scorecardresearch.com

Muhalefet muhalefetin kurdu

19/03/2012

İslamcılardan gelen silahlı meydan okumalara 1982’de Hama katliamıyla verdiği yanıt, Hafız Esad’ı paradoksal olarak ‘cani’ değil kitlelerin gözünde kahraman yapmıştı. Şam’daki sarayına ‘Canımız sana feda’ diye kendinden geçmiş yüzbinlerin sırtında dönmüştü. Oğul Esad da aynı yolda ama bir farkla: Beşşar’ın bir ayağı babasının postalında, diğer ayağı değişimden yana çizmede. Geçen hafta muhaliflerin kalesi Humus’un düşmesinin ardından onlarca kentte Esad lehine gösteriler ‘de javu’ hissi verdi. Ne var ki babadan miras ‘demir eldiven’ Beşşar için artık iktidarın garantisi değil. Ama Esad’ın da şanslı olduğu iki nokta var: Birincisi düşmanları burun kıvırsa da reforma yönelik attığı adımlarla rejimin yaslandığı sütunları ayakta tutuyor ve arada kalan kitlelerin muhalif safa geçmesini önlüyor. İkincisi sürekli ‘mitoz’ bölünmeye uğrayan muhalefetin biçare hali Esad’a yarıyor.


SUK darbe alıyor

Türkiye’nin yönlendirmesiyle Libya senaryosunu Suriye’ye taşımak üzere 2 Ekim’de İstanbul’da kurulan Suriye Ulusal Konseyi (SUK) giderek kadükleşiyor. 26 Şubat’ta Müslüman Kardeşler’in ağırlığını protesto eden 20 kişi “SUK sokakları temsil etmiyor” diyerek SUK’tan ayrılıp Suriye Vatanseverler Grubu’nu kurdu. Ardından 13 Mart’ta 3 önemli isim Kemal Lebvani, Heysem Malih ve Katrin Teli, SUK’a bayrak açtı. SUK’a suçlama Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) silahlandırmak için gerekeni yapmamasıydı. Hatta Lebvani “Bazıları kişisel çıkar peşinde ve Maslüman Kardeşler sahada etkini artırmak için yardım ve silahları tekeline almaya çalışıyor. Yeni bir diktatör istemiyoruz” diye çıkıştı. 17 Mart’a gelince 5 farklı grup yine İstanbul’da SUK’tan bağımsız bir şemsiye ile sahneye çıktı. Bakmayın Anadolu Ajansı’nın haberi “Suriye muhalefetinden Suriye Ulusal Konseyi’ne destek” başlığıyla vermesine. El Cezire bile bunu ‘SUK’ta çatlak’ olarak değerlendirdi. Adı henüz konmamış olan yeni koalisyon, Ammar el Kurabi’nin başını çektiği Değişim İçin Ulusal Hareket, İslamcı İmaduddin el Raşid’e bağlı Vatan Hareketi, aşiret lideri Nevaf el Beşir’in Kurtuluş ve Kalkınma Bloku, Türkmen Ulusal Bloku, Kürt Yeni Hayat Hareketi’nden oluşuyor. Kritik 4 istek var: “İnsani yardım koridoru açılsın, tampon bölge oluşturulsun, uçuşa yasak bölge ilan edilsin, özgür ordu silahlandırılsın.” Kurabi, SUK dışında kalan muhalefeti bir araya getirmek istediklerini söylerken Raşid, SUK’u ‘zamanla kaybolacak geçici yapı’, kendi koalisyonlarını da ‘Esad devrildikten sonra da yaşacak oluşum’ olarak görüyor. Beşir’e göre SUK’un Suriye’de içindeki gelişmeler üzerinde hiçbir etkisi yok. Türkiye’nin kontrolünde diye Kürt partiler zaten SUK’u tanımıyor. Suriye içinde gösterilerin yayılmasında etkili olan ve çoğu soldan 13 grup ve 3 Kürt partiden oluşan Demokratik Değişim İçin Ulusal Koordinasyon Komiteleri de SUK’u kökü dışarıda salon muhalefeti olarak görüyor. Bu grup ayrıca dış müdahaleye karşı çıktığı için de SUK’la yolları ayrı.


Askeri rekabet

Özgür Suriye Ordusu ile SUK arasındaki ilişki de zoraki. Hatta Tunus’taki ‘Suriye’nin Dostları’ toplantısında SUK, Türkiye’de askeri konsey kuracağını ilan edince Özgür Suriye Ordusu komutanı Riyad Es’ad “Tanımayız” restini çekmişti. Nitekim çok geçmeden Hatay’da Özgür Subaylar Kampı’na yerleştirilen generallerin muhaliflere silah sevkiyatını organize etmek için askeri konsey kuracağı duyuruldu. Şubat başında tam da bu amaç için General Mustafa el Şeyh, Yüksek Askeri Devrim Konseyi’ni kurduğunu ilan etmişti. Özgür Suriye Ordusu’na yüklenen önem de abartılı. Hür Subaylar Hareketi ve Suriye Kurtuluş Ordusu gibi başka milis güçleri de var. Ve aralarındaki güven bunalımı yüksek. Hür Subaylar Hareketi’nden Teğmen Basem Halid sadece Türkiye’den yardım gördüklerini söylerken, muhalif liderlerin savaşçılara gönderilen paraları iç ettiğini öne sürüyor. Suriye Kurtuluş Ordusu’ndan Mifsud Abdullah da “Bizim bölgemiz (İdlib), Humus’tan sonra en fazla saldırıya uğrayan yer. Özgür Suriye Ordusu nerede? Onları tanımıyoruz” diyor.


Dostlar açığa düşüyor

Hem silahlı hem sivil kanatta yaşanan bölünme, SUK’u ‘Suriye’nin meşru bir temsilcisi’ olarak tanıyan ‘Suriye’nin Dostları’nı da açığa düşürüyor. Muhalefet kireç taşı gibi dağılıyor. Ama ‘Dostlar’ için bunun önemi yok! Kendilerini rejimi değiştirmeye kilitlemiş durumdalar. O yüzden Rusya ve Çin’in siyasi çözüm çabası karşılık bulmuyor. BM ve Arap Birliği Özel Temsilcisi Kofi Annan’ın girişimlerine kendileri bile şans tanımıyor. Rejimin sadece Alevi azınlığa dayandığı iddiasıyla ‘Sünni’ refleks kışkırtılıyor. Mesela Hama’da muhalifleri bastıran birliğin Sünnilerden oluştuğu, hatta rejimin milis gücü Şebbiha’nın da Sünnileri barındırdığı, ‘Doğu Akdeniz’i Korumak İçin Nusra Cephesi’ adlı grubun 23 Ocak 20011’de yani gösteriler daha henüz kitleselleşmeye başlamadan rejime karşı silahlı direniş ilan ettiği, silahlı eylemlerin rejimin değişmesini isteyen kesimleri bile Esad’ın yanına ittiği, rejimle özdeşleştirilen ama kendilerini bu yapının parçası olarak görmeyen Aleviler ve diğer azınlıkların kendilerini tehlikede hissettikleri gibi gerçekler görmezden geliniyor.


2 Nisan’dan sonra ne olacak?

Ama mesele akan kanın durması değil. Arap Birliği Sekreteri Nebil el Arabi, gayet net söyledi: “Suriye muhalefeti krizden sadece Libya senaryosu ile çıkılacağına inanıyor.” Ne var ki Rusya ve Çin’in vetosu yüzünden Libya senaryosu işlemiyor. Dış müdahale şimdilik mümkün olmadığına göre geriye BM’yi baypas eden dostlar grubu ve ‘iç savaş’ı kızıştırarak rejimi devirme seçeneği kalıyor. Türkiye burada baş aktör. Türkiye’nin ‘bölgesel sorunlara bölgesel çözümler bulunmalı’ formülasyonu da NATO adına gizli görev tanımına pek uyuyor. Sonra da Türk makamları, Türkiye’nin durumunu, Nikaragua’da solcu Sandinista iktidarını devirmek için saldırılar düzenleyen Kontralara topraklarını açan Honduras’a benzettiği için Guardian yazarı Jonathan Steele’e kızıyor. İşaretsiz NATO uçaklarının Libya’dan İskenderun’a savaşçı ve silah taşıdığını yazan eski CIA casusu Philip Giraldi desteksiz atmakla suçlanıyor. Kimse çıkıp ‘rehabilitasyon’ adı altında güneyde arz-ı endam eden hatta geçenlerde bir otelde vukuat çıkaran Libyalı milislerin varlığını sorgulamıyor. Velhasıl Hatay’daki generallerden El Şeyh’in “Ordunun askeri ve teknik kapasitesinin sadece 30-40’u savaşa hazır. Ordu en geç 15 Mart’a kadar çöker” öngörüsüne yatırım yapanlar yanıldı. 2 Nisan’da İstanbul’daki Suriye’nin Dostları toplantısında perde silahlanmaya mı, yoksa diyaloga mı açılacak, bekleyip göreceğiz.

http://www.radikal.com.tr/108218810821880

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.