Yemen Somali'ye baka baka...

İran ile Suudi Arabistan arasındaki nüfuz mücadelesine vekâlet savaşı ya da dış müdahale eşlik ederse Yemen suyun ötesindeki Somali'ye dönüşebilir.

Arap Yarımadası’nda ve Aden Körfezi’nde bir köşe taşı olan Yemen tehlikeli sularda sürükleniyor. Bir tarafta başkent Sana’dan sonra Taiz’e giren Şiiliğin Zeydi koluna mensup Husiler; diğer tarafta Riyad’ın yanı sıra bazı Sünni aşiretlerin desteğini alıp Aden’de üstlenen Devlet Başkanı Abed-Rabbo Mansur Hadi. İç savaştan bölünmeye kadar olası 6 senaryo ile ilgili riskler büyüyor:

MEZHEP SAVAŞI: Husilerin Şii, rakiplerinin Sünni olması nedeniyle ülke mezhep çatışmasına doğru kayıyor. İdeolojik bir arka plana sahip olmakla birlikte Husilerin mezhepçi bir gündemle çıkış yaptıklarını söylemek haksızlık olur. En azından şu ana kadar ülke bütünlüğü ve ulusal uzlaşı hükümetinden yana bir duruş sergilediler. Müttefiklerinin de dini ve mezhebi bir gündemi olduğu söylenemez. Ne var ki çözümsüzlük uzarsa yeni etkenlerle kriz mezhebi karaktere bürünebilir. Mesela 20 Mart’ta 146 kişinin öldüğü ve 350 kişinin yaralandığı Şii camilerine yönelik bombalı saldırılara benzer eylemler mezhepçi savaşı kızıştırabilir. Irak bu tuzağa düştü, Yemenliler de bu konuda şerbetli değil!

VEKÂLET SAVAŞI: Husilerin İran, Sünni aşiretlerin Suud destekli olması yüzünden Suriye’dekine benzer bir vekâlet savaşı şekilleniyor. Bazı İranlı yetkililerin Husilerin örgütü Ensarullah’ı Hizbullah’a benzetip direniş ekseninin Yemen’e genişlediği yorumunu yapması, Husilerin Tahran’a askeri bir heyet göndermesi, 25 yıl sonra Sana’ya doğrudan uçuşlara başlayan İran’ın 180 ton silah sevkiyatı yaptığı ve 600 Husi’nin İran’da askeri eğitim aldığı iddiaları İran’ın dahliyle ilgili spekülasyonları arttırdı. Yine de Tahran’ın vekâlet savaşı ya da Suriye ve Irak’taki gibi sahada unsurlar bulunduran bir müdahale için sabırsızlandığını söylemek için erken. İran’ın meseleye ne kadar müdahil olacağı biraz da Suudi Arabistan’ın atacağı adımlara bağlı. Tahran, ABD ile nükleer pazarlıklarda son kerteye gelmişken Yemen’de daha dikkatli hareket etmeye çalışıyor. Nükleer pazarlıklardan çıkacak sonuç Yemen’le ilgili politikaların da yönünü tayin edebilir.

ÇİFT BAŞLILIK VE SİYASİ BÖLÜNME: Husilerin başkent Sana’yı ele geçirdikten sonra Hadi’den istediği istifa değil tartışmalı anayasa taslağının geri çekilmesi ve uzlaşı hükümetinin kurulmasıydı. Altına imza attığı Ulusal Barış ve Katılım Anlaşması’nın gereğini yapmak yerine görevi bırakan Hadi, Suudilerin yönlendirmesiyle istifasını geri çekip Aden’de üstlenerek direnişe geçti. Sana’ya paralel Aden’de ortaya çıkan bu yeni yapılanma akla iki parlamento, iki hükümet ve iki ordunun hüküm sürdüğü Libya senaryosunu getirdi. BM Özel Temsilcisi Cemal Bin Ömer’in tespitiyle ne Husiler Yemen’in tamamını kontrol edebilir ne de Hadi, Husileri yenmek için yeterli asker toplayabilir. Ordu, özel birlikler ve polis güçlerinin önemli bir bölümü Husilerle birlikte hareket ediyor. Ancak Husiler için de açmazlar çok: Bir kere kimse Sünni aşiret bölgelerinin teslim olmasını beklemiyor. İkincisi uluslararası koşullar Husilerin aleyhine. Husiler içerde hatırı sayılır oranda toplumsal, siyasal ve askeri destek sağlasa da dışarıda ciddi meşruiyet sorunlarıyla karşı karşıya. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri, Batılı ülkeler ve ABD’nin yanı sıra BM Güvenlik Konseyi, Husilere karşı Hadi’ye destek verdi. Ensarullah zaten BM’nin yaptırım listesinde. Buna ilaveten süreklilik arz eden çatışma ortamı Husi hareketinin destek hatlarının dağılmasına yol açabilir. Barışçıl bir çözüm bulunamazsa tarafların yapacağı şey mevcut hakimiyet alanlarını tahkim etmek olur. Bu da ülkeyi Libya’daki gibi siyaseten bölünmeye götürür.

DIŞ MÜDAHALEYLE TAM KAOS: Suudi Arabistan, İran’ın nüfuz alanına girecek şekilde Yemen’de Husiler lehine bir iktidar yapılanmasına izin vermek niyetinde değil. Suudilerle ortak hareket eden Hadi hem KİK hem BM’den askeri müdahale istedi. KİK de Hadi’nin çağrısına paralel olarak BM Güvenlik Konseyi’nden BM Şartı’nın Yedinci Bölümü çerçevesinde önlem talep etti. Yedinci Bölüm uluslararası barış ve güvenliğin korunması adına askeri müdahaleye izin veriyor. Veto hakkı olan Rusya’nın Libya’daki katakulliyi unutmadığını dikkate aldığımızda Güvenlik Konseyi’nde askeri müdahalenin önünü açma ihtimali düşük. KİK’in de Bahreyn’e yaptığı gibi Yarımada Kalkanı ile Yemen’e müdahale etmesi zor. Bahreyn’de muhalifler silahsızdı ve alan hakimiyeti yoktu. Yemen’de ise Ensarullah, ‘Halk Direniş Komiteleri’ni organize ettiği gibi güvenlik güçlerinden de destek görüyor. Husilere destek veren askeri birliklerin 2012’de gösteriler karşısında Suudi-Amerikan formülüyle kızağa alınan eski Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e sadık güçler olduğu düşünülüyor. Yarımada Kalkanı’nın sınırı aştığında hem ordu güçleri hem Ensarullah’la çatışmayı göze alması gerekiyor. Müdahale planı işlemezse Suudilerin ikincisi seçeneği vekâlet savaşı. Ki hâlihazırda yaptıkları bir ‘müvekkil’ müdahalesidir. Suudiler Sünni aşiretleri, Müslüman Kardeşler’in siyasi kolu Islah Partisi’ni ve Kaide’yi farklı düzeylerde maniple edebiliyor. Suudiler Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler’i bastırmak için elinden geleni yapsa da Yemen’deki Islah Partisi istisnai bir durum olarak Riyad’ın müttefiki sayılır.

KAİDELEŞME: IŞİD’in Irak’ta Sünni öfkesini fırsata dönüştürmesi gibi Arap Yarımadası’ndaki El Kaide de Husilere karşı hoşnutsuzluğu istismar ederek Sünni aşiretlerle ittifak kurabilir ve hâkimiyet alanını genişletebilir. Ayrıca IŞİD de kendine yer açmaya başladı. Bu durum ABD’yi de ikilemde bırakıyor. Abdülbari Atvan’ın işaret ettiği gibi “Batı ve Körfez ülkeleri Husilere karşı siper kazıyor ama o siperde Kaide de var.”

BÖLÜNME: 1990’daki birleşmeden bu yana mutsuz olan Komünist güneyin ayrılıkçı damarı yeniden kabardı. Bu kaosta bir de ‘Güney Yemen’ için savaş tetiklenebilir.

İKİNCİ BİR SOMALİ İHTİMALİ

Bugünlerde herkes Ali Abdullah Salih’in “Yemen’i yönetmek yılanların başları üzerinde dans etmek gibidir” sözünü hatırlatıyor. Ülkenin içindeki karmaşık durum yüzünden ne vekalet savaşı ne de dış müdahale Yemen’i düze çıkarabilir. Ki vekalet savaşının Suriye’yi, dış müdahalenin de Libya’yı ne hale soktuğunu gördük. Tam bu noktada Cemal bin Ömer’in uyarısı kayda değer: “Bir tarafın diğer taraf üzerinde kontrolünü artırma girişimi Yemen’i Suriye, Irak ve Libya’da yaşananların karışımı bir senaryoya sürükleyebilir.”

Bölge, Suriye-Irak-Libya karışımının ne olduğunu az çok biliyor. O karışım suyun hemen karşı yakasındaki Somali’den başkası değil. Bu yüzden tek yol diyalogla siyasi çözüm.