Ruhani küçük konuştu, büyük oynadı

ABD bölgenin yeni dinamikleri ile başetmekte zorlanıyor ve İran'la çalışmanın kaçınılmaz hale geldiğini görüyor. Mesela IŞİD'e karşı savaş böylesi bir işbirliğini zorunlu kılıyor.

Nükleer krize dair İran ile 5+1 arasında Suriye, Irak ve Yemen’in gölgesinde Lozan'da 8 günlük son turda bir çerçeve anlaşması çıktı. İran'ın ‘milli gurur’ ve 'bağımsızlığın sembolü' haline gelen nükleer heveslerine gem vuran kısıtlamalara karşı yaptırımlar peyderpey kaldırılacak. Uygulamada epey soruna gebe bir anlaşma ama uluslararası güç dengelerine yansımaları açısından son derece önemli.

İşin içinde Rusya, Çin, Britanya, Fransa, Almanya olsa da masanın bir tarafında ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, diğer tarafında İranlı mevkidaşı Cevad Zarif vardı. Müzakere masası İsrail ve İranfobik Körfez ülkelerinin tüm ayak oyunlarına karşı kararlılık üzerine kurulmuştu. Ne Suriye’deki vekalet savaşı, ne İran’ın Irak’ta artan etkisinden rahatsız olan bölgesel güçlerin efelenmeleri, ne Suudilerin Yemen üzerinden İran’ın bölgesel nüfuzunu hedef alan askeri operasyonu, ne de İsrail’in çektiği onca numara bu masanın dağılmasına yetti. İran da ABD de buna müsaade etmedi.

YENİ GÜÇ DENGELERİ SAYESİNDE NÜKLEER İNAT KIRILDI

Peki bu kararlılık ne anlama geliyor? ABD bölgenin yeni dinamikleri ile başetmekte zorlanıyor ve İran'la çalışmanın kaçınılmaz hale geldiğini görüyor. Mesela IŞİD'e karşı savaş böylesi bir işbirliğini zorunlu kılıyor.

Bunun ötesinde anlaşma İran’a uluslararası alandaki tecridin kırılmasında önemli bir fırsat sunuyor. Elbette balistik füze programı, insan hakları ihlalleri ve teröre destek suçlamasına dayalı yaptırımlar baki kalacak. Bu da Ortadoğu’daki Amerikan düzeni ve İran’ın başını çektiği ‘direniş ekseni’ arasındaki çatışmanın süreceği anlamına geliyor.

Yine de anlaşma, Ortadoğu’da belli alanlarda gerilimin düşmesine yardımcı olabilir. Buna gereğinden fazla beklenti yüklemek de yanıltıcı olabilir. Bu, ne İran’ın Ortadoğu’da İsrail, ABD ve Suud eksenini rahatsız eden politikalarından tamamen vazgeçeceği ne de Washington’ın Tahran’la 36 yıllık düşmanlığı ivedilikle bitireceği anlamına geliyor. Ne ABD İsrail’i her koşulda korumaya endeksli politikasından vazgeçecek ne de İran Filistinli örgütler ve Hizbullah’ı desteklemekten.

Her iki güç kendi ana eksenlerini korurken çatışma konularını daraltıp işbirliği alanlarını genişletmenin yollarına bakacak. Anlaşma böylesi bir arayışın zeminini teşkil edecek.

RUHANİ'NİN VERDİĞİ TAVİZ MAKBULDÜR

Her iki tarafta da düşmanlığı bitirmeye yönelik adımlara karşı çok ciddi bir direnç var. İran’daki mevcut düzen Amerikan karşıtlığı üzerinden kendini ifade edegeldi. 'Büyük Şeytan'a dair şüphelerin izale olması kolay değil. Nitekim İranlıların tepkilerine baktığımızda hem memnun hem buruk olduklarını görüyoruz.

Ekonomik sıkıntıları yaptırımlara bağlayan halk arasında büyük bir sevinç var. Onlar için Cevad Zarif artık diplomasinin piri ve bir kahraman. Ama anlaşmayı hezimet olarak görenler de az değil. Kurulu düzen içerisinde kızgınlık kendini hemen açığa vuruyor. Keyhan gazetesinin başyazarı Hüseyin Şeriatmedari rahatsızlığını “Biz eyer vurulmuş bir at verdik ve karşılığında yırtık bir yular aldık” diye dile getirdi. Şeriatmedari'nin dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in danışmanı olması acaba Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile son sözü söyleyen rehber arasında bir çatlak mı var sorusunu gündeme getiriyor. Ama durum tam olarak böyle değil. Anlaşma onay için meclise geldiğinde Ruhani’yi paylamak için bilenen muhafazakârlar da var. Fakat ret cephesinin tutumu eninde sonunda Hamaney’in tavrına bağlı. Peki Hamaney'in pozisyonu ne? Bir kere Ruhani ile Hamaney arasındaki farklılıklara rağmen dini liderin onayı olmadan bu anlaşmanın şekillenmesi mümkün değildi. Nitekim müzakereler uzamasını Batılı kaynaklar her bir maddeyle ilgili Hamaney'in görüşünün alınmasına bağlamıştı. Hamaney iki aşamalı sürece karşıydı ama Lozan'da tek aşamalı anlaşma kabul görmedi. Hamaney ‘yaptırımların aşamalı değil tek seferde kaldırılması gerektiğini söylüyordu. Hamaney’i anlaşmadaki tavizlere ancak Ruhani gibi rejimin içinden gelen biri ikna edebilirdi. Ruhani hem 16 yıl Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığını yürütmüş ve 2003-2005 arasında nükleer müzakerelere öncülük ederek ‘diplomat şeyh’ unvanını kazanmış güvenilir bir siyasetçi hem de cüppe ve sarığıyla mollalar üzerinde ağırlığı olan bir alim.

İRAN'IN MUHAFAZAKARLARI NEDEN MUTSUZ?

Kuşkusuz nükleer programa getirilen sınırlamalar nedeniyle Lozan’ın bir hezimet olup olmadığı tartışmaları belki yıllarca sürecek. Şu anda tartışmalara baktığımızda şunu görüyoruz:

Nükleer programa ulusal gurur olarak bakan cephedeki hayalkırıklığının en önemli nedeni yaptırımların tamamen kaldırılması yerine hafifletilmesi seçeneğinin kabul edilmiş olması. Buna İran anlaşmanın gereğini yapsa da ABD’nin sözünde durmayacağına dair derin kuşkular eklenince Lozan’ın zafer olduğu tezinin alıcısı azalıyor. Kendilerini ‘inkılapçı’ olarak gösteren kanada göre kırmızı çizgiler şu noktalarda aşıldı:

- Düne kadar nükleer programdan geri adım atmayacağını belirten İran, 19 bin sentrifüj sayısını 6104’e, uranyum zerginleştirme oranını yüzde 20’den 3.67’ye, 10 bin kilo zenginleştirilmiş uranyum stokunu 300 kiloya indirmeyi kabul etti.

- İran uranyumun zenginleştirildiği Fordo tesislerinin araştırma merkezine dönüştürülmesini kabul etmiyordu, bu konuda geri adım attı. Zenginleştirme işlemi sadece Natanz'da devam edecek.

- Arak ağır su reaktörüne dokunulmayacaktı ama bu tesis başka bir şeye dönüştürülmek üzere sökülecek. Ve İran 15 yıl boyunca ağır su reaktörü inşa edemeyecek.

- Hem tasfiye operasyonu hem programın geri kalanının şeffaflığı için gerekli tüm izleme ve kontrol mekanizmaları kurulacak.

Yani BM'nin mutlak denetimi olacak. İran bu adımları atsa da ABD'nin başka bahanelere sığınmayacağının garantisi yok. Çerçeve anlaşmaya göre ABD ambargoları İran'ın nükleer programının sivil olduğundan emin olana kadar devam edecek. İranlılar yıllardır ABD’yi buna ikna edemediklerini belirtip şüphelerini dile getiriyor.

İRAN'IN BÖLGESEL AĞIRLIĞINA MANİ OLUYOR

Beri tarafta bunu zafer olarak görenler ABD ve Batılı güçlerin ilk kez İran'ın barışçıl nükleer enerji hakkını kabul ettiğine, İran'ın milyarlarca dolar bloke edilmiş parasının serbest bırakılacağına, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının hafiflemesiyle ekonominin nefes alacağına ve anlaşmanın bunlara değeceğine dikkat çekiyor. Tahran yönetimi ekonomik sorunlar katlanırken ve Ortadoğu’da geniş bir alanda İran’ın müdahil olduğu cephe genişlerken nükleer dosyanın ayaklarına daha fazla bağ olmasını istemiyor. Nükleer program Batı hegemonyasına bir meydan okumaydı, anlaşma da İran'ın yeni etkinlik alanlarını koruma ve dünya ile barış için stratejik bir tercih.

OBAMA'NIN İŞİ KOLAY DEĞİL

Anlaşmasının nasıl uygulanacağına dair müzakereler 30 Haziran’a kadar devam edecek ve nihai anlaşma imzalanacak. İran içinde muhafazakârlar, ABD Kongresi’nde İsrail lobisiyle çalışanlar ve tabi ki bizatihi İsrail elinden gelen zorluğu çıkartacak.

Cumhuriyetçilerin dış politikada başarısız bulduğu Başkan Barack Obama, uluslararası alanda siciline başarı olarak yazılacak anlaşma için kararlı bir duruş sergileyeyeceğini ilk konuşmasında gösterdi. Ama özellikle yaptırımların kaldırılması konusundaki yasal düzenlemelere sıra gelince burnundan fitil fitil getirecekler. “İran bizi tehdit ediyor” diyerek uluslararası desteği garantileyen İsrail de suyun akışını tersine çeviremediği halde gürültü çıkarmaya devam edecek. Başbakan Benyamin Netanyahu’nun “İran 3 yıl içerisinde nükleer bombaya erişir” iddiasının üzerinden 23 yıl geçti. En geç 2-3 yıl içerisinde İran’ın atom bombası geliştireceği savını 1995, 1996, 2002, 2009 ve 2010’de yineledi. “Birkaç aya kalmaz” diye ortalığı velveleye verdiği 2012’de meşhur el bombalı çizimle yaptığı şovla hepimizi güldürmüştü.

Burada nükleer anlaşmazlığın çözümü konusunda 2009'da Brezilya ile birlikte Tahran'la bir anlaşma kotarmış olan Türkiye'nin durumuna da parantez açmak lazım: Normalde bu tür bir barışın kazananı Türkiye ama Ankara hemen öncesinde yanlış ata oynadı. Uluslararası güçler İran’la anlaşma yoluna giderken Türkiye, Suudi Arabistan’ın mezhepçilik ve İran düşmanlığı üzerine inşa ettiği kampa kendini atıverdi. İran’a uygulanan ambargoların kalkmasından Türkiye ekonomisinin müstefit olması beklenir ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın "İran bölgeyi domine etmeye çalışmaktadır. Bu durum bizi rahatsız etmeye başlamıştır. Buna gerçekten tahammül etmek mümkün değil... İran, Yemen, Suriye ve Irak’tan çekilmeli” yönündeki çıkışından sonra İran’daki hava bambaşka. İranlı parlamenterlerden Türk elçisinin sınır dışı edilmesi ve Tahran’a gitmeye hazırlanan Erdoğan’a kapının kapatılması çağrısı yapanlar oldu. Gerçi bu uzun bir süreç ve suların altından daha çok su geçer. Yine de yarını bugünden görüp dış politikada kamplaşma modundan bir an evvel çıkmak gerekiyor.

Ezcümle İran nükleer programını üçte iki oranında küçültmeyi kabul edip kırmızı çizgilerini ötelerken stratejik dengeleri lehine çeviren bir yola giriyor.