Sıra Ruslar'da: Büyük laf yok

Rusya'nın Suriye rejimi ve muhalifleri ile yaptığı toplantı tarafların yeni pozisyonları konusunda bize önemli ipuçları verdi.

Rusya’nın bir süreden beri hazırlıklarını sürdürdüğü Suriye rejimi ve muhalifleri barıştırma toplantısı nihayet dün Moskova’da başladı. Toplantı daha ciddi müzakerelerin yapılacağı bir konferansa zemin hazırlamak için birbirini yoklama niteliğinde.

Toplantıya kim katıldı, kim katılmadı tartışmasında boğulmak yerine taraflar ve dış destekçilerinin yeni pozisyonlarının bize ne söylediği daha önemli.

Önceki pozisyonlar neydi?

ABD: Esad meşruiyetini yitirmiştir, siyasi çözümün bir parçası olamaz.

SURİYE ULUSAL KOALİSYONU (SUK): Esad ile ancak görevi bırakmasını müzakere ederiz. Görevi terk etmesi karşılığında vereceğimiz tek taviz Esad’ın yargılanmamasıdır.

SURİYE YÖNETİMİ:
Teröristlerle müzakere etmeyiz.

Batı-Körfez ittifakının finansa ettiği ‘ılımlılar’ eridi, krizde büyüyen Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ortak düşman haline geldi. ABD artık Suriye’yi havadan işgal edip Suriyeli jetlerle selamlaşarak sırayla IŞİD mevzilerini bombalıyor. ABD önceliği Esad’ı devirme hedefinden alıp IŞİD’le savaşa verdi. Batılı güçler de giderek IŞİD’e karşı savaşın Suriye yönetimiyle işbirliği olmadan kazanılamayacağı fikrine kayıyor.

Peki, bu gelişmelerin ışığında şimdi tarafların pozisyonu ne?

ABD: ‘Esad’la çözüm olmaz’ tutumuna dair son mesaj ekimde Dışişleri Bakanı John Kerry’den gelmişti. Başdiplomat “Esad iktidarda olduğu sürece barış olmayacak” demişti. Şimdi Moskova’nın girişimlerinin başarılı olmasını ve Esad’ın değişime gitmesini umut ediyor. ABD’nin utangaç vaziyette desteklediği Moskova masasında Esad iktidarı terk etmeden muhaliflerin yönetime ortak olması hedefi var.

Yine de Washington konferansla ilgili kamuoyu karşısında net bir duruş vermekten kaçınıyor. Aslında ABD, 2012’deki Cenevre Mutabakatı’nda Esad’sız çözümden vazgeçmişti. Sadece çerçevesi Cenevre’de çizilen bir geçiş sürecinin sonunda Esad’ın gideceğini umuyordu. İkincisi geçen ocakta yapılan Cenevre Konferansı başarısız olduğu gibi Esad içsavaş koşullarında düzenlenen tartışmalı seçimle “Gitmiyorum, buradayım” diyerek tüm dünyaya nanik yaptı. Bu gelişmeler ABD’yi “Cenevre’de çözüm süreci Esadsız başlar, yolda Esad’ı sırtından atar” hesabından “Esadlı çözüm olabilir” noktasına getirdi.

SURİYE YÖNETİMİ: Suriye’yi BM elçisi Beşar Caferi ile Dışişleri Danışmanı Ahmed Arnus’un başını çektiği 7 kişilik bir heyet temsil ediyor. Heyet muhaliflerle yüzyüze görüşmelere yarın başlayacak. Suriye yönetimi başından beri Esad’ın kaderini pazarlık konusu yapmadı. Muhaliflerin hükümete katılmaları konusundaki tutumları da yeni değil. Daha önce Kadri Cemil ile Ali Haydar gibi muhalif isimler ulusal uzlaşı hükümetine katılmıştı. Cemil sonradan muhaliflerle görüşmeler konusunda yönetimle ters düşünce hükümetten ayrılmak zorunda kaldı. Yönetim Esad’a git demeyen ama ülkeyi muhalifleri içine alacak yeni bir hükümet, parlamento seçimleri ve anayasal değişikliğe götürecek formülü müzakere etmeye açık. Muhalifler arasında da ‘meşru’ ve ‘kukla’ ayırımı gözetiliyor. Esad, SUK’u Katar, Türkiye, Suudi Arabistan ve ABD gibi ülkelerin kuklası olarak görüyor ve bunlarla müzakereyi anlamsız buluyor. Foreign Affairs’e verdiği son demecinde ‘silahlı grupların bile meşru görmediği Batı destekli muhaliflerle müzakerenin anlamını’ sorguladı: “Verimli bir diyalog istiyorsan bu hükümet ile bu asiler arasında olacak. Muhalefet ulusal demektir, halkın çıkarları için çalışan demektir. Katar, Suudi Arabistan ve ABD dahil herhangi bir Batılı ülkenin kuklası muhalefet olamaz.” Buradaki yenilik Suriye liderinin daha önce ‘cihatçı-teröristlerle müzakere olmaz’ dediği silahlı gruplarla müzakereden bahsediyor olması. Bu grupların hiçbiri de bırakın Esad destekçisi Rusya’yı muhaliflerin hamisi ülkelerin arabulucu olduğu müzakerelere bile sıcak bakmamıştı.

Esad’ın hesabı Moskova’da başlayan müzakereleri Şam’a taşımak. Bununla “Şam’a gelenler gerçek muhalif, gelmeyenler kukla” deme şansını bulacak. Bazı muhalifleri yönetime alırsa da uluslararası topluma “Artık bu, tamamen terörle savaştır” deyip destek isteyecek. Nitekim şimdiden Esad, Foreign Affairs’teki röportajında görüldüğü üzere ABD’yi silahlı gruplara desteği kesmesi için Türkiye gibi müttefiklerine baskı yapmaya davet ediyor!

MUHALİFLER: Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, ABD ve Fransa gibi ülkelerin etkisindeki SUK yalpalıyor. Esad’ı iktidarda tutan hiçbir formüle yanaşmayanlar ile savaşı bitirmek için Esad’ın bir süre daha iktidarda kalacağı değişim sürecine evet diyenler arasında çatışma var. SUK Başkan Yardımcısı Hişam Merva’ya göre ABD kendilerine şu mesajı verdi: “Moskova’ya gidebilirsiniz ya da gitmeyebilirsiniz; bu size kalmış bir şey.” ABD Dışişleri Bakanı Jen Psaki ise daha netti: “Toplantılara katılmalarını desteklediğimizi onlara ilettik.” Bu konuda SUK, Türkiye katı tutumu ile ABD’nin cesaret veren politikası arasında sıkışmış gözüküyor. Bu bocalama içinde SUK, Moskova’ya resmen temsilci göndermediğini kaydetti ama koalisyondan Suud’un adamı Ahmed Cerba dahil 5 kişi ‘kişisel’ olarak katıldı. Zaten tüm davetler kişilere yapıldı, örgütlere değil. Rusya ihtilafları körüklememek için bu yolu izliyor. Tüm muhalifleri SUK çatısı altında Cenevre’ye götürme ısrarı bölünmüş muhalefeti iyice bölmüştü. Moskova’nın önhazırlığı sayılan 24 Ocak’taki Kahire buluşması da kişilere davet yöntemiyle oldu. Rejimin ‘meşru’ gördüğü muhaliflerle SUK üyeleri, Kahire buluşmasında ‘demokratik bir rejime yol açacak gerçek bir değişim’ şartını da içeren 10 maddelik ilkeler metnine imza atmıştı.

Moskova’daki toplantıya katılım sayısı beklenenin aksine 25-30 kişiyle sınırlı tutuldu. Bunun nedeni şimdilik belirsiz. Mesela Suriye Demokratik Değişim İçin Koordinasyon Kurulu’ndan en az 9 kişi katılırken Suriye Sosyal Milliyetçi Parti’den Tarık el Ahmed çağrılmadı. Hâlbuki Ahmed işin başında Moskova’da ağırlanan muhalifler arasındaydı. Ön görüşmelerde yer alan ve rejimle müzakereye sıcak baktığını açıklayan eski SUK üyesi Muaz el Hatib de gitmedi. Hatib’in üzerinde çok baskı kurulduğu ve muhalifler arasında bir mutabakat hasıl olmadan tek başına sıyrılmak istemediği konuşuluyor. 4 gün sürecek ilk raund başarılı olursa ikinci raunda diğerlerinin de davet edilmesi bekleniyor.
Bu toplantıdan ne çıkar? Cenevre fiyaskosundan sonra kimse büyük laf etmek istemiyor. Ancak Ukrayna’daki kriz nedeniyle Rusya’yı ekonomik olarak çökertmekle meşgul olan Obama’nın, Suriye yönetiminin en önemli müttefiki Moskova’nın barışı girişimine çelme takmaması kayda değer. Eğer Obama, Rusya’ya “Sırasını savsın ve gününü görsün” diyerek hınzırlık yapmıyorsa konferansa verdiği destek politika değişikliğine doğru önemli bir tutum sayılır. Bu değişim sancısını New York Times’in 24 Ocak 2015 tarihli başyazısında da görüyoruz: “Amerikalı yetkililer kalıcı bir çözümün Esad’ın gitmesini gerektirdiği ısrarını sürdürse de rahatsız edici gerçek acımasız diktatörün hala iktidara sıkı sıkıya tutunuyor olmasıdır; şimdilik ABD ve müttefikleri onunla yaşamak zorunda… IŞİD’in Esad’dan daha büyük tehdit olması bir kenara IŞİD Suriye’de genişlemeye devam ederse daha fazla yabancıya kendi saflarına katacak ve bu toprakları Batı’ya saldırmak için kullanacak. Rand Corparation’ın son çalışması Esad rejiminin dağılmasının Amerikan çıkarları için olası en kötü sonucu doğuracağını söylüyor… Senatör John McCain gibi siyasiler tersinde ısrar etse de ılımlı bir gücün Esad’ı devirme fikrinin fantezi olduğu görüldü.”

Esad’a git demekten vazgeçse de siyasi çözüm için muhalifleri eğitip donatarak rejimi daha fazla tavize zorlama taktiğini terk etmeyen Obama’nın Suriye politikasının billurlaşması biraz zaman alacak. Burada Türkiye gibi bölgesel müttefiklerden gelen direnç kadar Kongre’deki çoğunluğu ele geçiren Cumhuriyetçilerin baskısı da belirleyici. Ancak Rusya’nın başlattığı girişim en azından bazı muhalif güçlerin yönetimle el sıkışmasını beraberinde getirirse Obama’ya biraz daha çark yapma fırsatı doğar. Bu çarkın açısı ‘Suriye’nin altındaki ateşin dışarıya terör ve çatışma ihraç etmediği sürece yakılması’ diye özetleyebileceğimiz Amerikan siyasetini hepten terk etmeye götürecek kadar geniş olur mu? Asıl soru bu.