Kobani'den bir mektup!

1921'de 'bizi neden Fransızlara bıraktınız, neden kardeşi kardeşten ayırdınız?' diye Ankara'ya kahır dolu bir mektup yazan Kürtlerin torunları, şimdi Türkiye'ye bir mektup daha yazdı. Kürtleri kazanmak zor değil. Talepleri, ÖSO ya da İslami Cephe'nin diğer sınırlardan yararlandığı kolaylıklardan fazlası değil.

Günlerdir Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin talebi üzerine Türkiye’nin ‘açtık’ dediği koridordan Peşmerge'nin Kobani’ye gidip gitmediği bilmecesiyle delirmek üzereyiz. İktidarın medya suflörü ‘geçtiler’ diyor, konuştuğum Kobanili yetkililerden biri “Asparagas”, diğeri “Henüz geçen bir şey yok” diye yalanlıyor. Anladık bir şeyler olmak üzere ama olacağın orantısız gürültüsü insanı yoruyor. En iyisi olacağı bir kenara bırakıp olana bakalım: Türkiye’nin Kürtlere iyilik için önünde tarihi bir fırsat vardı, onu da ABD’ye kaptırdı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Afganistan’dan dönüşü gazetecilere söylediği “Bir şeyler dolaşmaya başladı. Nedir o? PYD'ye silah desteği vermek ve PYD'ye verilecek silah desteğiyle IŞİD'e karşı cephe oluşturmak. Tamam da PYD bizim için PKK ile eştir, o da bir terör örgütüdür. Bir terör örgütüne kalkıp da NATO'da beraber olduğumuz Amerika'nın böyle bir desteği çok yanlış olur, böyle bir şeye de biz 'evet' diyemeyiz” sözleri daha gazete sütunlarına yetişmeden ABD Başkanı Barack Obama’dan gelen telefonla vaziyet değişiyor. Kobani’ye havadan silah sevkiyatı yapılıyor. Ardından Dışişleri, Kobani’ye koridor açılması talebine yeşil ışık yakıldığını açıklıyor.

Madem Amerikan yardımıyla Kobani, IŞİD’i defedecek gibi duruyor, o halde sahada durumu fazla etkilemeyen ama sembolik adımlarla “Aslında benim de katkım var” diyen bir çaba sanki.

ZORAKİ ÇARK, ZİKZAK
Erdoğan’ın Kobani’deki tutumu keskinleştikçe ABD’nin PYD lehine duruşu netleşiyor.

Erdoğan’ın PKK’yle eşitlediği YPG’nin bir ‘irtibat subayı’ koordinasyon için ABD’nin başını çektiği koalisyonun ortak komuta merkezinde yer alıyor.

Yine Erdoğan’ın terör örgütü dediği PYD’nin Eşbaşkanı Salih Müslim’le ABD gizli temasları alenileştiriyor. 12 Ekim’de Paris’te ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Daniel Rubinstein’le görüşen Salih Müslim bu kez 18 Ekim’de Dohuk’ta ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Tony Blinken ile bir araya geliyor. Her yeni gelişme Ankara’nın geri adımlarına rağmen ABD ile Türkiye arasındaki çatlağın büyüdüğünü gösteriyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry “Kobani’de IŞİD’le çatışanlara sırtımızı dönmek sorumsuzluk olurdu” derken ‘sorumsuzu’ da tarif ediyor. ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı Marie Harf, Erdoğan’ın sözlerini hatırlatan muhabire “Birleşik Devletler kanunlarına göre PYD, PKK’den farklı bir grup, aynı değiller” yanıtını veriyor.

Amerikan cephesinde durum bu. Beri tarafta iki yıldır PYD’nin inisiyatifinde Rojava’da şekillenen özerkliği baskılamak için Barzani yönetiminin etkisini kullanmaya çalışan AKP yönetiminin elindeki Kürt kartı da zayıflıyor. Şengal’in düşüşüyle büyük prestij kaybeden Barzani’nin IŞİD’a karşı Güney Kürdistan’ın yardıma giden YPG’nin destek talebine bigane kalması siyaseten intihar olacağı için Ankara’ya daha fazla kulak vermesi zorlaşıyor. Üstelik 15 Ekim’de Irak Kürdistan Parlamentosu Rojava’nın tanınması ve her türlü yardımın yapılmasını öngören tasarıyla Barzani’ye ciddi bir yükümlülük tevdi etti.

Özetle ABD’nin Türkiye’yi açığa düşüren adımları, uluslararası kamuoyunda katmerleşen “Türkiye IŞİD’i destekliyor’ algısı ve ‘TSK sınıra yığdığı tanklarla Kobani’nin düşüşünü izliyor’ görüntüsü, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni kaybetme ihtimali, içerde barış sürecinin tehlikeye girmesi ve Kürtlerin psikolojik kopuşu büyük bir baskı yarattı. Hükümetteki zikzakların nedeni bu.

Beklenen adımlar birilerinin sandığı gibi ne tankların Kobani’ye girmesi, ne de doğrudan silah yardımı. Evet en acil konu bir koridorun açılması. Burada estirilen fırtına o kadar sert ki sanki payitaht, Barbaros Hayreddin’i Venedik’e gönderiyor.

ÖSO'YA VERİLENİ KÜRT'TEN ESİRGEMEK
Şimdi bu koridordan çıkıp Kürtlerin ne istediğine dair bir mektuba göz atalım: Kobani Eşbaşkanı Enver Müslim, 20 Ekim’deki Akil İnsanlar toplantısında 78’liler Derneği Başkanı Celalettin Can aracılığıyla Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bir mesaj iletiyor.

“Kobani’den saygıyla, sevgiyle selamlıyorum” diye başlıyor ve garanti veriyor: “Türkiye için risk faktörü değiliz. Türkiye ile de barış içerisinde yaşamak istiyoruz.”

Bu hep tekrarlanan ve de tutulan bir söz…

Enver Müslim sadece Rojava’nın isteklerini sıralıyor:

- Kobani'ye açılan Mürşitpınar Sınır Kapısı normal gümrük kapısı haline getirilsin. Hem ticari hem yardımlar, hem insanlar rahat geçiş yapabilsin.

- Saldırılar karşısında bir insani yardım koridoru açılsın.

- Kobani’nin kazanımlarımızı kolay elde etmedik, kolay da bırakmayacağız. Bu konuda kararlıyız. Tanınmak istiyoruz. (Malum Türkiye yardım için bu kazanımların çöpe atılması şartını koşuyor-FT)

- Nusaybin ve Kızıltepe-Şenyurt (askeri) kapıları yardım ve insan geçişleri için açılsın. Bu kapılardan hasta, yaralı ve heyetlerin geçişine izin verilmiyor. Şenyurt’tan sadece TC kimliği olanlar içeri alınıyor. (Bu bölge Cezire Kantonu’nda yer alıyor-FT)

- Afrin'den zeytinyağını satışı için transit yola ihtiyaç var. En yakın kapı Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kontrolündeki Öncüpınar kapısından bu sağlanabilir.

Talepler bunlar. 1921’de "Bizi neden Fransızlara bıraktınız, neden kardeşi kardeşten ayırdınız?” diye Ankara’ya kahır dolu bir mektup yazan Kürtlerin torunlarından yeni bir mektup. Kürtleri kazanmak zor değil. Bu talepler ÖSO ya da İslami Cephe’nin diğer sınırlardan yararlandığı kolaylıklardan fazlası da değil. Komşuluk için, güvenli sınırlar için, barış için, insanlık için çok mu?

Değil mirim! Hiç değil!