Suriye bu çılgınlığı neden yaptı?

Suriye neden Türkiye’nin ‘savaş nedeni sayabileceği’ bir çılgınlığa kalkışarak Türk jetini düşürdü? Şam yönetimini bu denli cüretkâr kılan ne? Uluslararası hukuk ve angajman kurallarını ihlal ederek kendisini daha da zor duruma düşürecek hamleyi neden göze aldı? Bu soruların Suriye’nin içinde bulunduğu psikolojiye ve iç savaşı andıran sahadaki koşullara bakmadan yanıt bulması zor. Ankara ‘uçak silahsızdı, Türkiye’nin radar sistemini test için eğitim uçuşu yapıyordu’ izahatını getiriyor. Suriye açısından ise uçak hasmaneydi ve ülkenin egemenliğini ihlal etti; ya istihbarat topluyordu ya da Suriye’nin hava savunma sistemini test ediyordu.
Bu olay New York Times’ın CIA’in Türkiye’de üstlenip muhalifleri silahlandırdığı, Katar ve Suudi Arabistan’ın bunu finanse ettiğine dair haberin ardından geldi. Suriye sokaklarında silahlı kişiler belirdiğinden beri Türkiye’nin muhalifleri organize etme çabası nedeniyle zaten Şam yönetimi içerdeki çatışmalardan Türkiye’yi sorumlu tutuyor. 

Senaryolar
Gerçek ya da düzmece, makul ya da mantık dışı ama Suriye’deki refleksin kodlarını çözmeye yarayabilecek bazı spekülasyonları sıralayalım:
Şam’daki kaynaklara göre yaklaşık bir ay önce İsrail uçağı Suriye havasahasını ihlal edince uçaksavar bataryalarına ‘tetikte olun’ emri verildi. Bunu ‘vurma yetkisi verildi’ diye aktaranlar da oldu. 

* Suriyelilerin inandığı ya da inandırıldığı komploya göre son dönemlerde ciddi bir silahlı milis aktivitesi gözlemlendi. Hula ve Haffe katliamlarıyla krizi derinleştirip tampon bölge koşulları oluşturulmak istendi. Haffe’de binlerce silahlı muhalif mevzilenmişti. Haffe’dekiler, Türkiye sınırındaki silahlı muhaliflerle eşzamanlı olarak Lazkiye’ye akın edip burayı kurtarılmış bölge ilan edecekti. Türkiye’nin denizden verdiği koruma desteğiyle tampon bölge oluşturulacaktı. Ancak kısa bir süre önce Lazkiye’nin Kesep bölgesinde kurulan Rus radar sistemi bu planı bozdu. Bu radar ve teknik perdeleme sayesinde Haffe’dekilerin Türkiye sınırındakilerle iletişimi kesildi. Türkiye sınırından gelen çok sayıda silahlı kişi de yakalandı. 

* Geçen hafta saf değiştiren Suriyeli bir pilot uçakla Ürdün sınırına kaçınca, devamının geleceği endişesiyle Suriye havasahası içinde tüm askeri uçuşlar yasaklandı, ‘havalanan uçak olursa vurun’ emri verildi. Dün Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cihad Makdissi de “Uçak Türk değil de Suriye uçağı olsaydı da vururduk” dedi. 

Amaç neydi?
Suriye’deki bir sıkışmışlık psikolojisi. Uçağın nasıl ve hangi koşullarda vurulduğuna dair sonu gelmez tartışmalar bir kenara Şam yönetiminin bunu kasti yaptığı varsayımından hareket edilirse bunun bir amacı olmalı. Öyle anlaşılıyor ki Şam biri Türkiye, diğeri uluslararası toplum ve ötekisi Suriye kamuoyuna olmak üzere şu 3 mesajı vermek istedi: 

* Türkiye’ye: “Eğer Suriye rejimini çökertmeye yönelik çalışmalara ve silahlı muhalifleri desteklemeye devam edersen, seni de uçurama çekerim. Bu ateş seni de yakar.” 

* Uluslararası topluma: “Suriye, Libya değildir, hava savunma kapasitesi caydırıcı boyuttadır. Olası bir dış müdahalenin bedeli de ağır olur.” 

* Suriye içine: “Eğer hava kuvvetlerinden firar eden uçak olursa vurulur. Rejim güçlü ve kararlıdır.”
Suriye’nin Türk uçağını vururken Türkiye’nin savaş çıkarmak gibi askeri bir yanıt vermeyi göze alamayacağı öngörüsünden hareket ettiği anlaşılıyor. Zira Şam’da bir panik havası yok. Hatay’da çatışmalar bizim sınırımızı geçip iki Türk görevli yaralandığında Türkiye, NATO’nun bir üyeye yapılan saldırıyı tüm ittifak ülkelerine yapılmış sayan 5. maddeyi gündeme getirip meseleyi uluslararasılaştırmak isteyince ABD’den ‘sözkonusu olamaz’ yanıtı almıştı. Nitekim Türkiye, Hatay’dakinden çok daha vahim bir durum karşısında bu kez NATO’nun 4. maddesini yani istişare mekanizmasını çalıştırmayı tercih etti. Esad rejiminin Rusya kalkanı önünde durduğu sürece NATO’nun işin içine çekilemeyeceği hesabından hareket ettiği görülüyor.