Olimpiyatların parlattığı Çerkes kaması

21 Mayıs 1864. Çerkeslerin yas günü. En az 100 yıl süren savaşların ardından Çerkesya’nın düştüğü, Rus işgal ordusunun Krasnaya Polyana’da zafer yürüyüşü yaptığı kara gün. 1.5 milyon Çerkes’in katledildiği, 1.5 ila 2.2 milyon Çerkes’in Osmanlı topraklarına sürüldüğü, kalanların Kafkasya’nın düzlüklerine dağıtıldığı bir trajedi bu. Çerkesler artık bunun bir soykırım olarak tanınmasını istiyor. Dün Türkiye’nin birçok yerinde bu talep haykırıldı. Birkaç yıl öncesine kadar etkinlikler derneklerin dışına taşmazdı. Çerkesler daha yeni yeni ağıtlarını kendi meclisleri dışında söylüyor. ‘Şiş nani’ ya da ‘Yistanbuleko’ ağıtları sokaklarda da kulaklarımıza çalınır oldu. “Vo-vo-vo-vo-vo-vo-vo-vo; Ah İstanbul’a götürüyorlar bizi” diyen Adıgeleri 148 yıl sonra duyabildik. “Şiş nani şiş nani; Uyu yavrum wa nani; Değilsin ne babanın evinde ne annenin; Kucağındasın Karadeniz’in” diyen Abazaların Karadeniz’in karşı kıyısından buraya savrulduklarını öğrenir olduk. 

Çerkesler neden suskun?
Tabii henüz her 24 Nisan’da Erivan’da Soykırım Anıtı’na 1-2 milyon Ermeni’nin yürüdüğü gibi bir kitlesel Çerkes akını yok. ‘Soykırım’ çağdaş Ermeni kimliğini şekillendiren en önemli retorik iken Çerkesler, varlık mücadelesinin merkezine şimdiye dek 21 Mayıs 1864 trajedisini oturtmadı. ‘Savaşçı’ ve ‘kahraman’ olarak anılmayı yeğlediler. Bu yüzden ‘Sürüldük’ diyemediler. Sürgün sonrası uğruna savaş verdikleri diyaspora ülkelerinde dillerini ve kültürlerini kaybetmeye başladıklarında söylem de değişti. İnsanlar yokoluş sürecinin başladığı yere döndüğünde ‘muhaceret’ ve ‘göç’ söyleminin yerini yavaş yavaş ‘sürgün’ ve ‘soykırım’ almaya başladı. Yine de diyasporik bir refleks olarak barındıkları devlete ‘sadakatleri’ ve ‘üstün hizmetleri’ Çerkeslerin taleplerini sokaklara taşımalarına hâlâ ciddi bir engel. Bu ‘yokoluş’ ile ‘sadakat’ arasında bir iç çatışma. ‘Devlet karşıtı’ gibi algılanma ve ötekileştirilme endişesi Çerkeslerin önemli kısmını kendi trajedilerini açıkça anmaktan, anadilde eğitim ve yayın gibi temel hakları dillendirmekten men ediyor. Artık özellikle gençler “Sen de mi Brutus” gibi yersiz efelenmelere aldırmadan kendi renkleriyle meydanlardalar. Kuşkusuz bu dönüşümde güncel tartışmaların da etkisi büyük. 

Soçi 2014 tetikledi
Sürgün ya da soykırımın Türkiye, Ürdün ve İsrail’den, ABD’ye kadar tüm diyasporada anılmasında 2014 Soçi Kış Olimpiyat Oyunları’nın tetikleyici etkisi var. Çerkesler uluslararası topluma şunu söylüyor: “Atalarımızın kemikleri üzerinde oyun oynamayın.” Olimpik köy Krasnaya Polyana’da yani ‘Kızıl Çayır’da kuruluyor. Çerkesler o çayırın neden kızıl olduğunu çok iyi biliyor. Rus lider Vladimir Putin kanırta kanırta tarihi tahrif etmeseydi karşı kampanya bu kadar yankı bulmayabilirdi. Putin 2007’de Soçi önerisini kabul ettirmeye çalışırken Krasnaya Polyana’yı eski Rum-Yunan toprağı ilan etti. 2010’da Vancouver’da Olimpiyat bayrağını alma törenine Kuban Kazak Korosu’nu gönderdi. Rus Çar’ı adına işgalde öncü savaşçı olarak kullanılmış Kazakların bu şekilde öne çıkarılması Çerkesler açısından kötü bir çağrışım. Gerçi Rusya’nın 2008’de Gürcistan’ın açtığı savaşta Güney Osetya ve Abhazya’ya kalkan olup bu iki cumhuriyeti tanıması Çerkes dünyasında bir zihinsel kırılmaya yol açtı. Kimileri bunu diyet olarak gördü. Hatta Türkiye’deki 21 Mayıs etkinliklerinde bunun etkisini görmek mümkün. Rus diplomatik temsilcilikleri önündeki eylemlerde ‘Rusya’nın karşısına çıkma’ mesajı, diğer etkinliklerde ‘Moskova’yı kızdırmama’ kaygısı öne çıkıyor. 

Rusya’ya bakış bölüyor
İşin Kafkasya cephesinde de ilginç bir durum var. Özerk cumhuriyetlerde 21 Mayıs, ‘Rus-Kafkas savaşının bitişi’ olarak resmi düzeyde anılıyor. Sürgün anıtının ilk dikildiği yerlerden biri Kabardey-Balkar’ın başkenti Nalçik. Adıgey yönetimi de bir anıt projesini sürgünün 150. yılına yetiştirmeyi planlıyor. Rusya’nın bundan gocunur bir hali yok. Orada 21 Mayıs’ı tartışmak tabu değil. Kafkasya’da Sovyet sistemi, kanlı tarihin önüne bir perde gibi girdi. Sovyetlerin tanıdığı haklar tarihin telafisi olarak görüldü. Özerk cumhuriyetlerin kurulması, yerel dillerde yazılı edebiyatın gelişmesi, anadilde eğitim, her millete özgü tiyatro salonları tarihsel hesaplaşmaları öteleyen unsurlar. 

Gürcistan’ın derdi
Tabii etkinlikler ‘soykırımın tanınması’ çabasına dönüşünce meselenin siyasallaşmaması da mümkün değil. Nitekim 2008’deki yenilginin intikamını almaya çalışan Gürcistan 2011’de Çerkes soykırımını tanıyan ilk ülke oldu. Gürcistan soykırımın 148. yıldönümünde dikilmek üzere bir de anıt projesi başlatmıştı. Bu açılımla Çerkeslerden beklediği alkışı gerek tarihsel nedenler gerek Abhaz ve Osetlere karşı imha politikası yüzünden alamayan Tiflis, olimpiyatların iptalini sağlayacak hiçbir fırsatı kaçırmaya niyetli değil. Mihail Saakaşvili’nin niyeti Kafkasya Emirliği’ninkiyle örtüşüyor. Olimpiyatları riske atacak bir eyleme yanıt ne olur bilinmez. Bu kez Rus tankları 2008’deki gibi Tiflis yolundan geri dönmeyebilir.