Ne 'Ayn'ı gördüm ne 'Arab'ı! Bırakın Kobani kalsın!

Bizden kopan ya da koparılan parçalara sığınak olmuş Kobani. Ermeniler gitmiş Kürtler kalmış. Bugün az da olsa aralarında Arap ve Türkmen de var. İsim üzerinden manipülasyon o kadar iğreti duruyor ki Kobani'yi boğdurma planlarına cila bile olamıyor.
Ne 'Ayn'ı gördüm ne 'Arab'ı! Bırakın Kobani kalsın!

Reis "Kobani'de artık sivil kalmadı. Orada 2000 PYD'li, IŞİD'le savaşıyor. İkisi de terörist" repliğine bir de “Aslında, adı üzerinde, Ayn el Arab’tır” sözünü eklemeseydi bu konuya girmeye niyetim yoktu. Bir halk yaşadığı yeri nasıl isimlendiriyorsa benim için esas olan odur. Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın cümlesindeki gizli önerme; ‘Kürtler oraya Kobani demiş olabilirler ama orası aslen Kürt değil Arap’tır. Savunmanıza da gerek yok yırtınmanıza da.’ Bu yüzden konuya girmek vacip oldu. Bölgenin insanlarıyla ve uzmanlarla konuştum. Rivayet muhtelif. Anlatılanların bir kısmı bilimsel bir temele dayanmıyor. Ama hiçbir hikâye de reisi haklı çıkarmıyor.

Ortak kanaat ismin bir Osmanlı projesi olan Berlin-Bağdat Demiryolu’nu inşa eden Alman şirketine atfen Almanca ‘şirket’ anlamındaki ‘kompanie’den geldiği yönünde. İstasyon inşaatı için Suruçlu işçiler çalıştırıldı. İşçiler şantiyeye doğru hareket ederken “Kompanie’ye gidiyoruz” diyordu. Bu, zamanla dile ‘Kobani’ olarak yerleşti. Şirketin adından hareketle bir başka teoriye göre isim ‘Ko. Bahn’dan (Kompanie Bahn) geliyor. Ancak Berlin-Bağdat Demiryolu’nun yapımında Philipp Holzmann ve Friedrich Krupp gibi şirketler yer alıyor. ‘Bahn’ isminin geçtiği günümüzdeki Deutsche Bahn (Alman Demiryolu) ise oldukça yeni bir şirket.

İstasyonlar için suya yakın yerler seçiliyor. Kobani’deki istasyonun olduğu yerde de birkaç pınar yani çeşme var. Bunlardan ikisi önemli: Kaniya Murşid (Mürşit Pınarı) ve Kaniya Eraban (Arapların Pınarı). ‘Kaniya Murşid’ bugün Suruç’un sınırdaki köyü Mürşitpınar’a da adını veren çeşme. ‘Kaniya Eraban’ ise bölgeden geçen Arapların konakladığı bir çeşme olmasından mütevellit. Bu ismi veren de Kürtler. Burası Arap yerleşim birimi olduğu için değil Araplar uğradığı için verilmiş. Kürtlerin taktığı isim ‘Kaniya Eraban’ ismi Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından ‘Ayn el Arab’ (Arap Pınarı) olarak kayıtlara geçirilmiş. Suriye rejiminin Araplaştırma politikasına uygun bir adım.

ŞAİR ARAR LAKİN BULAMAZ

Yakında Suriyeli Kürtlerin tarihine dair kapsamlı iki kitap çıkarmaya hazırlanan Prof. Dr. Kadri Yıldırım’a sorduğumda Ayn-el Arab’ı merak edip bölgeye giden ama kurumuş bir çeşme ile karşılaşan Suriyeli şair Dr. Muhammed Mağut’tan şu şiiri aktararak yanıt verdi:

“Zeheptü ila Ayn el Arab,

Ve lem ecid lâ aynen ve lâ Araben!”

Yani;

“Arap Pınarı’na gittim,

Ne pınar buldum ne Arap!”

Konuştuğum Suriyeli bir yazar, Kobani isminin Almanca ‘kompanie’den geldiğine inansa da bir başka teoriyi aktardı:

“Bölgede birbiriyle sürekli çatışma halinde olan iki Kürt aşireti sonunda araziyi paylaşma konusunda anlaşıyor. Bu anlaşmanın yapıldığı yer ‘Koma Bani’ olarak isimlendiriliyor.” Kürtçede koma ‘grup’, bani ‘çatı-yukarı’ anlamına geliyor. Yıldırım ise bu hikâyeye şu katkıyı yaptı: İki aşiret arasında sözleşme yapılıyor. Aşiretlerden biri aşağıda, diğeri yukarıda kalıyor. Yukarıda kalana ‘Koma Bani’ (Yukarıdaki Topluluk), aşağıda kalana “Koma Jeri” (Aşağıdaki Topluluk) deniliyor. İsim ‘Koma Bani’den dönüşerek Kobani halini alıyor. Ancak bu teori çok güçlü değil.
Bölgede öne çıkan üç aşiret Ketik, Şeyhan ve Barazi. En çok Barazi ve Ketik aşireti savaşırdı. Osmanlı sonrası Barazan Ankara, Ketikan Fransızlarla iş tutmuştu. Bu iki aşiret arasında husumet aslında hiç bitmedi. O yüzden aralarında bir anlaşma olduğu tezi çok güçlü bulunmuyor. Söylenen o ki Şeyh Said isyan ettiğinde Serekaniye’den (Ceylanpınar) Afrin’e kadar uzanan bölgedeki aşiret liderlerine mektup yazarak isyana destek olmalarını istiyor ama olumlu yanıt alamıyor. Kimileri Kürt ulusalcılığının bu bölgede zayıf kalmasını bu reddiyeye bağlıyor.

ARAMİLER VE ASURLARIN KADİM TOPRAĞI

İsmin kaynağından kentin oluşumuna geçersek; orada bizi tarihin trajik kavşaklarından biri bekliyor. Ama ondan önce şunu not edelim: Aramiler ve Asurluların medeniyet kurduğu bölgeden bahsediyoruz. Burayla ilgili bölgeden bir dostumun düştüğü not şu: “Dedem anlatırdı; Lawrence’in adamları Carablus ve Kobani civarlarında kazı çalışması yapıp Aramilere ait tarihi eserleri çıkarırmış.”

Kadri Yıldırım’a göre de bugünkü Kobani Arami ve Asurların yerleşim birimleri olarak bilinen Şeran ile Helinc köyleri arasında bulunuyor. Bu bölgede çıkartılan tarihi eserlerin bir kısmı Suriye’de müzelerde muhafaza edilirken bir kısmı batıya kaçırıldı. Şeran, Osmanlı kayıtlarında Aslan Taş olarak geçiyor. Değerli taşların çıkarıldığı bir yer. Yıldırım bu konuda şu bilgileri paylaştı: “Orada 100 kadar tarihi levha bulundu. 1883 yılında İstanbul Müzesi Müdürü Hamdi Bey ekip çalışması yaptı. 1928 yılında da Fransız arkeolog François Thureau-Dangin, Şeran’da çalışmalar yürütüyor. Daha sonra bu çalışmalara Fransız arkeolog Augustin barrois katılıyor. Burada bazalttan yapılma iki aslan heykeli bulunuyor... Aslan heykelinin çokluğundan dolayı Kürtler buraya Şeran (Aslanlar) demiş."

ERMENİLER GİDER PINAR KURUR

Bu tarihi geçmişi bir kenara bırakıp modern Kobani’nin oluşumuna baktığımızda Kürtler ile Ermenileri kader birliği ederken görüyoruz. Yıldırım’ın arşiv kayıtlarından yaptığı tespitlere göre “Kobani’nin temelini 1892'de bazı Kürt ve Ermeni aileleri birlikte attı. Ermeniler yerleşime üç ev ve iki değirmenle başladı. 1915'ten sonra Ermeni yerleşimi arttı ama öncesinde de gelenler vardı.”

Zamanla Ermeniler buraya üç kilise inşa ediyor. Sonraki yıllarda Ermeniler başka yerlere göç ederken geride bıraktıkları binalardan bazıları Kürtler tarafından kullanılıyor, bazıları viraneye dönüyor. Kiliseler de yıkılıyor. Bu arada Ermenilerin ardından pınar da kuruyor. Hayal kırıklığı yaşayan Suriyeli şairin pınara gidişi Ermenilerin göçünden sonra gerçekleşiyor.

Demiryolu inşaatının katkısı ise şöyle: Suruç’tan giden demiryolu işçilerinden de bölgeye yerleşenler oluyor. Alman şirketi demiryolunda kullandığı siyah taşları bugünlerde IŞİD-YPG arasındaki savaşta sıklıkla duyduğumuz Miştenur tepesinden getiriyor. Bu tesislerin izlerinin hala durup durmadığını sorduğum Kobanili gazeteci Barzan İso “Hala kalıntıları var” dedi.
Trajik kavşak dedik ya Ermenilerden sonra sıra Kürtlere geliyor: 1925’teki Şeyh Said isyanı sırasında kaçan ya da sürülen Kürtlerin sığındığı yerlerden biri Kobani.

MİMARİ FRANSIZ MİRASI

İlk dönemlerde Kobani’yi Suruç’tan ayırmak mümkün değildi. Suriye-Türkiye sınırı çizildikten sonra demiryolu hattının üstünde kalan Suruç bölge halkı için hala merkezdi. Fransız işgali sırasında sınırdan kaçak geliş gidişler çoktu ve Ankara bundan rahatsızdı. Ankara’nın şikâyeti üzerine Fransızlar kontrolü sağlamak için Kobani’ye bir istihbarat binası yaptı. Bu bina manda yönetimi sonrası kaymakamlık binası olarak kullanıldı. Kürtler 2012’de kendi bölgelerinde yönetime el koyduğunda bu bina Asayiş’e verildi. Geçen ay IŞİD Kobani’nin doğusuna girdiğinde bu binayı karargâha çevirdi. Kobani’nin en mimari ve gözde binası IŞİD’e karşı Amerikan bombardımanın hedefi oldu. Bina Kobanililerin dilinde ‘Saray’dı. Kobani’nin sokak planlarını yapanlar da Fransızlardı.

1950’lerde sınırdan geçişleri engellemek için mayınlar döşenince Kobani’nin Suruç’la bağlantısı kesildi. Bu noktadan sonra tam anlamıyla şehir olarak tekâmül etmeye başladı. Bölgede ilk okulun yapıldığı yer Kobani.

Sonuç olarak bizden kopan ya da koparılan parçalara sığınak olmuş Kobani. Ermeniler gitmiş Kürtler kalmış. Bugün az da olsa aralarında Arap ve Türkmen de var. İsim üzerinden manipülasyon o kadar iğreti duruyor ki Kobani’yi boğdurma planlarına cila bile olamıyor. Bizim Kobani’ye dair sözümüz yok ama o kurumuş pınarların bize anlatacağı çok şeyi var! Aslında Kobani’yi Kobani yapan ne ismi ne de etnik kimliği. Kobani direnişin simgesi oldu. Yıkılırken dirildi. Tarihe de ninelerin, dedelerin, genç erkek ve kadınların ellerinde silahlarla savunduğu ‘direnen kent’ olarak geçecek.