Bir dünya gezgini

Dört bir yandaki kabilelerden toplanmış takı, aksesuvar ve kıyafetler... Jarna markası altında dünyayı sunan Can Öztürk, tanıdığım en faydalı Ferrari'sini satan bilge!

Can Öztürk’ün hayallerini gerçekleştirmek adına sil baştan girişip becerdiklerini duyduğumda kulaklarıma inanamadım desem yeridir. Öztürk, yarattığı Jarna adlı markası için dünyanın dört bir yanına seyahat ediyor, kabilelerin el emeği olan ürünleri toplayıp bazen de benzerlerini ürettiriyor. Bu ürünler hem Türkiye’de çeşitli noktalarda hem de dünyanın belli başlı başkentlerinde satılıyor.
“Jarna, kollektif bir marka” diyor Öztürk... Kendisinin konsepti yarattığının, sıfırdan birşey tasarlamadığının, daha da ötesi tasarımcı olmaya soyunmadığının altını çiziyor. Yaptığı işin tam karşılığının konsept yaratıcılığı olduğunu, Amerika’da aldığı pazarlama eğitiminin ardından ünvanları farklı olsa da yaptığı işlerin hep konsept tasarımıyla ilgili olduğunu anlatıyor.
Dört yıl önce hayatında önemli bir yol ayrımına gelmesiyle ajansını kapamış ve bir süreliğine yurt dışına gitmiş. Bu dönemde kendi gibi ‘hayatı bir nevi sıfırlayanlarla’ tanışmış. Türkiye’ye döndükten sonra da profesyonel anlamda çok daha seçici olduğu bir süreç başlamış. Hobi olarak ilgilendiği antropoloji sayesinde yerel kültürleri; özellikle kabile ritüellerini keşfetmiş.
Bir yandan istediği işleri yaparken bir yandan seyahat ediyormuş Öztürk. Kuzey Kanada’dan Güney Amerika’ya, Amazonlar’a, Hindistan’a, Tayland’a uzanan bir rotada gerçekleşmiş bu seyahatler... Kimi zaman bir kabileye ulaşması iki-üç günü bulmuş. Herkesin aklına gelen soru, bir başına bu seyahatleri korkmadan nasıl yaptığıymış.
Öztürk, her gittiği yerde iyi karşılanmış; kabile üyelerinin giydiklerine, taktıklarına dair ilgisi onları çok eğlendirmiş. Alışverişini bazen üzerindeki kıyafetleri değiş tokuş yaparak gerçekleştirdiğini; düğün hediyesi olmadığı sürece her şeyi alabildiğini söylüyor. Seyahat dönüşü getirdiği aksesuvarlar, kıyafetler, örtüler, bir gün bir yerde kullanırım diyerek birikmiş. Hikayeleriyle birlikte...
Arkadaşlarının bu ürünleri istemeleriyle Jarna’nın doğduğunu, artık üretim için seyahat etmeye başladığını anlatıyor. O noktadan sonra kimlerle kontağa geçeceğini bilerek yola çıkar olmuş. Fakirlik yüzünden mallarını şehirlerdeki pazarlara getiren kabileleri, yerel kültürü destekleyen pek çok kuruluşun olduğunu şevkle anlatıyor. Bu kurumlar etik değerlerle alışveriş yapabilmede kabilelerin bir nevi güvencesi. Örneğin adil bir pazarlık yapabilmede yerel üreticilerinin haklarını koruduklarını söylüyor.
“Tüm ürünleri oralarda dokuttum, kumaşları bitkilerle boyattım” diyor Öztürk. Hepsi şarkılarla, türkülerle yaratılmış. Bazılarında onun emeği var, bazılarıysa sadece bir kişinin elinden çıkma. Bu detaylar etiketlerde hep belirtilmiş; mesela ‘gezgin Fransız tasarımcı Pascal tarafından Goa’da yapıldı’ gibi. İlk başta tüm bu çağrışımlar yüzünden ürünleri satmaya kıyamadığını söylüyor.
Öztürk’ün tasarımlarının herkes tarafından bilinip alınması gibi bir kaygısı yok. Bugüne dek sadece kendi atölyesinden satış yaparken bu listeye dünyadan adresler de eklenmiş. Los Angeles da, Sao Paulo da, Lesvoz da var bu listede...
Can Öztürk’ün koleksiyonu, dünyanın farklı köşelerinden kadınlara dair süsler barındırıyor. Kadınların ayak parmağına taktığı halkalardan iç eteğe, bel zincirine, eteğe, pantolona kadar... Her üründen bir tane var, ayakkabıların ise her numarasından bir adet. Kıyafet ve takılar ise tek tek biraraya getirilmiş. Hepsi el işi. Doğal malzemeler, organik fosiller, hindistan cevizleri, ham ipekler, antika örtüler, kuş tüyleri; hepsi kendine özgü hikâyesiyle koleksiyonda yerini alıyor.
Can Öztürk’ün uzun, güzel saçlarına iliştirdiği altı ay kalıcı tüyleri çok beğeniyorum; Amazan kuşlarınınmış. Kuş rezervlerinde sabahları yerden toplanıyormuş. Yine kocaman Nagaland kolyelerin hikâyesi de enteresan; 14 yaşlı usta tarafından yapılan bu kolyelerin devamı ustaların ölümünün ardından getirilememiş. Kolyeler deve kemiklerinden ve 70-100 yıllık boncuklardan elde dizilmiş ve Hint Okyanusu’ndan çıkan büyük deniz kabuklarıyla bağlanmış. Kıyafetlerin, aksesuvarların her birinin hikâyesi etiketlerine yazılı halde satılıyor. Ceketlerde Vietnam keşiş ceketlerinin orijinallerinden esinlenilmiş. Bu tasarımlar ham, bitkiyle boyanmış ve Gandhi ipeklerinin kadın vücuduna adapte edilmesiyle uyarlanmış.
Kamasutra ve tantrada kadınların çok eskiden beri kullandığı süslemeleri el, bel ve ayak aksesuvarları olarak uygulamışlar. Malzeme seçimleri de çok sevimli; tamamı yurtdışında üretilen bu desenleri midyelere uyarlamışlar.
Can Öztürk koleksiyondaki her ürünün kendi yerinde yapıldığını aktarıyor. Kimileri orijinal olarak alınıp koleksiyona koyulmuş; bir de insanların üstlerinden, evlerinden beğenip aldığı ürünler var!
Koleksiyonu biraraya getirirken Öztürk’ün başlıca destinasyonları Vietnam, Hindistan, Tayland, Brezilya. Tabii farklı yerleri görmeyi de ihmal etmiyor. “Dünyada benim gezdiğim 17 kabilenin dışında nicesi var” diyor, “Yerel binlerce kültür de cabası...”
Peki, her ne kadar yabancı ziyaretçilere alışkın kabileleri seçse de her birine giriş bu denli kolay mı, diye soruyorum. Öztürk, bazı kabilelere sadece davetiyeyle girilebildiğinden, orada birini tanımak gerektiğinden bahsediyor. Bazen de tesadüfler eseri gideceği yeri seçtiğini anlatıyor. Yolda kıyafetlerini görüp beğendiği birinin nereden olduğunu soruşturmaya başladığını, mutlaka bir bilen çıktığını ve öylece gittiğini...
Öztürk üretim sürecinde özellikle dergilere bakmadığını, mağazalara girmediğini, tüm sürecin naifliğini bozmamaya özen gösterdiğini anlatıyor. Öte yandan dünyada global-etnik yaklaşımların giderek değer kazandığını ve bireyselliğin de giderek ön plana çıktığının farkında olduğunu...
“Her sene konseptim aynı”, diyor gülerek Can Öztürk. Ürünler o yıl gittiği bölgelere göre değişiyor. “Benimkisi bir gezginin dünyası ve hep öyle kalsın istiyorum...”
Jarna ürünleri nerelerde satılıyor? Atmospheres-Nişantaşı, Midnight Express-Bebek, Oxygen- Nişantaşı, Zenana-Ortaköy, Kırmızı- Alaçatı, HBC Butik-Fethiye.