmişti.

ÇALIŞAMAMA KORKUSU

Tabi yabancı medyada da bir Alo Fatih düzeni kurmak mümkün değil. Bunun yerine başka türden baskı mekanizmaları devreye giriyor. Yabancı gazeteciler özellikle oturma izni ve basın kartı alma gibi yaptırımlarla karşılaşmaktan korkuyor.

Yabancı medyaya çalışan Türkiye vatandaşları da hain muamelesi görmekten mustarip. Özetle bir dönem AKP yönetimini överken baş tacı edilen misafir kalemler kötü gidişata bağlı olarak zülfüyare dokununca birden bire iktidarın gözünde casus, hain ve komplocu oluverdi.

Misafirlerimizin ahvali bu. Bu insanlar dünyanın Türkiye'ye bakan gözleri. Hükümet ülkenin gazetecilerine yaptığı gibi misafir kalemlere de at gözlüğü takmaya yelteniyor. Ama bu dikiş tutmaz.

Kendin gibi olmayanları ötekileştir, azınlıkların sorunlarını çözmede samimi olma, bir avuç yabancı gazeteciye "Türkiye gazetecilik için zor ülke haline geldi" dedirttir, sonra kalkıp Avrupalı liderlere 'yabancı düşmanlığı yapma' diye ders ver, bununla yetinme Avrupa'daki Müslümanlara "korka, arkanızda Türkiye var" diye seslen. Bırakın Merkel ve Hollande'ın ne düşündüğünü Avrupalı Müslümanlara bile içi boş efendilik havasından gına geldi.