Kralınız çok şey istiyor!

Baş casus Bender bin Sultan, Şiilere cehennemi vaat etmişti. Ve o cehennem yaşandı. Şimdi Suudilerin yeni efendisi Selman, 'Sünni blok' kurma adına savaşa format atıyor. Pakistan'dan asker ve nükleer teknoloji istiyor. Kralın başkalarından da istekleri var.

Pakistan Başbakanı Nevaz Şerif, Suudi Kralı Selman’ın oluşturmaya çalıştığı yeni ‘Sünni Cephe’nin askeri olmak istememiş. Biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Sonuçta sürgün günlerini geçirdiği Suudi Arabistan, Şerif’in ikinci vatanı sayılır. Pervez Müşerref’in çizmelerinden giyinen askerler bir darbe daha yaparsa gideceği yer yine orası. Kendi başı Tehrik-i Taliban ve Leşker-i Cenkvi gibi örgütlerle dertte iken Suudilerin askeri destek talebine karşılık verememesi mazur görülebilir. Yine de İran’a karşı ‘Sünni Cephe’ için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi gönüllü olmaması bağımlı ilişkilerin tabiatına ters!

Nereden çıktı bu ‘Sünni Cephe’? Malum Yemen’de Şiiliğin Zeydi koluna mensup Husilerin sahneye çıkması ile Suud düzeni çöktü. Mezhebi bağ hasebiyle İran’ın doğal müttefiki sayılan Husilerin başkent Sana’yı ele geçirmesi Riyad’ın Şii karşıtlığını kabarttı. Riyad, Yemen’de Husilerin batırılmaması halinde Suudi Arabistan’ın doğusunda yaşayan ve nüfusun yüzde 10-15’ini oluşturan Şiilerin de isyan etmesinden korkuyor. Yemen’e ilaveten Suriye’de işlerin ters gitmesi ve Irak’ta bir dönem Şiilerin iktidarına karşı el altından desteklenen IŞİD’e karşı İran’ın inisiyatif alması Suudileri yeniden Sunni dünyayı organize etmeye itti.

Selman tahta geçtikten sonra İran karşıtı cephe için Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerinin yanı sıra Mısır, Türkiye, Ürdün, Pakistan liderlerini ağırladı.

Erdoğan’ın Selman ile görüşmesinin ardından ‘bölgede mezhepçi ve yayılmacı politikalara karşı ortak hareket edilmesi konusunda mutabakat sağlandığı’ belirtilmişti. Mısır olmadan bir Sünni blokun anlamı kalmayacağından burada Ankara ile Kahire hattındaki gerilimin bitmesi elzem. Bunun için Mısır ile kavganın kaynağında yatan Müslüman Kardeşler ile ilgili bir ortak akıl gerekiyor. Malum bu örgüt, Libya’da da Türkiye’yi hem Mısır hem Suudi Arabistan ile Körfez’deki yaveriyle karşı karşıya getirdi.

PAKİSTAN ASKER VERMEK İSTEMİYOR

İzleyebildiğim kadarıyla haşmetmeab müttefiklerinden üç şey istiyor: Askeri kalkan oluşturma, nükleer anlaşmaya karşı ortak duruş ve Husi yönetimini tecrit etmek için Libya’da yapıldığı gibi Yemen’in başkenti Sana’daki elçiliklerin Aden’e taşınması. Müstafi Devlet Başkanı Abed Rabbo Mansur Hadi, Husileri açığa düşürmeye çalışan Suudilerin baskısıyla istifasını geri çekip Aden’de işe koyulmuştu.

Pakistan’da yayın yapan Dawn gazetesine göre Selman acilen Riyad’a davet ettiği Nevaz Şerif ile 5 Mart’ta havaalanında İran’ın Arap dünyasındaki nüfuz alanını genişletmesi ve nükleer müzakereleri konuştu. Selman, Pakistan’dan Yemen-Suudi Arabistan sınırında Zeydilerin bulunduğu bölgeye askeri birlik konuşlandırmasını istedi. Kral’ın talebi Pakistanlılar için çok da sıra dışı değil. Nasıl olsa 1979’da İran’daki İslam Devrimi’ne karşı Kral Fahd’ın talebi üzerine dönemin Pakistan lideri Ziya ül Hak, Suudi Arabistan’a asker göndermişti. Yaklaşık 40 bin Pakistan askeri 10 yıl boyunca olası bir İran tehdidine karşı Suudi Arabistan’ı korumuştu! O vakitler Suudi Kralı, İran’a karşı savaşan Irak lideri Saddam Hüseyin’i finanse ediyordu. Hala az sayıda Pakistanlı askeri uzman Suud’un hizmetinde. Silah için ABD’ye milyarlarca dolar döken zavallı Suud yine biçare Pakistan ordusuna muhtaç! Ama asıl mesele İran’a karşı bir koalisyon çıkarmak.
Riyad, İran’ın nükleer programına ilişkin de ilginç bir tavır sergiliyor: Suudiler ABD ile İran arasında nükleer anlaşma sağlanırsa kendilerinin de nükleer program başlatacakları resti çekiyor. Suudilerin bunu yaparken Pakistan’ın nükleer teknolojisini kendileriyle paylaşacağına dair inançları tam olmalı.

Peki, Şerif, Selman’a ne dedi? Dawn’a göre Pakistan lideri terörizmle mücadele için katkı sunabileceğini ama şimdilik Suudi Arabistan’a asker gönderemeyeceği yanıtını verdi. Şerif ayrıca Sana’daki elçiliğin Aden’e taşınması teklifini de geri çevirdi. Şimdiye kadar Suudi Arabistan dışında Katar, Kuveyt ve BAE elçiliklerini Aden’e taşıdı.

Suudilere minnet borcuna rağmen Şerif aklın sesine kulak vermiş gözüküyor. Zira yüzde 20 oranında Şii nüfus barındıran Pakistan’ın İran karşıtı cepheye asker vermesi halihazırda kendi içinde ciddi bir soruna dönüşen mezhep düşmanlığını iç savaş boyutuna taşıyabilir. Şerif’in nükleer teknolojiyi paylaşma talebini ne dediği ise meçhul.

MISIR’IN BOYNU EĞRİ AMA GÖNÜLSÜZ

Peki, Mısır ve Türkiye’nin Suud kralına katkısı ne olabilir? Son Şarm el Şeyh’te Kalkınma ve Yatırım Konferansı’nda 4 milyar doları Suudi Arabistan’dan olmak üzere Körfez’den 12 milyar dolar yatırım sözü alan Sisi’nin hem tarihi hem güncel nedenlerle asker göndermesi zor. Şöyle ki Cemal Abdunnasır’ın Yemen’e müdahalesinden dolayı acı bir tecrübe var. Abdunnasır darbeyle Zeydi imamların iktidarına son veren cumhuriyetçileri desteklemek için 1962’de Yemen’e 70-80 bin asker göndermişti. Yemen bu şekilde Mısır’ın Vietnam’ı haline gelmişti. O zaman Zeydilerin arkasında duran bugün Husileri düşman ilan eden Suudi Arabistan’dı. Abdunnasır’ın müdahalesi yüzünden Mısır ile Suudi Arabistan arasında başlayan düşmanlık Arap-İsrail Savaşı’na kadar sürdü. Şimdi Sisi, Abdunnasır’ın hatasını tekrarlamak istemeyebilir.

İkincisi Sina Yarımadası’nda cihadi selefilerle savaşan ve Müslüman Kardeşler’e darbeden beri içerdeki türbülansı atlatamamış olan Sisi’nin durumu Pakistan’dan farklı değil.

Burada ayrıca Müslüman Kardeşler ile ilgili tavrın içeriği de belirleyici. Suudi Arabistan Mısır, Suriye, Tunus ve Libya’da Müslüman Kardeşler’e karşı takındığı kindar tutum Sisi’nin hoşuna gidiyor ama Yemen’de Husilere karşı en organize güç yine Müslüman Kardeşler. Bu yüzden Riyad, Yemen’deki Müslüman Kardeşler’in siyasi kolu Islah Partisi’ni diğerlerinden ayrı tutmak zorunda kalıyor. Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’de terör örgütü ilan edilen Müslüman Kardeşler’le ilgili bir orta yolun bulunması Türkiye ile Mısır’ı potaya sokmak için kilit önemde. Selman’ın Müslüman Kardeşler’i selefi Kral Abdullah’tan daha az dert edindiği söylenebilir. Selman, Müslüman Kardeşler ile ilgili rezervlerin Türkiye ve Katar’ın da içinde yer alacağı Sünni birliğin önüne engel olarak çıkmasını istemiyor. Al Monitor’da yer alan bir habere göre bu konuda Selman’ın telkinleriyle karşılaşan Sisi, Türkiye ile ilişkileri düzeltmekten yana olduğunu kaydetti ama Müslüman Kardeşler eksenli tepki siyasetinden vazgeçilmesi şartıyla.

SUUDİLERİN ASLA TERK ETMEDİĞİ BİR SAVAŞ

‘Sünni Cephe’ fikri mezhepçi duyguları tavan yapanların kulağına hoş gelebilir. Ama bunun nasıl bir şey olduğunu anlamak için Yemen ellerine gitmeye gerek yok. Kafanızı aşağı çevirip Irak’a bakın; 2003’ten beri yaşanan mezhepçi saldırıları kim finanse etti? Çok ‘güvenilir’ ve ‘içerden’ bir kaynağa atıf yapacağım! WikiLeaks’in sızdırdığı ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gizli belgelerine göre dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Aralık 2009’da en önemli müttefikleri hakkında şunu yazdı: "Suudi Arabistan hala Kaide (küresel), Taliban (Afganistan), Leşker-i Taliban (Pakistan) ve diğer terörist örgütler için finansal destek üssü vazifesi görüyor. Clinton’a göre Suudi Arabistan Kaide’ye karşı tehdit arz ettiği için kendi evinde önlem alıyor, dışarıda değil. Bu tespite Suudi Arabistan’ın Husilere karşı Kaide’yi de devreye soktuğuna dair haberleri de ekleyelim. ‘Arap Yarımadası’ndaki El Kaide’, neden yarımadada faaliyetlerini sadece Yemen’e hasretti sorusunu da sormanın tam zamanı.

Ortadoğu’da alevlenen mezhep savaşının köklerini görmek için eski İstihbarat Şefi Prens Bender bin Sultan’ın ayak izlerini takip etmek kâfi. Bakın Suriye’deki vekâlet savaşının da baş mimarı olan Bender bin Sultan, 11 Eylül saldırılarından bir süre önce Britanya Dış İstihbarat Servisi’nin (MI6) başkanı Sir Richard Dearlove’a şöyle demiş:

“Richard, Ortadoğu’da kelimenin tam anlamıyla ‘Tanrı Şiileri yardım etsin’ denilecek günler çok uzak değil. 1 milyarı aşkın Sünni artık onlardan bıktı.” Bu ifşaatı görevi bıraktıktan sonra bizzat Dearlove yaptı.

Bender’in vaat ettiği cehennemi Şiiler Irak işgalinden beri Irak Kaidesi’nin eliyle yaşadı ve Musul’un düştüğü 10 Haziran 2014’den beri de IŞİD’in eliyle yaşıyor. O yüzden Sünniliğin lideri olmak için can atan zevatın Suudi inisiyatifine tav olmadan önce bu ittifakın neye gebe olduğunu bir kez daha düşünmesinde fayda var.