Suudilerin elinin değdiği hamur

Suriye yönetiminin karşına oturtulacak ortak heyeti belirlemek için izlenen yol muhalif cepheyi iyice böldü.

İşin adı Suriyeli muhalifleri birleştirip Esad yönetiminin karşısına bir müzakere heyeti çıkarmak. Bu hamur kaçıncı kez yoğruluyor artık sayacak halimiz kalmadı.
Suriye’yi demokratikleştirecek aktörleri belirlemek için münasip görülen arabulucu Suudi Arabistan. Haşmetlinin ülkesi dünyanın en demokratik ülkesidir! Şahane bir modeldir! Bakmayın kadınların tek başına sokağa çıkamıyor ya da araç kullanamıyor olmasına. Demokrasi ihraç eden ülkeye bak; gıpta et ya da kahrol.
Malum 14 Kasım’da Viyana’da ABD, Rusya, İran, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi krizde parmağı olan 17 ülke Suriye’de geçiş süreci için bir yol haritası belirlemişti. Buna göre 1 Ocak’ta Suriye yönetimi ile muhalifler müzakere masasına oturacak, 6 ayda geçiş hükümeti kurulacak ve 18 ayda seçimlere gidilecek.
Bu çerçevede taraflar 1 Ocak’ta masaya oturmadan önce müzakere heyetlerini belirmek için harekete geçti ama daha işin başında muhalif cephe bölündü.
ABD’nin istemesine rağmen Rojava’nın sivil ve silahlı aktörleri Türkiye’nin itirazları nedeniyle Riyad’dan dışlandı. Bu, bütünlüklü bir çözüm bulma perspektifini peşinen baltalayan bir yaklaşım.
9-10 Aralık’ta Riyad’da düzenlenen konferansın davetliler listesi 65 kişiyle sınırlıyken itirazlar üzerine sayı 100’e çıktı. Ocak-Şubat 2014’te Cenevre’de muhalifler namına tek muhatap olarak önü sürülen Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDGUK) pazarlıklarla katılımcı sayısını 20’den 40’a çıkarttırdı. Körfez-Batı destekli muhaliflerin önceki buluşmalarından farklı olarak 15 silahlı grup ile silahlı isyanı reddeden Demokratik Değişim İçin Koordinasyon Kurulu da dahil edildi. Normalde Suudilerin hazzetmediği ama yeni Kral Selman’ın göz kırptığı Müslüman Kardeşler de davetliydi. Konferansın son gününde müzakerelere liderlik etmek üzere 32 kişilik bir yüksek konsey oluşturuldu. Heyetteki temsilciliklerin 10’u silahlı gruplara ayrıldı.
Davetli 15 silahlı grup arasında Kaide lideri Eyman el Zevahiri’nin temsilciliğini yürütmüş Ebu Halid el Suri’nin kurduğu Ahrar el Şam en çok tartışılan örgüt oldu. Ahrar, sahada Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi’nin en kritik ortağı. Toplantıya giderken de rejimin bütün kurumlarıyla yıkılması, İslami kimliğin muhafaza edilmesi, İran, Rusya ve Şii milis güçlerinin temizlenmesi gibi şartlar ileri sürdü. Konferanstan demokratik ve sivil devlet, tüm terör eylemleri ve yabancı savaşçıların reddi, devlet kurumlarının korunması gibi Ahrar’ın şartlarına tezat bir manzume çıktı. Bunun üzerine Ahrar konferansın İslami kimliği tasdik etmediği, rejim yanlılarına yer verdiği ve devrimcileri temsil etmediği gerekçesiyle çekildiğini açıkladı. Sonra tekrar dönüp dönmediğine dair haberler dolaştı. Riyad’dan, 30 Ekim’de ilk Viyana toplantısında kabul edilen ilkelere uygun bir tablo çıkacağı belliydi. Ayrıca Ahrar’ın rejim yanlısı unsur diye suçladığı Demokratik Değişim İçin Koordinasyon Kurulu da başından beri davetliydi. Ahrar bunları biliyordu. Haliyle çekilme kararının ya da restinin arkasında ya iç çekişmeler ya da finansör ülkelerin yönlendirmesi olmalı. Katar ve Türkiye’nin desteğiyle büyüyen Ahrar el Şam, Viyana sürecinde kaideci geçmişine sünger çekip ‘ılımlı’ ve ‘makul’ örgüt imajı vermeye çalışmıştı.
Toplantının diğer ‘şanslı’ davetlileri arasında şunlar yer aldı: Suudi istihbaratının finanse ettiği İslam Ordusu, Körfez bağlantılı Selefi ‘Asalet ve Kalkınma Cephesi’, Suudi-Amerikan ortaklığıyla Ürdün’den idare edilen Güney Cephesi, ağırlıklı olarak Türkiye’deki operasyon odası üzerinden desteklenen Nureddin Zengi, İhvancı 'Feylek el Şam', Birinci Sahil Tümeni, Dağ Şahinleri Tugayı, Mücahitler Ordusu, Şam’ın Askerleri…
IŞİD gibi sahanın en güçlü örgütlerinden Nusra davet edilmedi. BM’nin terör örgütü listesinde olmasaydı Suudiler elbette misafirperverliklerini Nusracılardan esirgeyecek değildi. Özellikle Katar, cephenin güçlü örgütü Nusra’ya “Kaide ile bağını kopar, yardımlar bizden” diye baskı yapıyordu. Ama Nusra kaidelerinden vazgeçmedi. Yine de Fetih Ordusu şemsiyesi altına sokularak yardımlardan mahrum bırakılmadı.
Peki, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin çok memnun kaldığı Riyad’dan çıkan sonuç derde deva olabilir mi?
Evet, 100 küsur ülke tarafından tanınsa da üç-beş ismin elinde anlamsızlaşmış SMDGUK’nın yerine daha geniş bir muhatap ortaya çıktı. Bu, Batı-Körfez bloku için teselli kaynağı olabilir. Ancak bu hamur daha çok su kaldırır.
Bir kere 15 örgütün dışında yüzlerce örgüt var. Kimileri rejimle asla müzakereyi kabul etmiyor. İkincisi Kürtleri dışlayan bir çözüm ‘çözüm’ olamaz.
Kürtlere konulan rezerv yüzünden alternatif bir cephe eş zamanlı olarak oluştu. Sadece PYD ve YPG değil ABD’nin IŞİD’e karşı desteklediği Suriye Demokratik Güçleri de Riyad’dan dışlandı. Rojava’nın savunma gücü YPG’nin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin bileşenleri arasında Kürt, Arap, Süryani ve Türkmen örgütleri var.
Riyad’a davet edilmeyen ya da daveti reddedenler Kürtlerin öncülüğünde 8-9 Aralık’ta Haseke’ye bağlı Derik’te toplandı. Derik’te 103 kişinin katıldığı toplantıda ‘özgür ve demokratik bir Suriye’nin inşası için’ 42 kişilik ‘Demokratik Suriye Meclisi’ kuruldu. Rojava Özerk Yönetimi’nin 13, Siyasi Partiler Siyasi Danışma Kurulu’nun 3, Buğday Dalgası Hareketi’nin 2, Arap ve Kürt aşiretlerinin birer, Türkmen, Süryani, Aşuri, Arab ve Ezidi halklarının birer, gençlerin bir, bağımsızların 5 kişiyle temsil edildiği meclise şu gruplara da birer temsilcilik verildi:
Onur ve Haklar Anlaşması Topluluğu, Suriye Ulusal Demokratik Uzlaşı Komitesi, Şehba Bölgesel Meclisi, Suriye Demokratik Çağdaşlık Partisi, Sosyalist Demokratik Baas Partisi, Cebel Arab, Suriye Ulusal Kitle.
Derik’te Suriye’deki krizin barışçıl müzakere ile çözülmesi, teröre karşı mücadele edilmesi, Suriye’nin siyasi dönüşümü için özgür ve demokratik seçimlerin yapılması, halkların inanç ve kültürlerinin teminat altına alınması ve demokratik anayasanın yazılmasını hedef olarak belirlendi.
Bu şekilde müzakereler için iki farklı cephe şekillenirken Suriye içindeki muhalif gruplardan 15’i de Şam’da alternatif bir toplantı yaptı. Bu grupta Dayanışma Partisi, Ulusal Gençlik Partisi ve Ulusal Demokratik Eylem Grubu öne çıkıyor. Eskiden yaşa dışı olan bu örgütler 2011’deki reform paketiyle yasalaşmıştı. Bu grupların bazıları Esad yönetimine karşı gösterilere de katılmıştı.
Suriye yönetiminin karşısına bütünlüklü bir muhatap çıkarma konusundaki sorun hala ortaya duruyor. Daha önemlisi masayı dizayn eden ana aktörler Rusya ve ABD’ın kimin üzerinde ne kadar uzlaşacağı belli değil. Suriye’de askeri operasyonlarla bütün dengeleri alt üst eden Rusya henüz sözünü söylemedi. Mesela PYD ve YPG sadece Rusya değil ABD için de artık masada olması gereken aktör. Türkiye’nin son aylardaki Suriye stratejisi ise tamamen Rojava’yı enterne etmeye yönelik. Tabii Cenevre fiyaskolarından sonra nihayet Viyana’ya davet edilen İran’ın tutumu da önemli.
1 Ocak yaklaşırken yine zor ve dramatik bir süreç yaşanacak.