Önleyici saldırıyla fiili tampon bölge

“Suriye eli kanlı diktatör ve çetesinden kurtuluncaya kadar Türkiye gereken her türlü desteği verecektir.” Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Doğu Akdeniz’de Türk jetinin düşürülmesine misilleme olarak deklare ettiği yeni politikanın esas parolası bu. Erdoğan “Suriye’den Türkiye sınırına güvenlik riski ve tehlikesi oluşturacak her askeri unsur bir tehdit olarak değerlendirecek ve askeri hedef olarak muamele görecektir” diyerek angajman kurallarını değiştirirken misillemenin çok ötesine giden bir hedef de koymuş oldu. Bu hedef Suriye rejiminin devrilmesi. Bunun için silahlı muhaliflere güvenli sığınak olacak tampon bölge fikrinin sihirli bir formül olarak görüldüğü sır değil. Muhalifler bunu öteden beri istiyor. Hükümet de bir ara bu seçeneğin üzerinde çalışıldığını söyleyip durdu. Suriye rejiminin bileşkelerindeki farklılığı dikkate almadan hesaplarını Sünni askerlerin kışlaları terk edeceği öngörüsü üzerine kuranlar, Libya’daki gibi orduda hızlı çözülme olmamasını güvenli bölgenin yokluğuna bağlıyor. Ancak şimdiye kadar ne içerde ne dışarda tampon bölgenin koşulları oluşturulamadı. Tek taraflı davranmayı göze alamayan Türkiye uluslararası toplumdan adım atmasını bekledi. 

Askeri destek alenileşir
Şimdi kritik soru şu: Türkiye Suriye’ye karşı misilleme hakkına yasladığı ‘önleyici saldırı’ stratejisiyle fiili bir tampon bölge mi oluşturacak? Elbette kimse bunu bugünden yarına hayata geçirilecek bir plan olarak görmüyor. Bunun zamana yayılan bir süreç olduğu dinlendiriliyor. Bir başka açıdan yeni politika muhaliflere yönelik destekleri daha aleni hale getirebilir, silahlı oluşumları hızlandırabilir. Erdoğan 1 Nisan’da İstanbul’da düzenlenen Suriye’nin Dostları toplantısında muhaliflerin meşru müdafaa hakkını savunurken aslında yaptığı asilerin silahlandırılması çağrısıydı. Ne var ki Dostlar’ın Annan Planı’na verdiği destek, Türkiye’nin ‘Esad rejimiyle müzakere ile çözüme geçit vermeyen’ söyleminin gerilemesine yol açmıştı. Annan’ın Rusya ve İran’ın katılımıyla bir konferans düzenleyip siyasi çözüm üretmeye çalıştığı sırada düşürülen Türk jeti, Türkiye’yi birincil önceliği olan o keskin pozisyona geri dönderdi. 

‘Öldürücü’ ağ
Bundan böyle CIA’in silah sevkiyatını organize etmek için Türkiye’nin güneyinde üstlendiğini yazan New York Times’ı yalanlama gereği duyulmayabilir. New York Times dün de Hatay’da kurulan iletişim ve ulaştırma ağı sayesinde muhaliflerin Suriye ordusu karşısında etkili bir güce dönüştüğünü yazdı. Gazeteye göre Suudi Arabistan ve Katar’ın finansmanıyla tanksavar dahil çeşitli silah ve iletişim cihazları sınırdan Suriye’ye sokuluyor. Ayrıca asi askerler maaşa bağlandı. Türkiye’nin teknik ve tıbbi desteğiyle sahra hastaneleri kuruldu. Bu zincir Suriye ile Türkiye arasında artan gerilim fırsat bilinerek büyütüldü. 

‘Yanındayız ama sen tek başınasın’
Tabi Türkiye’nin yeni politikasıyla ne kadar uluslararası destek göreceği meçhul. Dün Başbakan Erdoğan, AKP Grup toplantısında konuşurken NATO da Brüksel’de Türkiye’nin çağrısı üzerine krizi görüşüyordu. Toplantıda bir üyeye yapılan saldırıyı tüm ittifaka yapılmış sayan 5. maddenin gündeme gelmemesi müttefiklerin krizin en azından bu aşamada NATO meselesi haline dönüştürülmesini istemediğini gösterdi. Nitekim toplantıdan çıkan sonuç olayın tekrarlanmaması ve gerilimin tırmanmaması temennisinin ötesine geçemedi. Yeni bir vaka yaşandığında yapılacak olan şey de muhtemelen yine 4. madde çerçevesinde bir danışma toplantısı olacak. NATO, Suriye’ye verilecek tepkinin Türkiye’nin kendi inisiyatifine bıraktığı izlenimini veriyor. Erdoğan’ın yeni pozisyonu önceden müttefiklerle paylaşmadan deklare etmesi mümkün değil. Bu açıdan NATO Genel Sekreteri Arders Fogh Rasmussen’in “NATO’nun güvenliği ayrılmaz bir bütündür. Türkiye ile güçlü dayanışma içindeyiz” sözü Türkiye’nin yeni pozisyonuna destek olarak yorumlanabilir. Elbette bu, ittifakın, NATO’nun Suriye krizinin uluslararasılaştırılması konusunda isteksiz olduğu hakikatını da değiştirmez. NATO bir bakıma ‘yanındayız ama ne yapacaksan bizi karıştırmadan yap’ demeye çalışıyor. 

Kartlar iç savaş üzerine
Önceki gün AB dışişleri bakanları toplantısından da ikircikli bir sonuç çıktı. Kuşkusuz birlik içinde müdahale deneyimiyle öne çıkan ve Doğu Akdeniz’de üsleri bulunan Britanya daha şahin bir duruş sergilese de AB’deki genel eğilim meselenin askerileşmesine karşı. Kuşkusuz hiç kimsenin aynı pozisyonda kalamayacağı süreçler de yaşanabilir. Erdoğan’ın şahsileştirdiği Suriye politikası, müttefiklerin zımmi onayıyla Suriye içinde Esad rejimine karşı savaşı büyüten, dışarıda Suriye etrafındaki tecridi artıran bir sonucu beraberinde getirebilir. Ama iç savaş kartının rejimi devireceğinin garantisi yok. Esad devrilse de iç savaşın biteceğine dair garanti yok.