Çözüm şehrin içinde

Büyükşehirde yaşarken soluk almaya, durup etrafa bakmaya fırsatı olmadığından şikayet edenler için alternatif hayat önerileri.

Birinci senaryo… Kulübe üye olup gidecek vaktim/bütçem yok, evim Allah’ın unuttuğu bir yerde diyenler. Ben de sizdenim. Sahile yakın bir yerlerde yaşarken hayatımı çook kolaylaşırdığı için Kurtuluş’a taşındım. Gerçek bir İstanbul semtinde yaşıyor olmaktan da çok memnunum. (Ayrıca kalabalık şehirlerde yaşayıp ‘sokakta’ sosyalleşmeyi sevenlerin fazla seçeneği olduğunu da düşünmüyorum.) Amma taşınalı beri ‘eskisi gibi her gün yürüyüş yapamıyorum’ diye de sızım sızım sızlanıyorum, beyhude. Sonra erken saatlerde Kurtuluş sokaklarına bakıyorum; burada yaşayan esaslı bir yabancı sakin durumu sözkonusu. Onlar benim gibi 7’de değil belki de daha erken saatlerde hem de koşarak semtin dar sokaklarını tabanlıyorlar. Dönüş yolunda da Pangaltı’daki meşhuur Harbiye fırınından tam buğday ekmeğini (benim favorim portakallı kurabiye), Ekonomik Pazar’dan taptaze ve çok uygun fiyata alınmış türlü yeşillikleri de kollarının altına sıkıştırıyorlar, bu sefer düşük tempolu adımlarla ve tatmin olmuş bir suratla evlerine dönüyorlar. Pangaltı’dan Taksim’e, Divan Otel’in yanından Nişantaşı’na uzanan parkurun gün geçtikçe kalabalıklaştığını görmek beni de motive ediyor. Şehirli, hep yaptığı gibi yine kendi çözümlerini yaratıyor.

İkinci senaryo. Doğayla toprakla iç içe yaşam istiyorum, bir Ege kasabasında bahçeli evde yaşayacağım türevi hikaye anlatıcılar(!). Yolunuz uzun. Size tüm hayat kurgusunu sıfırlayıp sil baştan başlayana dek hızlandırılmış bahçecilik öğretecek nefis bir oluşumdan bahsedeceğim. Yeryüzü Bahçeleri 2011’den beri faaliyette. Kent Bahçeleri projesi adıyla İstanbul’a yeni bahçeler kazandırmaya da devam ediyorlar. Türkçe meali, şehrin belli köşelerinde sırf siz ekip dikin diye bahçeler yaratıyorlar.  Şahsen yazlığın bahçesinde ne hoş bir kuş diye farkettiğimin karga olduğunu öğrenmiş donanımda bir çevre dostuyum(!). Benim gibi bitki yetiştirmeye dair şuursuz olanlar için de toz ve gaz bulutlarından başlayarak anlattıklarını duymak içimi ferahlattı. İlk kez bahçe kuracaklara ücretsiz tohum-fide dağıtıyorlar, atölyeler düzenleyip e-posta grupları aracılığıyla da daimi bilgi desteği verip deneyimlerini paylaşıyorlarmış. Sizce de umut veren, olumlu, hayatınıza yeni bir şey daha kattığınız için iyi hissettirecek, bana sorsanız ömrünüzü bile uzatabilecek bir meşguliyet konusu değil mi?

Üçüncü senaryo… Balkonu yeniden keşfediyoruz. Kuzguncuk’un nefis bostanına bakıp hayallenenler; kendi yetiştirdiğiniz domatesi, marulu yemenin bu rüya semtte oturmaktan başka çaresi olmadığını düşünmeyin. Çözüm Kent Bahçeleri’nde. (Adı bile güzel değil mi?) ‘Siz şimdi balkonlarını kapatıp odaya dönüştürenlere, giderek küçülen apartman bahçelerine, sayıları azalan bostanlara bakmayın, kentlerde her zaman kent bahçeleri vardı ve var olmaya devam edecek. Küçücük bir balkonda ne yapabilirim demeyin, balkonunuzda raf sistemleri oluşturarak, dikey bahçeler hazırlayarak ekim dikim alanınızı genişletebilirsiniz. Apartman bahçenizin en azından bir bölümüne komşularınızla yenebilir bitkiler ekip sonra çoluk çocuk hasat edip kendi yetiştiğiniz sebzeleri tüketebilirsiniz’ diye başlayan nefis bir manifestoları var. Son 5 yılda İstanbul’da tam 1000’in üzerinde bahçenin oluşmasına katkı sağlamışlar. Yeryüzü Derneği faaliyetlerinin parçası olmak için derneğe üye ya da gönüllü olmanız da gerekmiyor. Yeni başlayanlar için en cazibi, ekim-dikim atölyelerine katılmak. Hem Avrupa hem de Anadolu yakasında birer atölye gerçekleştireceklerini de belirtelim. Buluşma tarihleri 9 Nisan-8 Mayıs arasında.                 

www.yeryuzudernegi.org