Sinirler bozuk mirim!

WikiLeaks'in sızdırdığı 2008 tarihli ABD Dışişleri yazışmasına bakılırsa Suudi Kralı Abdullah "Yılanın başını ezin" diye buyurmuştu.

WikiLeaks’in sızdırdığı 2008 tarihli ABD Dışişleri yazışmasına bakılırsa Suudi Kralı Abdullah “Yılanın başını ezin” diye buyurmuştu. Yılan İran, balyoz ABD. Riyad İran’a karşı her türlü hamlenin petrol piyasalarında yol açacağı dalgalanmalara karşı sigortaydı. Sigorta işlevini daha fazla petrol pompalayarak ve petrodolarlarla ABD Hazinesi’nin istikrarına hizmet ederek gördü. Ne pahasına olursa olsun İran’ın nükleer programı ve Körfez’de Şii damarları kullanarak nüfuz alanını genişletmesi önlenmeliydi. Ne var ki İran’la Suriye üzerinden hesaplaşmaya giren Suudiler, ABD’yi askeri müdahale ya da en azından muhaliflerin ağır silahlarla donatılması konusunda ikna edemedi. Başkan Barack Obama’nın ‘kimyasal silah’ gerekçesiyle Suriye’yi cezalandırma operasyonundan çark etmesi Suudilerin planlarını bozdu. Üstelik İran, Suriye’nin kimyasal silahlarının imhası konusunda Şam’ı cesaretlendirerek ABD’nin ‘çözüm ortağı’ oluverdi.

Yeni müttefik mi?
Yine İran lideri Hasan Ruhani’nin ABD ile husumeti bitirme hamleleriyle Suudi Arabistan’ın sinirleri iyice alt üst oldu. Şimdi cızırtı zamanı: Önce Dışişleri Bakanı Suud el Faysal, BM Genel Kurulu’nda konuşmaktan vazgeçti. Ardından Suudi Arabistan uzun süredir kapmak için lobi yaptığı BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini reddetti. Suudi-Amerikan ilişkilerindeki ekşimsi tat İstihbarat Şefi Bender bin Sultan’ın çıkışlarıyla hayli dışa vurdu. Sultan, geçen hafta Cidde’de Avrupalı diplomatlara ABD ile ilişkileri azaltacakları ve başka müttefikler bulacakları uyarısında bulundu.

Pazartesi Berlin’de ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Faysal’la iki saatlik buluşması da oldukça cetin geçti. Kerry Suudilerin Suriye’ye saldırı olmamasından dolayı hayal kırıklığı yaşadığını ve sıkıntılar olduğunu söylemekten çekinmedi. Suudiler kendi çıkarlarının artık yeterince önemsenmediğini düşünüyor ve Amerikalıları dürtmek istiyor.

1932’de ABD ile ‘petrole karşı güvenlik’ anlaşmasıyla müttefik olan Suudilerden böyle bir zılgıt 40 yıl önce Batı’yı cezalandırmak için petrol ambargosuna katıldığı Arap-İsrail savaşı sırasında gelmişti. İlişkiler en son 11 Eylül 2001’deki saldırılarda korsanların çoğunun Suudi olması nedeniyle yara almıştı. Buna bir de 2003’te Irak işgaliyle iktidarın Şiilere geçmesinin yarattığı tıravmayı eklemeli.

Attığı son triplerle ABD’yi Suriye krizine çözümün adresi olan Cenevre sürecinde baskı altında tutma ve İran’la yakınlaşmayı önleme amacı güden Riyad, gerilimi ittifak ilişkisinin özünü değiştirecek boyuta vardırır mı? Bahreyn’de Sünni hanedanın tahtını sağlama alsa da, Yemen’de iktidar devriyle Suud lehine dengeyi korusa da ve Mısır’da İhvan’dan kurtulsa da Suudilerin bölgesel hedeflerine ulaştığını ve Amerikan kalkanı olmadan İran’la baş başa kalmayı göze alabileceğini söylemek zor. Zira Riyad tam da bu curcunada ABD’den 6.8 milyar dolarlık füze sistemleri almaya çalışıyor. 2011’de 84 adet F-15 için 29.4 milyar dolarlık anlaşma yapan Suudi Arabistan geçen yıl 6.7 milyar dolara 25 adet C-130J kargo ve yakıt ikmal uçağı siparişi vermişti. Ancak bağımlılık ilişkisi, Suudilerin Türkiye’ninkine benzer bir taktikle ABD’yle belli düzeyde ayrışmaları göze alıp kendi ajandasını ilerletmek için denemeler yapmasına engel değil. Bu tür bir çaba net olarak Mısır’da kendini sergilendi. ABD’nin İhvan’a tanıdığı siyasal krediye rağmen Riyad, darbeyi destekleyerek Amerikan tercihlerinden sapabileceğini gösterdi. Tabii paradoksal olarak İran-Amerikan ilişkilerinin normalleşmesi Körfez açısından İran tehdidinin düşmesi anlamına gelse de Suudiler için kalıcı sorun aralarındaki siyasal rekabet. Her şeyden önce Suudiler Körfez’deki ağabeylik rolünü “İran bir tehdit” argümanına borçlu.

Sorunlu ittifak
Amerikalılar da fazla telaşlı gözükmüyor. Çünkü Suudi-Amerikan ilişkilerinde arızalar hep oldu. Suudiler Şah döneminde Tahran-Washington hattındaki dostluktan hoşnut değildi. Yine “İran’ın nükleer programını durdur, durduramıyorsan vur” diye ABD’yi kışkırtma konusunda Riyad ile Tel Aviv birbirini aratmasa da Filistin meselesi iki ülke ilişkilerinde hafif başağrısı etkisi yaptı. Fazlası değil.

Peki Suudi efelenmesinden ne çıkar? Daha önce Rusya lideri Vladimir Putin’e “Suriye’ye desteğini kes, Soçi Olimpiyatları’nın güvenliğini garanti edeyim” diye örtülü tehdit savuran Sultan’ın ABD’ye yönelik “Başka müttefikler buluruz” blöfü de muhtemelen elinde kalacak. Ancak bu blöfle Amerikan politikalarını değiştiremeseler de daha önce Irak’ta Şii iktidarı tanımayarak gösterdikleri pasif direnişte olduğu gibi bölgesel konularda ABD’nin işini kolaylaştırmayabilirler. Buna şimdiden Cenevre sürecinde tanık oluyoruz. Bu konuda Türkiye ile de eşgüdüm sağlayan Suudi yönetimi Suriyeli muhalifler üzerindeki etkisini kullanarak Cenevre sürecini zora sokuyor. Londra’daki son Dostlar Grubu toplantısında da bunu gördük.