Patriot selamı ve tamponu düşen tampon!

Patriotların çekileceğine dair açıklamayı duyan Türk yetkililerin morarma nedeni nedir? Ankara neden korkuyor? Bu öfke ve korkunun altında yatan Türkiye'nin Suriye cephesinde yaptıkları ve yapmayı planladıklarından kaynaklanan tehdit beklentisidir.

IŞİD’e karşı İncirlik Üssü’nü açan mutabakatın mürekkebi kurumadan ABD ve Almanya, Patriot füze savunma sistemlerini çekeceğini duyurdu. Hem Amerikan hem Türk tarafı “Patriotların yazılımı yükseltilecek”, “Gerekirse bir hafta içinde tekrar Türkiye’ye gönderilecek” ve “ABD, Türkiye’yi savunma taahhüdüne bağlı kalacak” kabilinden mesajlarla bunun siyasi önemini düşürmeye çalışsa da çekilme kararı, müttefikler arası artan güvensizliğe dair yeni bir duruma işaret ediyor.
Elbette buna ABD’nin müttefikini terk ettiği anlamı yüklenemez. Ancak Patriot misyonunu ekim itibariyle bitirme kararı şunu bir kez daha gösterdi ki Suriye konusunda epey zamandır ayrı telden çalan Obama yönetimi, Erdoğan’ın Türkiye’sine daha fazla jest yapma niyetinde değil. PKK’ye karşı operasyonlar, IŞİD’le mücadelede ikircikli tavır ve defolu Suriye siyaseti dahil birçok konuda Ankara’nın seyir çizgisine kuşkuyla bakan Alman hükümeti de öyle.
Zaten NATO talep edilen Patriot sistemine gönülsüz onay vermişti. 2012’de Suriye hava sahasını ihlal eden Türk jeti düşürülünce NATO sopasını göstermek için Patriot talep eden Türkiye’nin tehdit değerlendirmesi müttefikler tarafından abartılı bulunmuştu. Ama ittifakta bir üyenin talebinin geri çevrilmesinin yaratacağı gürültüden kaçınmak için 2013’te ABD Gaziantep’e, Almanya Maraş’a, Hollanda Adana’ya sistemi kurmuştu. Hollanda misyonu 26 Ocak’ta İspanya’ya devretmişti.
ABD’nin füze savunma konseptindeki öncelikli hedef İran’dı, Suriye değil. Bu çerçevede Kürecik’teki radar 2011’de İsrail hesabına İran’ı dikizlemek için kuruldu. Kalkanın avcı ayağını oluşturan Patriotlar ise yukarıda belirttiğim gibi Ankara’nın talebiyle geldi. Elde ettiği bilgileri İsrail’le de paylaşan radar hala orada duruyor ama eğer Tahran’la yapılan nükleer anlaşma yolunda giderse Kürecik’le bağlantılı tehdit değerlendirmeleri de değişebilir.
New York Times’ın haberine göre Türk hükümeti sembolik jestin sona ermesine çok fena bozuldu. Bir kere Başkan Obama’nın Tayyip Erdoğan’ı İncirlik konusunda ikna ettiği 22 Temmuz’daki telefon görüşmesine kadar Patriot planının gizli tutulması önemli bir ayrıntı. Gazeteye konuşan dört Amerikalı yetkiliye göre iki hafta önce Patriotların çekileceği kendilerine söylendiğinde Türk yetkililer mosmor oldu.

YAPICI BELİRSİZLİĞİN İSTİSMARI

Tam da Ankara, Suriye’de fiili tampon bölgeye Amerikan kalkanı ararken Patriotların çekilmesinin içerdiği siyasi anlamı görmek için Suriye üzerindeki akortsuzluğun boyutlarını hatırlamak gerekiyor. AKP yönetimi, ABD ile mutabakata varırken diplomaside başvurulan ‘yapıcı belirsizlik’ yöntemini aşırı derecede kendine yontarak IŞİD’e karşı 23 Temmuz’daki hava saldırısıyla sınırlı kalan operasyonu PKK’ye karşı kapsamlı bir savaşa dönüştürdü. Hükümetin istismar ettiği anlaşmadaki müphemiyet PYD ve YPG’yi PKK’den ayrı tutan yaklaşım üzerinden şekillendi. İncirlik’in operasyonlara açılmasına ve operasyonlara katılmak üzere üsse F-16 konuşlandırılmasına imkan veren anlaşmanın alt metinleri yeterince kılçıklı:
ABD, YPG ile ortak operasyonları sürdürecek. Ekim 2014’ten beri yapılan istihbarat alışverişi ve ortak koordinasyon çalışması devam edecek; Türkiye PKK’ye karşı operasyon yürütürken PKK’nin Suriye kolu olarak gördüğü YPG’yi hedef almayacak; Kürtler de Fırat’ın batısına geçmeyecek yani Kürt koridoruna izin verilmeyecek.
Burada bir anlaşmayı kotarmak için başvurulan ‘yapıcı belirsizlikler’ üzerinden çevrilen numaralar büyük olunca tartışma diplomasi koridorlarının dışına taşıyor.
Bir kere ABD’nin rıza gösterdiği PKK’ye karşı sınırlı operasyonun kapsam ve süresinin uzatılmasının Washington’ı rahatsız ettiği anlaşılıyor. İkincisi tampon bölge ile ilgili manipülasyona ABD’nin göz yummaya niyeti yok. Hükümet tampon bölgenin ABD ve Türkiye’nin hava desteğiyle korunacağını dillendirdi. ABD ise ‘Yok böyle bir şey’ diyerek Ankara’yı tereddütsüz açığa düşürdü. Yine ABD, YPG ile koordinasyon ve istihbarat paylaşımını sürdürürken Türkiye “PYD-YPG istihbarat havuzumuzda olamaz” diyor. ‘Olamaz’ diye itiraz etmek anlamsız çünkü kaçınılmaz olarak o havuzda Ekim 2014’ten beri YPG var.

MORARMANIN NEDENİ: TÜRKİYE’NİN ELİ DERİNLERDE

Peki, Patriotların çekileceğine dair açıklamayı duyan Türk yetkililerin morarma nedeni nedir? Ankara neden korkuyor? Bu öfke ve korkunun altında yatan Türkiye’nin Suriye cephesinde yaptıkları ve yapmayı planladıklarından kaynaklanan tehdit beklentisidir.
AKP yönetimi Suriye’de rejim değiştirme adına 2011’den beri yürüttüğü vekâlet savaşının doğrudan tarafı haline geldi. Oluşan risklerin adını peşinen koymak gerekiyor. Şimdilik sahaya sürülen Sultan Murat Tugayı ve Fatih Sultan Mehmet Tugayı gibi Türkmen birlikleri devrede. Bu birliklerin MİT ve Türk özel timinin sevk ve idaresinde olduğuna dair iddialar yabana atılamaz.
Silahlı gruplara güvenli bölge oluşturma ısrarı korkarım ki Türkiye’yi doğrudan bir savaşın içine çekecektir. Dahası Türkiye’nin doludizgin gittiği bu oyun düzeni, Suriye’yi fiilen parçalanmaya götürecek sürecin ikinci aşamasını oluşturuyor. Ankara’dakiler zinhar kabul etmese de bu oyunun Suriye’yi götüreceği sonuç bölünmedir.
İlk aşama Türkiye üzerinden silahlandırılan silahlı grupların bir Pakistanlaşma serüveni içinde Suriye sahnesine sürülmesiydi. Bununla fiili bir hakimiyet alanı yaratıldı. Şimdi ikinci aşamada Suriye ordusunun ülkenin kuzeyinde tekrar hakimiyetini sağlamasını önleme amacı güdülüyor. ABD’nin önceliğinin rejim değil IŞİD olmasından kaynaklanan görüş ayrılığı yüzünden hükümet güvenli bölge oluşturma hamlesini IŞİD ve Kürtleri Halep’in kuzeyinden Türkiye sınırına uzanan şeritten uzak tutma gerekçesine dayandırdı. Tabii IŞİD’in Tel Abyad’dan kovulmasına çok öfkelenen hükümetin ‘tampon bölge’ manevrası olmasaydı muhtemelen YPG, ABD’nin hava desteğiyle IŞİD’i Cerablus’tan da atmıştı. Güya aylarca süren tartışmadan sonra IŞİD’e karşı bir ortaklık hasıl oldu ama aslında fiilen IŞİD’i Türkiye sınırlarından koparacak kritik operasyon engellendi. Sahada YPG gibi bir kara gücü olmadan havadan operasyonların IŞİD’i geriletmediği çok net görüldü. Türkiye’nin manevrası bu kara unsurlarının hareket kabiliyetini sınırladı.
Sahadaki dengeler ve uluslararası aktörlerin pozisyonlarındaki değişimler dikkate alındığında ‘güvenli bölge’ birilerinin düşlediği gibi rejimin sonunu getirmeyecek. Haliyle farklı aktörler elindeki hakimiyet alanlarındaki fiili durum kalıcı hale gelecek. Halep’in kuzeyinden Hatay ile Kilis’e uzanan bölgede sizi selamlayan bir Türkmen sancağı değil günün sonunda yeni bir ‘Taliban rejimi’ olacaktır. Hatta Taliban’a bile rahmet okutmaları muhtemeldir. Taliban özü itibariyle Afganidir, yereldir. Suriye’nin kuzeyine çöreklenen ideoloji ise Kaide’nin uluslararası ağıyla etkileşim içinde olan öngörülemez bir bulamaçtır. Sözgelimi Türkiye’nin ‘güvenli bölge’ planına destek sunan Ahrar el Şam her ne kadar kendini makul ortak diye sunsa da özü itibariyle eski Kaidecilerin kurduğu cihadi selefi bir örgüttür. Bu örgütün sahadaki en kritik müttefiki de Kaide’nin Suriye kolu Nusra’dır. Nusra’nın ‘Truva atlarına’ alan açmak için çekilmesi bir yerlere gittiği anlamına gelmiyor.
Elbette ABD’nin muhalifler, eğit-donat programı ve IŞİD ile mücadeledeki tutarsızlıkları da tartışılmalıdır. Ama ABD’nin kendi topraklarına binlerce kilometre uzakta oynadığı oyun bu bölgeyi dizayn etme fırsatı sunarken Türkiye barut fıçılarını kendi evine yığıyor. İki oyuncu arasındaki fark bu. Tabi tehlikenin de farkında, bu yüzden Patriot vedası pek iyi gelmiyor.