Kraliyet gemisinde bir korsan

Corbyn eski düzene karşı heyecan verici bir umut ama yüzdüğü gemi vakti zamanında kendisine 'üzerinde güneş batmayan imparatorluk' yakıştırmasını yapan Kraliyet Donanması'na ait. İyi olan Corbyn'i kanatlandıran rüzgârın AB'nin farklı ülkelerde de esiyor olması.

Bir Baas halet-i ruhiyesi içerisinde rekabete asla izin verilmeyen AKP kongresinin gerçekleştiği gün Britanya’da da bir seçim neticelendi. Anamuhalefetteki İşçi Partisi’nde liderlik yarışını mutlak bir zaferle sosyalist Jeremy Corbyn kazandı. 423 bin partilinin oy kullandığı gerçek bir yarıştı.

Corbyn gibi bir ismin dünyanın dört bir tarafında parmağı olan bir ülkede İşçi Partisi’nin liderliğine yükselmesi çok konuşulacak bir durum. Evvela eski Başbakan Tony Blair savaş suçlarından dolayı mahkeme huzuruna çıkartılma korkusunu ilk kez iliklerine kadar hissetmiş olmalı. Blair'in bu korkuyu rakip parti değil de kendi partisinin başına geçen bir liderden dolayı yaşıyor olması ayrı bir trajedi! Tabi bunun olmasını kimse beklemiyor. Daha genel seçime 5 yıl var ve etkili çevrelerde, hatta bizzat İşçi Partisi içinde düşmanı bol olan Corbyn sandığı görebilir mi bilmiyoruz. Yine de başlangıçta adaylığı bile ciddiye alınmayan Corbyn kadar onu 3 rakip karşısında liderliğe taşıyan dip dalgasının yaratacağı baskılar önemli. Gençler ve sendikaların şişirdiği bu dalga hem iç siyasetteki hakim yapıları kasacak hem de Britanya’nın öteden beri ağırlığını hissettirdiği uluslararası alanda etkisini illaki gösterecek.

Etkilenecek alanın başında Ortadoğu politikaları geliyor. Bir kere İsraillilerin keyfi pek kaçmışa benziyor. İsrailliler öteden beri Corbyn’i ‘anti-semitik’ diye hedef gösteriyor. Gazze’deki ablukaya karşı çıkması, Filistinlilerle Dayanışma Kampanyası’nın üyesi olması, Hamas ve Hizbullah’tan ‘dostlarımız’ diye bahsetmesi, İsrail’in nükleer silahlardan arındırılması gerektiğini savunması ve İran’a uygulanan ambargoların kaldırılmasını talep etmesi Corbyn’in isminin önüne çentik atılmasının nedenleri. Bir şey daha: Cameron ‘evrensel yargılama’ yetkisi ile ilgili yasada değişiklik yaparak Britanya’yı ziyaret ederken insanlığa karşı suçlardan tutuklanma korkusu yaşayan İsrailli sivil ve askeri yetkilileri rahatlatmıştı. Değişikliğe itiraz eden Corbyn onlar için kötü haber.

Corbyn, kızağa çekilse de ABD’nin yedeğinde emperyal heveslerini koruyan Britanya’nın müdahaleci seyir defterinde de yeni bir sayfa açmak istiyor. Tony Blair’e ‘Bush’un fino köpeği’ unvanını kazandıran Afganistan ve Irak işgallerine sert tepki vermişti. Blair’in savaş suçlarından yargılanabileceğini gündeme getirmişti. 2013’te Suriye’ye askeri müdahale planına karşı çıktığı gibi IŞİD’e karşı hava operasyonlarını da çözüm olarak görmüyor. IŞİD’e karşı operasyonlara katılma önerisi önümüzdeki günlerde yine Avam Kamarası’nda gündeme gelecek ve Cameron eskisinden çok daha çetin bir muhalefetle karşılaşacak.

Britanya uluslararası arenada Amerikan müdahaleciliğinin yol açtığı gerilimleri emen bir paratoner gibi davranageldi.

İşçi Partisi içerisinde Londra’nın bu rolüne en fazla itiraz edenlerden biri de Corbyn idi. (Tabii ‘Kızıl Ken’ lakaplı eski Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone’ı unutmuş değiliz.) Corbyn birilerinin gözünde dün ‘kaçık’ bir vekildi, itirazları göz ardı edilebiliyordu; bugün iktidara yürüyen bir anamuhalefet lideri ve haliyle görmezden gelinemeyecek.

2020’de İşçi Partisi iktidara döner mi bilinmez ama Corbyn’in oluşturacağı Gölge Kabine ile Muhafazar Partili Başkakan David Cameron’ın burnundan getirmesi muhtemel. Cameron bunu hissetmiş olmalı ki Twitter’de ciyakladı:

“İşçi Partisi ulusal güvenliğimiz, ekonomik güvenliğimiz ve aileleriniz güvenliği için artık bir tehdittir.”

Zaman içinde İşçi Partisi ile Muhafazakâr Parti birçok konuda aynileşti. Sermaye lehine alttakileri unutan ekonomik politikalar, Trans Atlantik İttifakı’nın aktif üyesi olarak kalma kararlılığı, Kuzey İrlanda’nın bağımsızlığına izin vermeyen İrlanda siyaseti, Irak, Afganistan ve Libya’da görüldüğü üzere Amerikan müdahaleciliğine gönüllü ortaklık; nükleer silah programını sürdürme, nükleer enerji, özelleştirme, kamusal hizmetlerin daraltılması, serbest ticaret ve iklim değişikliği konularında iki partinin yaklaşımları çok da farklı değil.

Ama Corbyn bu konularda bırakın Muhafazakârları İşçi Partisi içinde de alarm verdirten önerilere sahip:

-NATO’dan çıkmayı tartışmaya açmak istiyor.

-AB’den çıkmayı savunmasa da birlikte reformu elzem görüyor.

-Uluslararası meselelerde askeri müdahaleler değil diplomasiyi önceliyor. Ortadoğu barışı için militan gruplarla müzakereyi savunuyor.

-Birleşik İrlanda’dan yana. Sinn Fein lideri Gerry Adams’ın dostu.

-Enerji sektörü ve demiryollarının millileşmesini öneriyor. (Yol arkadaşları arasında bankaların özelleştirilmesini isteyen de var.) -Dar gelirlerinin canını yakan kemer sıkma politikalarına karşı çıkıyor. Kesintileri durdurma sözü veriyor.

-Parasız eğitime ağırlık verilmesi ve kira meselesinde kamuya düzenleyici rol biçilmesini istiyor.

-O bir bostancı. Her yeni şehir planlamasında kent sakinleri için bostan alanı ayrılmasını öneriyor. Çevre konularında Yeşillerle yolları kesişiyor.

Corbyn’in hem İşçi Partisi ve Muhafazakâr Partili iktidarların baş belası olarak gördüğü sokaktaki itirazı ne kadar temsil edebileceğini bilmiyoruz.

Elbette Corbyn bir dalganın parlattığı dönemsel bir figür değil; 1983’ten beri parlamentoda olan deneyimli bir siyasetçi. Yaşam çizgisi liderlik koltuğunda da ilkelerine bağlılık için çaba göstereceğinin teminatı. 66 yaşında işine hala bisikletle gidiyor, markalı ürünler yerine yerel esnaftan giyiniyor, en az harcama yapan vekil unvanını koruyor. Böylesi birinden siyasi perende beklenmez. Ama kurulu düzenin Corbyn’i ‘adam etmek’ için marifetlerini sergilemekten geri durmayacağı da kesin.

Belli konularda kendi partisi içinden de direnişle karşı karşıya kalan Corbyn’in Britanya’ya keskin bir dümen kırdırmasını beklemek biraz naiflik olabilir. Daha şimdiden İşçi Partisi Başkan Yardımcılığı’na seçilen Tom Watson, Corbyn’nin NATO’dan çıkma ve Trident nükleer silahlı denizaltılarının yenilenmesi projesini iptal etme önerilerine karşı görüş bildirdi.

Özetle Corbyn eski düzene karşı heyecan verici bir umut ama yüzdüğü gemi vakti zamanında kendisine ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ yakıştırmasını yapan Kraliyet Donanması’na ait.

İyi olan Corbyn’i kanatlandıran rüzgârın AB’nin farklı ülkelerde de esiyor olması. Yunanistan’da 20 Eylül’deki erken seçim öncesi oyları erise de Syriza, seçime hazırlanan İspanya’da Podemos, Portekiz ve İrlanda’da sol partiler öne çıkıyor. Tabi bu ülkelerin küresel politikalara etkileri sınırlı. Bırakın iktidar olmayı Corbyn’in Gölge Kabinesi bile uluslararası konularda Pablo Igesias veya Aleksis Çipras’ın başında olduğu olası hükümetlerden daha fazla gürültü çıkarma potansiyeline sahip.