Suud'da reform bekleyenlere bir bardak su lütfen!

Abdullah'ın cenazesi, Abdulaziz el Suud'un mirasçıları arasında gürültüsüz patırtısız kaldırılabilecek son cenazelerden biriydi. Suud ailesinde yavaşça torunlara sıra geliyor ve 'Hadim-ül Harameyn' etiketinin arkasına saklanmış tahtın ışıltısı büyük bir gürültüye gebe.

Suudi Kralı Abdullah öldü. Cemaat nasıl bilirdi bilmem ama Şimon Peres “Barış adına gerçek bir kayıp”, George W. Bush “Hayran olduğum adam, yetenekli müttefik”, Chuck Hagel “Barışın güçlü sesi” ve Abdülfettah Sisi “Arap ulusunun en iyi evladından biri” diye biliyormuş. Başka türlü bilenler de az değil.

Abdullah’ın cenazesi, Abdulaziz el Suud’un (İbn-i Suud) mirasçıları arasında gürültüsüz patırtısız kaldırılabilecek son cenazelerden biriydi. Suud ailesinde yavaşça torunlara sıra geliyor ve ‘Hadim-ül Harameyn’ etiketinin arkasına saklanmış tahtın ışıltısı büyük bir gürültüye gebe.

Suudi ailesinin kredisi, İbn-i Suud’un birbiriyle derin hesaplaşmaları olan aşiretleri birleştirip Arap Yarımadası’nda bir ülke kurmasından geliyor. Bu ülke kuruluşunu İbn-i Suud’un kılıcı ve Muhammed bin Abdulvehhab’ın ideolojisine borçluydu. Kılıç ve Vehhabi ittifakının ürünü olan Suud hanedanlığı 1938’de bulunan petrol sayesinde gücünü perçinledi.

Şimdi bu kurucu ideoloji reformların önündeki direncin ana kaynağı. Hanedan içinden çıkacak görece reformistlerin de kolay kolay göze alamayacağı bir direnç.
Beri tarafta reform ikinci adımda doğrudan hanedanın geleceğiyle de ilişkileneceğinden Suudi ailesi bu konuda pek hassas. Suudi hanedanının sadece içerde değil monarşinin hüküm sürdüğü çevre ülkelerde de yönetim değişikliğine yönelik girişimlere karşı ne kadar teyakkuzda olduğunu ‘Arap Baharı’ sırasında gördük. Bir reform çabasının İbn-i Suud’un 30 yıllık savaşın ardından Vehhabi ülküsü etrafında sağladığı birliği bozacağı argümanı hala çok güçlü. Kral Selman’ın ilk mesajında birliğin korunmasına vurgu yapması da boşuna değil. Bu birliği, diğer aşiretler üzerinde Suudi ailesine ebedi iktidar vadeden düzen olarak da okumak gerekiyor.

‘DEMOKRASİ BİZE GÖRE DEĞİL ÇÜNKÜ…’

Ancak Batıda eğitim gören yeni nesillerin ve dünyayla daha etkileşim içinde olan genç nüfusun siyasal ve sosyal yapı üzerinde değişim baskısı artıyor. Yanında mahrem biri olmadan seyahat edemeyen ve namahrem erkekle yalnız olduğunda kırbaçlanan kadınların özellikle araç sürme yasağını delen eylemleri bu baskının artık kabında tutulamadığının göstergesi. Arzulanan değişim, birliğin temel harcı sayılan Vehhabi ideolojisiyle hesaplaşmadan mümkün değil.

Bir tarafta artan reform diğer tarafta muhafaza baskısı. Bir denge tutturmaya çalışan Kral Abdullah, hatırlarsanız 2009’da Süvar’da kendi adına inşa ettirdiği Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde kadın-erkek karışık eğitime izin verdiğinde homurtulara yol açmıştı. Abdullah erkekleri beyaza, kadınları siyaha büründüren Vehhabi geleneğini renkli ve süslü giysilere izin vererek esnetti. Fuarlarda kadın yazarlara yer açtı, devlet televizyonu muhafazakar çerçeveyi zorlamayan parçalarla müzik yayınına başladı. Bazı kadın avukatlar sertifika alabildi. Üyeleri atamayla gelen Şura Meclisi’nde kadınlara koltuk verildi. İlk kez iki kadın sporcu Olimpiyatlarda yarıştı. Nasipse kadınlar ilk kez 2015 yerel seçimlerinde oy kullanacak. Koyu Vehhabilerin gözünde büyük günah işleyen kral mütevazi adımlarla Batılı müttefiklerinden ‘tedricen modernleşmeci’ sıfatını kaptı.

Halefi Selman ise daha muhafazakâr. Haliyle yeni dönemde daha ileri adım beklenmiyor.

WikiLeaks belgelerine göre Selman, 2007’de Amerikan elçisine, aşiretlerin gücünü hatırlatıp mevcut sosyal ve toplumsal yapının yavaş ve hassas bir değişimi gerektirdiğini söylemiş.

Yine Selman, 2010’da ‘On Saudi Arabia: Its People, Past, Religion, Fault Lines’ kitabının yazarı Karen Elliot House’a “Amerikalıları demokrasi birleştirdi, Suudi Arabistan’ı ise Suud ailesi birleştirdi. Suudi Arabistan’da demokrasi olamaz çünkü eğer olursa her bir aşiret bir parti kurar ve biz Irak gibi oluruz” demiş. Bunun Türkçesi: Demokrasi Suud hanedanlığının sonu olur. Bu korku yüzünden Kral Abdullah, 2011’deki Arap isyanlarının kendi ülkesine sıçramasını önlemek için halka 32 milyar dolar dağıttı. Halkın gazını alacak sosyal ve istihdam projelerinin maliyeti 90 milyar doları buldu. Abdullah, 2011’de Körfez’in NATO’su ‘Yarımada Kalkanı’nı Bahreyn’e sürerek bölgede İran ve Irak’tan sonra yeni bir Şii iktidarını önlemişti.

İRAN KARŞITLIĞI ARTABİLİR

Kendi içinde yavaş ve hassas değişim isteyen Suudiler, Suriye’de iç savaşı körükleyip rejim değiştirme projesinin en önemli finansörü. Suudi Arabistan’ın yeni Suriye siyaseti özel kişi ve kurumların kontrol edilemeyen radikal grupları finanse etmesinin önüne geçerken devlet eliyle muhalifleri silahlandırma parolası üzerine kurulu. Selman da Savunma Bakanı olarak bu siyaseti yürüten adamdı. Suudileri bu çizgiye çeken IŞİD’in Suudi Arabistan’ı da tehdit etmeye başlaması ve ABD’nin artan baskısı oldu. Şimdi Suudiler de IŞİD’e karşı hava operasyonlarına katılıyor.

Peki, Selman’la birlikte Suriye ve İran siyaseti değişir mi? Kral Abdullah, Amerikan ve İsrail liderlerinin minnettar olduğu bir lider olmakla birlikte Barack Obama ile sorunlar yaşadı. ABD yönetimine sitem edecek kadar da hatırı vardı. Özellikle İran’la diyaloga geçmesi ve 2013’te Suriye’yi bombalamaktan vazgeçmesi nedeniyle Obama’ya bozuk çalıyordu. WikiLeaks belgelerine göre 2008’de Kral Abdullah “Yılanın başını kesin” diyerek İran’a karşı askeri operasyon için ABD’ye baskı yapmıştı. Yine Amerikan gizli belgelerine göre Abdullah, İran Dışişleri Bakanı’nı “Arapların meseleleri Acemleri ilgilendirmez” diye paylamıştı. Selman da kral olduktan sonra selefinin yolunu izleyeceğini vurguladı. Tabii selefinin yolunu ne kadar hatırlar bilmiyoruz çünkü Harameyn’in yeni hizmetkârı Alzheimer ve bunaklık hastalığından mustarip! İşin esprisi bir yana Bahreyn’e müdahalenin arkasında olduğu söylenen Selman’ın İran ve Suriye konusunda daha şahin bir çizgi tutturması şaşırtıcı olmaz. Ufak bir arkaplan bilgisi fikir verebilir: Afganistan’da mücahitlerin özel kanallarla finanse edilmesi operasyonunu yürüten Selman’dı. Benzer bir misyonu Balkanlar’daki karışıklıklar sırasında da üstlenmişti. Geçmişe bak, geleceği gör! Suudi siyasetinin keskin kanadı, Kral Abdullah’ın Obama’yı İran ve Suriye’ye askeri operasyon düzenlemeye ikna edememesini bir başarısızlık olarak görüyordu. Selman’ın etrafı da keskinlerle dolu. Şimdi Suudilerin arka bahçesi Yemen’de Şii Husiler, Suud Arabistan ve ABD’nin desteklediği iktidarı sallayıp İran’a yeni bir nüfuz alanı açarken İran hassasiyetinin katmerleşeceği muhakkak. Ayrıca yeni Veliaht Prens Mukrin de içerde reform fikrine açık olmakla beraber dışarıda özellikle İran konusunda hayli Neo-Con. Bu yüzden yeni kral ve ardılından bölge politikalarından yumuşama hayli sürpriz olur. ABD ile dostluk ise su sızdırsa da bakidir.