Mısır ikinci Suriye olursa Türkiye ne yapacak?

Suriye'de silahlı kalkışmayı meşrulaştıran bakış açısı Mısır için devreye. İstanbul'dan şiddeti teşvik eden İhvan üyelerinin rehberliği Türkiye'yi tehlikeli bir mecraya itiyor.

Mısır’da 3 Temmuz 2013 darbesi farazi değil gerçek, binlerce insanın canı yandı, binlercesi zindanlara atıldı. İktidardan indirilip terör örgütü ilan edilen Müslüman Kardeşler’in (İhvan) mağduriyeti ve mazlumiyeti de derin; lider kadro içerde, içerde olmayanlar firarda. Parlamento kapalı, Abdulfettah Sisi’nin kelamı kanun. Yani vaziyet kınanmaya müstahak. Bu, Mısır dramının birinci perdesi. İkinci perde de kurgu değişiyor. Muhammed Mursi içerdeyken İhvan’ın ambargolu olduğu seçimde Sisi cumhurbaşkanı seçildi, birkaçı dışında uluslararası aktörler nezdinde meşruiyet sorununu aştı; New York’ta Tayyip Erdoğan’a randevu vermeyen Barack Obama’yla görüştü. Körfez İşbirliği Konseyi’nden tam destek aldı, üstelik Katar’ın başkenti Doha’daki zirvede. 22-23 Mart’ta da ülkeyi genel seçimlere götürecek. Bu süreçte gözden kaçan İhvan’ın geçirdiği değişim. İhvan darbeyi ret koalisyonundaki tüm ortakları tarafından terk edildi. Fikri sabit olan tek taraf ise Türkiye. Türkiye ikinci perdeyi birinci perdenin replikleriyle oynamaya devam ediyor.

BARIŞÇIL EYLEMLERE VEDA MESAJLARI

Hükümet yetkilileri Sisi’ye tepkilerinin meşru, haklı ve ilkeli bir duruştan kaynaklandığını söylüyor. Mesele sadece bir duruştan ibaret olsa ve bu ilkesellik diğer dış politika konularıyla bütünsellik arz etse dert değil. Sorun, İhvan’ın ‘barışçıl siyaset ve eylem imkanı kalmadı’ gerekçesiyle giderek şiddete meyletmesi, Türkiye’nin de bu örgütün her şeyine kefil olması. Bir süredir İhvan üyeleri kısas yani dişe diş, göze göz, cana can yönteminin meşru hale geldiğini tartışıyor. Yani İstanbul’da üstlenmiş İhvan’la ilintili kanallardan ikisinde gördüğümüz şiddete teşvik eden yayınlar tekil bir durum değil. Üstelik bu yayınların sahada karşılığı var.

Mısır el An’ın sunucusu Muhammed Nasır ‘devrimci gençlerin polis şeflerinin evlerini gözlemlediğini’ belirtip polis eşlerine “Eşlerinizi zapt edin yoksa çocuklarınız yetim kalacak” diye sesleniyor. Nasır, Mısırlı ‘devrimci’ gençlere de “Kurşuna karşı barışçıl eylemlerden vazgeçelim. Şiddetli mücadeleye başlayalım” diye akıl veriyor. Rabia televizyonu ise ‘Devrimci Gençlik Liderliği’ adında bir grubun Mısır'daki yabancılara 11 Şubat’a kadar ülkeyi terk etmeleri, yabancı şirketler ve diplomatik temsilciliklerin faaliyetlerine son vermeleri tehdidi savuran bildirisine yer verdi. Kanal yetkilileri bu bildiriyi benimsemediklerini ve tartışmak için yayımladıklarını savunurken Sisi medyasının montaj yoluyla manipülasyon yaptığını öne sürdü. Rabia’nın “Şiddeti teşvik etmiyoruz” beyanını esas alsak bile İhvan adına daha vahim olan bir çıkış yine İstanbul’da yapıldı.

İhvan’ın Türkiye temsilcisi Dr. Eşref Abdülgaffar, strateji değiştirip ‘kısas’ siyaseti izleyeceklerini söyledi. Doğru Haber Gazetesi’ne verdiği röportajda ‘barış’ mefhumunu değiştirdiklerini ve yeni siyasete ‘acı veren barışçı hareket’ adını verdiklerini belirten Abdülgaffar, neden değişikliğe gittiklerini şöyle anlattı:

“Karşı tarafa da bir acı tattıracak barışçıl bir hareket anlamında yeni bir strateji değişikliği var. Çünkü biz 19 aydır öldürülüyoruz. 19 aydır barış barış diyoruz. Fakat gördük ki karşıdakiler bundan bir şey anlamıyor. Aksine bize çok acı veren şeyler yaşandı. O nedenle biz bu şeyi değiştiriyoruz, kısas yöntemine, dişe diş durumuna geçmiş durumundayız. Bu acıyı onlara tattırmamız lazım, çünkü bunlar hain! Yoksa bunlar barıştan anlamıyorlar. Bunlara bize tattırdıkları acıyı tattırmamız lazım ki caydırıcı olsun. Biz de inşallah artık bunu yapacağız… Mısır halkına mesajım şudur; sağlam dursunlar, her türlü fedakârlığa ve bedel ödemeye hazır olsunlar. Ama eninde sonunda zafer Mısırlıların olacaktır.”

‘KENDİNİ SAVUNMA’ ADI ALTINDA YENİ BİR SURİYE’YE DOĞRU

Bu tehdide “İhvan idam kararlarını önlemek için gözdağı veriyor” izahatını getirenler var. Ne var ki mesele gözdağının ötesinde. Çünkü kısas ve meşru müdafaa tartışmalarına paralel olarak Mısır’da saldırılar arttı. Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait 2 banka dahil çok sayıda kundaklama ve silahlı saldırı olayı yaşandı. Hal böyleyken İhvan’ın “Bu saldırılarla ilgimiz yok, şiddeti savunmuyoruz” izahatının kıymet-i harbiyesi nedir?

Daha vahimi bu tehdidin Türkiye’de iktidara yakın çevrelerde mazur görülmesi. Yolsuzluk ve rüşvetle ilgili tutumu nedeniyle ‘AKP’nin fetva makamı’ olarak anılan Prof. Hayrettin Karaman, Yeni Şafak’taki köşesinde Abdülgaffar’ın kısas mantığını mazur gördü: “Mısırlı meşruiyet temsilcileri 19 ay öldüler, yaralandılar, zindanlara atıldılar, işkenceye uğradılar ama ellerini silaha uzatmadılar. Şimdi meşru savunma haklarını kullanır da silaha sarılırlarsa ben, onları değil, darbecileri ve onlara destek verenleri kınayacağım.”
Suriye’de ‘barışçıl gösterilerin şiddetle bastırılması nedeniyle muhaliflerin nefsi müdafaa için silahlandığı’ mantığının Mısır için de devreye sokulmak istendiğini görüyoruz. Suriye’de ta başından itibaren adam öldüren silahlı kişilerin varlığını görmezden gelen AKP yönetimi aynı vahim hatayı Mısır’da yapıyor. Muhammed Mursi henüz iktidardayken cihadi selefilerin Sina’da başlattığı silahlı eylemler ve 2012’de İhvan üyelerinin Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın önünde eylem yapan göstericilere saldırması dahil birçok şiddet olayı gözardı edildi ve böylece dış siyasette temkin elden bırakıldı. Halbuki Türkiye darbeyi önlemek için İhvan üzerindeki etkisini ve Mısır’la dostluğunu kullanabilirdi. Ayaklanan milyonlarca insana karşı ‘Diren Mursi’ telkinleri yüzünden Türkiye darbeyi kendisine yapılmış hissetti. Ve bu hisle politika üretmeye devam etti.

‘İhvan’dan şiddet çıkmaz’ refleksiyle ilgili şunu söyleyebilirim: 3 Temmuz darbesi sırasında Kahire’deydim. İnsanların Kahire’deki Adeviyye Meydanı’na ‘şehadet’ aşkıyla aktığını ve ‘İhvan’ın son silahının şehadet olduğunu’ yazdığımda ‘darbeci’ ilan edildim. Halbuki “Ya şehadet ya zafer” İhvan’ın en eski sloganlarından biri. Geçmişte ölmek kadar öldürmeyi göze alanların İhvan’dan koptuğuna dair çok örnek var. Bu yüzden şiddeti onaylayanlar İhvan değil İhvan’dan kopanlar diye bir kanaat oluştu. Bu kanaatin üzerinde durmak istemediği şey ise İhvancıların da elinin silaha çok uzak olmadığıydı. Ve Sisi’nin Adeviyye’de yaptığı katliamdan sonra İhvan’ın barışçıl çizgisi sendelemeye başladı. Abdülgaffar’ın sözleri yaşanan dönüşümü ve şiddetin üst düzeyde onay görmeye başladığına işaret ediyor.

SUUD’DA YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ CESARET VERDİ

Bu dönüşümü hızlandıran birkaç güncel faktör var.

Birincisi idam kararlarına gelen onaylar. Ki son olarak 183 kişinin idamı onaylandı. Kararlar infaz edilirse Mısır’ın Suriyeleşme senaryosuna doğru hızlı bir savrulma yaşanabilir.

İkincisi İhvan karşıtlığının en büyük finansörü Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın ölümü. İhvan’a yakın kaynaklar yeni Kral Selman’ın selefinin Mısır politikasını değiştireceğini düşünüyor. Benzer beklenti Suriyeli muhaliflerde de var. Hem Mısır hem Suriye’yi ilgilendiren öngörü şu: “Kral Selman, Yemen’de Şiilerin Suud-Amerikan destekli iktidarı devirince İslamcılar yerine İran’la mücadeleyi öne çekebilir. İran’ın yenilgiye uğratılacağı cephe Suriye. Haliyle Riyad yönetimi tekrar Suriye’ye el atacaktır. Aynı şekilde Kral Selman, İhvan’ı şeytanlaştıran politikadan vazgeçebilir ve Sisi’ye desteği kesebilir.”

Suudi Arabistan’ın politika değişikliğine gideceği öngörüsüne Middle East Eye’ın editörlerinden David Hearst de katılıyor. İran’la hesaplaşmanın sertleşeceğine dair öngörüler daha gerçekçi durmakla birlikte Mısır konusunda henüz ortada hiçbir emare yok. Üstelik İhvan’la mücadelede başı çekenler yeni kralın kabinesinde yerlerini korudu.

İhvan’a yakın kanallardan biri açıkça “Kral Abdullah’ın ölmesiyle Sisi’nin omurgası kırıldı” yorumunu yaptı. Bu konuda İhvan’ın Türkiye temsilcisi Abdülgaffar’ın iddiaları da hayli uçuk: “Mısır darbe rejimi 20 bin Mısır askerini Husilere karşı savaşmak için Yemen'e gönderme bahanesiyle bunları Suudi Arabistan'a gönderip yeni krala karşı darbe komplosunda faal bir şekilde kullanmak istedi.” Hatta Abdülgaffar hava muhalefeti nedeniyle Kral Abdullah’ın cenazesine gidememesini “Cenazeye kabul edilmedi” diye yorumladı. İhvan’ın sandığı gibi bir veto olsaydı Kral Selman, 25 Ocak’ta Sisi’yi kabul etmezdi. Elbette Vehhabi ulemaya daha yakın duran ve koyu muhafazakar olan Selman’ın İhvan’a karşı hissiyatı selefinden farklı olabilir ama bunun reel politikaya yansıması sanıldığı kadar güçlü olmayabilir. Ki El Yevm el Sebi gazetesinin haberi doğruysa Kral Abdullah döneminde Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin kararlaştırdığı Mısır'a 10 milyar dolar yardım paketi yolda. Selman krediye ‘dur’ demezse İhvancıların beklentisi suya düşebilir. Unutmayalım ‘devamlılık’ ve ‘istikrar’ Suudi kralının ilk mesajıydı.

Şiddeti tahrik eden bir diğer gelişme de martta Şarm el Şeyh’te Sisi yönetimine destek amacıyla düzenlenecek yatırım zirvesi. Anlaşılan şiddete başvuranlar Mısır’ın güvenli olmadığı mesajını vermek istiyor.

Şimdi bu noktada durup sormak gerekiyor: Yatırım zirvesini boşa çıkarmak kime ne kazandırır? Mısır ordusunun Sisi etrafında ne denli kenetlendiğini görüyoruz. İhvan üyeleri misillemeden zafer umuyorsa dönüp Suriye’ye bakmalıdır. Şiddet olayları ile İstanbul’dan şiddet çağrısı yapan İhvan üyeleri arasında bağ kurulduğunda da kaybedecek olan Türkiye’dir. Umarım Karaman’ın yazısını bir yol haritasına dönüştürmezler. Katar’ın aralıkta Sisi ile barışmasının ardından hükümet çevrelerinde Türkiye’nin de Kahire ile ilişkileri düzeltmesi gerektiğine dair mesajlar gelmeye başlamıştı. İhvan’ın Suudi Arabistan’da kral değişimiyle beklediği yeni siyasal iklimin büyüsüne Ankara da kapılmışa benziyor. Aralık 2014’te İstanbul'da sürgünde parlamento kurup ‘darbe yönetiminin aldığı tüm kararları geçersiz saydıklarını’ bildiren Mısırlı vekillerin bu faaliyetlerini bir yere kadar izah etmek mümkün. Ama işin içine silah girdiğinde Türkiye mevcut politikasıyla asla koruyamayacağı bir kaleye nefer oluyor demektir. Bu darbe karşıtlığından farklı bir durum. Mesele boyut değiştiriyor ve farklı bir mücadeleyi gerektiriyor. Suriye’nin Ortadoğu fatihlerine ders olmaması ne kötü!