Uğurlar olsun!

Türk dış politikası namına ufak bir başarı öyküsü çıksın diye hafızamı didikleyip durdum, nafile! 2015'in aynası 2014. Fırtına devam ediyor. Gemi de aynı, kaptan da.
Uğurlar olsun!

2014’ten uğurlanacak bir şey de yok ya! Yine devirdiğimiz değil üzerimize devrilen bir yıl oldu. Türk dış politikası namına ufak bir başarı öyküsü çıksın diye hafızamı didikleyip durdum, nafile! Hayır, IŞİD’in elindeki rehinelerin burunları kanamadan kurtarıldığını unutmuş değilim! Adımız IŞİD destekçisine çıktı ya, çıksın; ecnebinin gözünde itibarımız zail oldu ya, olsun; teknesi yürüsün reisin yeter!

* * *
Şimdilerde ödülünü bir üniversiteye rektör atanarak almış olan bir zat-ı muhterem İstanbul’da benim de konuşmacı olarak katıldığım bir konferansta “İnşallah Şam’ı Esed’den kurtarır Kudüs’ü yeniden fetheder ve böylece birinci Tayyip dönemini ilan ederiz” demişti. Heyhat IŞİD’in lideri Ebubekir Bağdadi erken kalkıp ‘Biladi Rafideyn’de hilafetini ilan ediverdi. İstanbul’dan Şam’a, Bağdat’a, Amman’a selam derken Rakka’dan, Musul’dan, Ramadi’den İstanbul’a selam diyen bir adam çıktı. Dahası IŞİD’in devleti, Türkiye’ye iki kapıdan komşu oluverdi. Yani Şam hayallerinin arasına bir de Bağdadi’nin devleti girdi.

Tema handiyse aynı; Müslüman dünyanın liderliği! Hâlbuki derin stratejinin erbabına göre IŞİD, Sünnilerin dışlanmasından kaynaklanan öfke birikiminin sonucuydu! IŞİD, Sünni öfkesini Bağdat’ta iktidara taşıyacak bir araçtı! Suriye’de yürütülen mantıkta olduğu gibi Nuri Maliki devrildiğinde IŞİD gibi istenmeyen unsurlar da gidecekti. Ne de olsa bunlar zorbalığın ürünüydü! Kelleleri ardından sürükleyerek gelen Bağdadi fena şekilde rol kaptı.

* * *
Ama IŞİD zorbaların düşüşüyle kendiliğinden tarihe karışmadan evvel Rojava’daki Kürtleri de aradan çıkarmalıydı. “Orada sivil yok, iki terör örgütü çatışıyor” sözleriyle yapılan şey IŞİD eliyle Kürtlerin 2012’den beri inşa etmekte olduğu ettiği demokratik özerkliği yok etme planını meşrulaştırma ameliyesiydi. Stratejik vizyonel derinliğin derinliğine koca bir ülkenin itibarı kurban giderken Kürtler Kobani’deki direnişle uluslararası alanda kendilerine yer açtı. Üstelik Türkiye’ye rağmen ABD’nin desteği de geldi. Kobani’yi düşmekten kurtaran ama IŞİD’den de kurtarmayan cerrahi bir operasyon olsa da Amerikan yardımı Kürtlerin meşruiyet zemini bulması açısından yeni bir eşikti. Şam’la gözlerini köreltenler insanlığın vicdanında karşılık bulan Kobani’yi göremedi.

* * *
IŞİD’e karşı koalisyona katılmayı Esad’a karşı savaş şartına bağlayan Türkiye, “Öncelik IŞİD” diyen ABD’yi düşlediği maceraya çekemezken Kürtler 2015’e Rojava’yı teslim etmeden girdi. Halep’te muhalifleri çeviren Esad rejimi de kefeni yırttığını bir kez daha gösterdi.

* * *
Yine Irak’ta Musul ve Tel Afer düşerken, Şii Türkmenler evlerinden kaçarken kaybeden Türkiye oldu. Türkmenlerin güvendiği dağlara kar yağmıştı. Herkes Türkiye’yi IŞİD’in gizli destekçisi olarak görür hele gelmişti.

* * *
Ve Ezidiler 74. kez katledilip tek kurtarıcıları Şengal Dağı’na sığınırken de Türkiye’nin düşman bildiği PKK ile ilintili örgütler ‘kurtarıcı kalkan’ olarak devredeydi. Türkiye’nin silah bırakma pazarlığı yaptığı bir örgüt Rojava’dan Güney Kürdistan’a hatta Irak’ın ortalarına kadar geniş bir alanda silah kullanır hale gelmişti. Türkmenler yıllardır hami olarak gönül verdikleri Türkiye’yi gözlerken IŞİD’e karşı şehirlerinin girişlerini tutan güç olarak PKK’lileri bulmuştu. Türkmenler alabora olmuştu.

* * *
Hayalkırıklığı yaşayan sadece Türkmenler mi? Son zamanlarda Ankara ile stratejik ortaklık tesis eden Kürtler de istedikleri zaman ve ölçüde yardım alamadıkları Türkiye’ye “Demek Türkiye sadece sofrada dostmuş” diyerek sitem etmeye başladı. Kürtler kuzeyden umdukları yardımı ABD’den de önce Kürdistan’a iki uçakla silah indiren İran’dan bulmuştu.

* * *
IŞİD’in katalizör olduğu isyanla Maliki’nin sonu gelir hesabı güderken Bağdat’ta hükümetin defterini düren ABD ile İran oldu. Ankara Başbakan Haydar Cevad Kazım el İbadi’yle yeni sayfa açarken Maliki’yi bütün sorunların müsebbibi olarak taşlamayı sürdürdü. Maliki’nin sağ kolunun İbadi olduğunu, sabık başbakanın devlet başkan yardımcısı olarak Bağdat’ta siyasetin tam merkezinde oturmaya devam ettiğini unutarak…

* * *
“Ortadoğu’da her gelişmeye hükmetme’ iddiasındaki ‘yeni Osmanlı’nın “Benim hinterlandım” diye içselleştirdiği Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki 2014 performansı daha mı matah?
Geçen yaz İsrail’in eliyle yine cehennemi yaşayan Gazzeliler, Türkiye’nin kurtarıcı olamayacağını, birçok şeyin gürültüden öteye gidemediğini bir kez daha gördü. Katar ve Türkiye’ye güvenerek Şam’daki siyasi bürosunu kapatan Hamas yüzünü İran’a döndü.
Türkiye’nin yeni ortağı Katar, Mısır’ın darbeci yönetimiyle barışırken Ankara’ya ‘sen de gel’ dedi. Sisi artık Katar’ın ardından ‘Büyük Türkiye’den nedamet bekliyor!

* * *
Türkiye’nin geleceğini inşa etmede iddialı olduğu Libya’da ise kırmızı kart görmüş ülkeyiz. Libya kazanı paralel hükümet, paralel parlamento ve paralel ordu doğurdu. Ülke Suud-BAE ve Mısır’ın destekledikleri, Katar ve Türkiye’nin arka çıktıkları, Kaideciler ve IŞİD’çiler olmak üzere dört ayrı hakimiyet alanına bölündü. Türkiye, Arap Baharı’ndaki yol arkadaşı Katar ile birlikte ülkenin bir kısmında istenmeyen devlet ilan edildi.

* * *
Batı ve kuzey cephesinde de buz kesen bir yıldı 2014. Ankara Suriye nedeniyle ABD, insan hakları ve özgürlükleri tehdit eden gelişmeler yüzünden AB ile papaz oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Kendi işine baksın” diyerek payladığı AB ile köprüleri atarken tarzda paraleli Rusya lideri Vladimir Putin’le ortaklığı pekiştirdi.

* * *
Rusya ile dostluğun gideri Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘Mustafa Aga’ diye baş tacı ettiği Mustafa Abdülcemil’in ülkesi Kırım oldu. Putin Güney Akım’ı çöpe atıp yerine Türk Akımı’nı ikame ederken Türkiye de Rusya’nın Kırım’ı iltihakına ilişkin itirazlarını çekti. Mustafa Aga bir kez daha ortada kaldı!

* * *
2015’in aynası 2014.
Fırtına devam ediyor.
Gemi de aynı, kaptan da.
Umut kaldı mı umut? Bir yerlerde bir şeyler kalmış olmalı.
Uğurlar olsun 2014!
Umudu bırak, ötekileri al git…