Yıkılan ve dirilen kent: Humus

Humus'ta 150 bin kişinin yaşadığı Vaer'deki krizin sona ermesi için görüşmeler sürüyor. BM'nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes yer yer ihlal edilse de durum istikrarlı.

Halep’in çıkışında bir tabela; Süleyman Şah Türbesi ve Şam yolunu gösteriyor. Yol muhaliflerin bölgesine çıktığından bariyerle kapalı. Zaten türbe de artık yerinde değil, malum türbe havaya uçuruldu, kabirler Eşme’ye taşındı! Ara yollardan yeniden Humus yoluna çıktık. Yol yine askeri araçların eşlik ettiği TIR kafileleriyle dolu. Rakka ayrımındaki mola yerinde doçkayla poz veren asker birkaç km ötede IŞİD’in karşısındaki mevziye gideceklerini belirtip “Hadi gel seni de götürelim” dedi. ‘Olur’ dedim ama ektim! Önceliğim muhaliflerin 2011’de devrimin başkenti ilan ettiği Humus. Şehre girerken Hizbullah bayrağını dalgalandıran doçkalı iki pikap önümüz sıra gidiyordu.

Kenti gezmeye Halidiye ile Zehra semtleri arasında uzanan caddeden başlamayı tercih ettim. Çünkü bu hatta olanları bilmeden rejime karşı barışçıl gösterilerin neden kanlı bir isyana dönüştüğünü çözmek de zor. Humus Sünni, Alevi, Şii ve Hıristiyanların iç içe yaşadığı bir kent. Hıristiyanlardan sokakta elhamdülillah, bismillah, inşallah, selamünaleyküm gibi ifadeleri duymak sizi şaşırtabilir. Müslümanlar da Hıristiyanlara ait ifadeleri kullanabiliyor. Onları birbirinden ayıran tavla masasında birinin ezan okununca camiye, ötekinin çan çalınınca kiliseye gidiyor olması.

2011’de gösteriler sürerken kimilerinin ‘üçüncü kol’ dediği silahlı gruplar Sünni-Alevi savaşı çıkarmak için işe Humus’tan başladı. Dera’da da işin başında onlarca asker öldürüldü ama Humus’ta özellikle mezhebi hedef gözeten şiddet olayları yaşandı. Mesela 17 Nisan 2011'de General Abdu Hudr el Tellavi aracıyla Zehra’daki evine giderken Bab el Tedmur’da durduruldu, iki oğlu ve kuzeniyle birlikte mezarlık bölgesinde satırla öldürüldü ve uzuvları kesildi. Tellavi Alevi’ydi. Yine Alevileri hedef alan başka bir katliamın ayrıntılarını Bab el Tedmur semtinde bir sohbet ortamında dinledim: Tellavi cinayetinden hemen sonra Zehra’ya giden bir otobüs muhaliflerin barikat kurduğu Halidiye'den geçerken durduruldu, üçü kadın 13 kişi yüzleri duvara dönük dizildikten sonra öldürüldü. Kadınlardan biri hamileydi, bıçakla karnı deşildi, ardından boğazı kesildi. Sağ bırakılan bir kadın da çıplak olarak yürütüldü. Akıl sağlığını yitiren o kadın hala hayatta.

Bu dehşetengiz olayı anlatan üç kişiden biri “Aleviler 4 ay boyunca sustu. Temmuz 2011’de sorumluların bulunması için şikâyette bulundu. Bu olaydan sonra Aleviler kontrol noktaları kurmaya başladı” dedi. 

Humus’ta kanlı sarmal karşılıklı öldürme, adam kaçırma, işkence, infaz ve ordunun ağır bombardımanıyla sürdü. Rejim güçleri de muhalifler de ağır suçlar işledi. 36 mahalleden 14’ü yanı şehrin yüzde 40’ı muhaliflerin eline geçti. Tankların devreye sokulduğu yıkıcı operasyonla kontrol yeniden rejime geçti. Eski kentteki silahlı grupların 2014’te anlaşmayla bölgeyi boşaltmasının ardından muhaliflerin elinde sadece Vaer kaldı. Burada da Nusra etkin.

Halidiye istikametinde ilk durağım Ermen Caddesi’nde iç savaşta ölen 18 bin Humuslu asker ve milisten 1300’ünün fotoğraflarının sıralandığı devası pano. Panonun önünde fotoğraflara bakan bir Ermeni kadın kardeşinin öldüğünü belirtip muhalifleri destekleyen ülkelere karşı tepkisini dile getirdi. Ermen’i Şii semti Zehra takip ediyor. Duvardaki resimde orduya katılan ve ölen bir doktorun silahla verdiği poz var. Bu fotoğrafın önünde durduk, Enformasyon Genel Müdürlüğü’nde görevli Hayat Avvad, bir anne olarak kendi acılarını paylaştı:

“Oğlum Mahmut Ferzad 2 yıllık askerdi. Çatışmalar çıkınca terhis edilmedi. 1.5 yıl önce Dera’da Nusra Cephesi’nin kuşatıp havaya uçurduğu hastanede ölen 40 askerden biri. Cesedini vermediler.”
Zehra 10’un üzerinde bomba yüklü araç saldırısına tanık olmuş. 

Yolun devamında eski Humus bir cephe savaşının yıkıcı tablosuyla insanın içini ürpertiyor. Bab el Tedmur’a giren yola barikat olarak konulmuş ve yanmış otobüsün arkasında kıpırdayan yeni bir hayat var. Üç çocuk; Fatma, Nuran ve Cenaz oyun oynuyor. Tankların dış cephedeki binaları harabeye çevirdiği mahallenin sokaklarında molozlar kaldırılmış ama binaların hali harap. Mahalle sakinlerinin yüzde 30’u evlerine dönmüş.

Bir apartmandan çıkan yaşlı kadın Umm el Fuad Harrara, “Bir sabah kalktık, burayı çevirmişler. Silahlı kişiler dedi ki ‘Bizi destekleyenler kalsın desteklemeyenler gitsin.’ Çoğunluğu gitti, kalanlardan bazıları çatışmalarda öldü. Ordu silahlı grupları temizledi, insanlar yavaş yavaş dönüyor” dedi. Eşi Ömer Nasır ekledi:

“Kalanlar muhalifleri destekledikleri için değil imkânları olmadığı için kaldı. Yaşlılar, başka yerde akrabaları olmayanlar çıkamadı. Ordu geldi ‘Evlerinize dönebilirsiniz’ dedi, biz de döndük.” 

Hıristiyanların bölgesine ilerlerken kilisede satranç oynamaya giden gençlerle karşılaştım. Gada Ahras adlı kadın Türkiye’nin silahlı gruplara desteğinden dolayı öfkesini dile getirdi. Annesi kuşatma sürerken ölmüş, oğlu yaralanmış, silahlı muhalifler arasında çıkan tartışmaya tanık olduğu için kendisine doğrultulan silahtan kaçarak kurtulmuş. “Bir planları yoktu, ne olacağını bilmiyorlardı, liderlerini suçluyorlardı. Gıda ve para sıkıntısı arttıkça kendi aralarında tartışmalar başladı” dedi.

Bostan Caddesi’nde balkondan aşağıya “Merhaba hoş geldiniz” diye seslenen yaşlı çift hala meydan okuyordu: “Teröristler geldiğinde burayı terk etmedik, etmeyeceğiz. Öleceksek burada öleceğiz.”

BEYT EL AĞA’DA FETVA KİTAPLARI

Ağır hasar gören yerlerden biri de tarihi Beyt el Ağa lokantası. Bütün Suriye’de bilinen tarihi bir mekân. 1912'de Ferfur ailesi tarafından konut olarak yapılmış bina 2000’de satılmış ve lokantaya çevrilmiş. Esad çiftinin yemek yerken çekilmiş fotoğrafı duvarda asılı. İçerdeki odalardan biri muhaliflerin kadısı tarafından kullanılmış. Kadı kaçarken geride eski basım kitaplar bırakmış. Lokantanın çalışanlarından İlyas Seman Ebu Goerge antika mobilyayı gösterip “Kadıları bu koltuğa oturup fetvalarını veriyordu” dedi. Muhalifler ordu ile anlaşmayla bölgeyi terk ederken Beyt Ağa’yı da patlatmışlar. Bir cephesi tamamen uçan, diğer cephesi kısmen zarar gören lokantanın sahibi, 18 Ağustos’ta Hıristiyanların 5 yıl sonra ilk kez kutlayacağı Seyyide Bayramı’na yetiştirmeye çalışıyordu ama restorasyonun o tarihe bitmesi zor. Bostan el Divan’da kilise ile cami yan yana. İkisi de harap. Kilise yağmalandıktan sonra bomba ile patlatılmış.

Alevi mahallesi Akrama’da Ruveyda el Salih ve Nafi Selman çifti evlerine çaya davet etti. Mette ikramının ardından sehpaya muhaliflerin attığı kurşunlardan eve düşenleri sehpaya dizdi. “3 yıl boyunca bu kurşunların altında hayatım cehenneme döndü. Her patlamada şu salondan banyoya gidip saklanıyordum” dedi. Buralarda isyanın nasıl kanlı bir yola saptığına dair hikaye bol. Rejim yanlılarının hikayeleri şiddetten Şebbiha’yı sorumlu tutan muhaliflerinkinden çok farklı. Taksicilik yaparken Ulusal Savunma Komiteleri’ne katılan biri “Vali istifa etmeli dediler, vali görevden alındı. Olağanüstü hal yasası kalkmalı dediler, kalktı. Yetmedi Haziran 2011'de saat kulesinin yanındaki resmi binalara girdiler. Ya rejim gidecek ya savaş ilan edeceğiz’ dediler. Yolları kesip Alevileri ayırıp götürüyorlardı. İnsanların araçlarına el koyup bombalı eylemlerde kullandılar. Cenazelere ateş açan kendileriydi. Cezire saldırıları canlı yayınlıyordu. İki kez onların elinden Sünni Arapların şivesiyle konuşarak kurtuldum. Sünniler de mağdur oldu, onlar da kendi mahallelerinde kontrol noktaları kurdu” dedi. Otobüste öldürülen 14 Alevinin başına gelenlerin Ulusal Savunma Birlikleri’ne katılmasına karar vermesinde etkili olduğunu söyledi. Emekli bir albay “Eski Humus'ta 900 kişi kaçırıldı. Humus'un altında başka bir şehir var. Toprağın altındaki evleri birbirine bağladılar. Kaçırdıkları kişileri buralarda sakladılar. Kazdıkları tünellerle bulundukları yerleri tahkim ettiler. O yüzden ordu girmeye karar verdiğinde ağır silahlar kullandı” diye konuştu. SANA’nın Humuslu fotomuhabiri kendi başına gelenleri paylaştı: “29 Ağustos 2011'de evimi bastılar, beni çocuklarımın gözleri önünde alıp götürdüler. Babam kalp krizi geçirdi. Bab el Hud' a götürüp işkence edip sebze haline bıraktılar.”

İSYANIN SÜRDÜĞÜ VAER İÇİN PAZARLIK

Humus’ta 150 bin kişinin yaşadığı Vaer’deki krizin sona ermesi için görüşmeler sürüyor. BM’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes yer yer ihlal edilse de durum istikrarlı. Bölgede çalışan memurlar işlerini yapmak için Vaer’e gidip geliyor. 2012’de Baba Amr’dan kaçanlar Vaer'e yerleşmişti. Vaer’de yaşayanlar da kentin başka yerlerindeki işyerlerine gidip geliyor. Devletin bu semte su, elektrik ve okul hizmetleri de sürüyor. BM heyeti her hafta Vair’de inceleme yapıyor. Makamında görüştüğüm Vali Talal el Barazi’ye göre hükümet 2014’ten itibaren ağır yıkıma yol açan askeri operasyonlar yerine müzakere yolunu seçti. 2014’te eski şehirdeki militanlar bu şekilde teslim oldu. Militanlardan 1170’si rejimle anlaşarak muhaliflerin ‘Şebbiha’ diye andığı Ulusal Savunma Komiteleri’ne katıldı. Eski militanlar bu güç içerisinde mahallelerdeki kontrol noktalarında görev yapıyor. Teslim olan militanlardan 1900’ü hafif silahlarıyla Humus’un kuzeyinde muhaliflerin kontrolündeki Dar el Kebir ve Telbise'ye gitti. Benzer bir anlaşma Vaer için sağlanmak üzere. Yedi aydır süren görüşmelerde birkaç pürüz kaldı. Anlaşma sağlanırsa militanların yüzde 60-70’i silahlarını bırakıp sivil hayata dönecek. Geri kalanlar ağır silahlarını bırakıp hafif silahlarla Dar el Kebir’e gidecek. Yabancı militanların olmadığı bölgelerde hükümetin diyalogla sorunu çözme girişimleri daha hızlı sonuç veriyor. Hükümet Vaer’den sonra Bab el Kebir ve Hula gibi yerlerde de anlaşma sağlamayı umuyor. 

Vali Barazi toplumsal doku ve mezhepsel uyumun ne kadar örselendiği sorusuna şu yanıtı verdi: “Krizin ilk senesinde mezhep gerilimi oldu ama ancak mezhepçiliğin bizim kültürümüzde yeri yok. Sünni, Alevi, Hıristiyan iç içe yaşıyor. Halkın içinde fitne yaratma çabası başarılı olamadı. Son iki senedir tekrar bir araya gelmeye başladılar. Hala farklı kesimlerden insanlar birlikte yaşıyor. Eski şehir onarıldıkça birbirimizin yüzüne baktığımız o eski günlere döneceğiz. Bu bölgenin çok özel bir dokusu var. Bakınız Doğu Humus'ta 500 köy var, her renkten ve dinden insan yaşıyor. İnsanlar birlikte yaşamaya alışmış, bu kültürü sarstılar ama yok edemediler.”

Valilikte görevli Said Nasri ise “İsrail’le Tişrin Savaşı’nda 5 asker bir tankta öldü, 5 mezhepten kanımız karıştı, işte Suriye bu. O yüzden mezhepçi komplo tutmadı” dedi.

Vali hafif hasarlı binaları onaracaklarını, Baba Amr, Halidiye ve Sultaniye gibi ağır hasar gören mahalleler yeniden inşa edileceğini söyledi: “Baba Amr 16 bin konutluk proje ile yeniden inşa edilecek. 65 bin kişinin yaşayabileceği bir proje. Daha önce 10 bin konut vardı ve 41 bin insan yaşıyordu. Finansman 6 bin ilave konutun satışından sağlanacak.”

BABA AMR’DA TARİH SIFIRLANACAK

Valilinin izniyle Baba Amr’a gittik, her kontrol noktası kendi muhitinin ağası, öyle bakanlıktan ve valilikten izinliyim diye otomatik geçiş yok. Bir iki telefon görüşmesi, teyit, tahkiksiz geçiş olmuyor. Baba Amr’da yıkılmayan binalarda yaşamlarını sürdürenlerin sayısı yaklaşık 7 bin. Semtin girişindeki okul binası da Palmira’dan (Tedmur) kaçanlara sığınak olmuş. İnsanlar Tedmur’da kalan yakınları öldürülür diye fotoğraf çekmemi istemiyor. Bir delikanlı “Bana sormayın” deyip ağlamaya başladı, yanımdaki görevlinin arkasına geçip içini döktü: “Kışlayı bastılar, herkesi öldürdüler. Sokakta insanların kafalarını kesip vücudlarının üzerine koydular. Babam Basil Hastanesi’nde çalışıyordu. IŞİD orayı bastı, biz kaçtık ama babam kaçamadı. Başına ne geldi, bilmiyorum.”

Kocası Tedmur’da kalan bir kadın da kaçış hikâyesini şöyle anlattı: “Para ödeyerek çıktım. 20 gün evde kaldım. İnsanların kafasını kesip caddelerde cesetlerinin üzerine koydular. Çatışmalar başladığında ekmek stokladık. Tedmur’la iletişim kuramıyoruz. Gençleri bırakmıyorlar, genç kızları da bırakmıyorlar. Biz otobüsle çıktık. IŞİD kişi başına 24 bin lira aldı. 10 bin de otobüse verdik. Rakka’ya gideceğiz dedik, yoksa IŞİD bırakmazdı. Yol ayrımında inip Humus’a geldik.”

Okula sığınanlardan Ebu Süleyman adlı kişi bir süre önce kalp krizinden ölmüş. IŞİD, Palmira’da Ebu Süleyman’ın 20 yaşındaki oğlunu kaçırıp teslim olmasını istemiş, o da haberi duyunca kalp krizi geçirip ölmüş.

Cuma namazlarının ardından gösterilerin başladığı camii harabe. Rivayet o ki caminin imamı ve göstericilerin lideri Raid el Curi Türkiye’de yaşıyor.

Az ilerde sahabelerden Ömer İbni Maad’ın ismini taşıyan cami de öyle. Caminin mimarisinde yer alan bir delikten dışarıya tünel kazılmış. İçerde sahabenin türbesi de tahrip edilmiş. Öldürülen askerin kalbini ısırırken poz veren eski ÖSO komutanı Ebu Sakkar’ın evine de uğradık. Ev dağılmış ama eşyalara dokunulmamış. Komşusu “Dindar biri değildi. Olaylar çıkınca birden dinden bahsetmeye başladı ve zenginleşti. Babasının dükkanında birkaç parça mal vardı, dolup taştı” dedi.

Ertesi gün Bostan Divan'daki Bostan Lokantası’nda cuma sabahları halkın satın almak için kuyruğa girdiği ‘fetti’ ile kahvaltımızı yaptık. Altında ekmek içinde nohut, tahin, zeytinyağı ve kimyon. Yeni istikamet Tartus.