Kişilik sahibi 'eski'leri arayanlar için

Vintage yani 'antika olmayan ama kendi dönemi için kıymetli olan' her türlü eşyaya rağbet, yaşam kültürümüzde kıyafetlerde yerini tam bulamadı. Öte yandan mobilya ve dekorasyon dükkanı Karaköy Junk, vintage mobilya severlere ulaşmada az zamanda çok yol katetti.

Çoğunluğumuz yeniyi yücelten; eskinin ne kokusunu ne görüntüsünü ne de ruhunu seven ebeveynler tarafından yetiştirildik. Eski herşeyden pis demekti bizim kuşağın anneleri için. ‘Başkasının’ eşyasına sahip olmanın yoksunluğu çağrıştırdığı düşünülür, önce o eşyanın gerekliliği tartışılır sonra da yenisine yönlendirilirdi.

Beri yandan evinde de giyiminde de bilakis o ‘kullanılmışlığın’ esnek, kaskatı durmayan, gıcır gıcır parlamayan dokusunu seven bir grup yaşam tarzı erbabı, hem gardrobuna hem yaşadığı yerlere ‘eski’leri pek de tarz sahibi bir dille katmayı başarıyor.

Karaköy’de açılan Karaköy Junk’ı ilk önce Instagram hesabından keşfedenlerdenim. Özellikle eski tabelalardan yola çıkarak tasarladıkları ve eskilerini de sundukları ışıklı tabelalar şehrin meraklı ve seçici gözlerinin ilgisini anında çekmişti.

Karaköy Junk’ta satışa sunulan herşey kurucusu Aslı Atamer tarafından seçiliyor. Hayatın dümeni kurumsal hayatın içinden geçip Londra’ya doğru kırılınca Aslı Atamer, ‘genlerimde var’ dediği eskiye olan merakının peşine düşebilmiş. ‘Aslında bitpazarı gezmeye, koleksiyon yapmaya hep çok meraklıydım. Londra’ya taşınmam bir derya denizle karşı karşıya gelmemi sağladı. Deliler gibi antikacı, pazar, müzayede gezmeye ve alışverişe başladım. Gide gele pazarlardaki satıcılarla ahbaplıklar kurdum ve bir süre sonra pazarlarda haftada 2 gün stand açmaya başladım. Hobimi işe dönüştürmek büyük keyifti ve aynı dönemde pek çok kısa eğitime de katıldım’ diye anlatıyor hikayesini. 2 sene kadar önce İstanbul’a kesin dönüş kararı aldıklarında da kendi deyimiyle ‘gözü başkasını görmediği için’ Karaköy Junk’ı yaratmış.

Aslı Atamer

Aslı Atamer’in aile modeli de açıkçası benim çizdiğim prototipe hiç uymuyor. Bu tutkuya sahip olmasında en önemli rolün ailesine ait olduğunu anlatıyor. ‘Özellikle anneannem tıpkı vintage dergilerde kadınlara benzerdi. Çok özenli ve süslüydü, bir de öyle çok eşyası vardi ki!’ diye hatırladığı anneannesinin evinin küçük bir kız için nasıl bir cennet olduğu tahmin etmek güç değil.

‘Çok eşya sahibi olmak sadece zenginlikle alakalı birşey değil’ diyor Atamer. Zevk sahibi biri olarak tanımladığı anneannesinin vefatından sonra çoğu eşyasını Londra’da sattığını hatırlıyor: ‘Galiba bu işin ticaretine girişim onun sayesinde oldu.’ Bir de merak konusu geliyor gündeme, vintage seven insanların karakterlerinin herhalde en önemli ortak noktası…

Karaköy’de hikayesi olan eşyalar bulundurduğu/sattığı bir dükkan sahibi olmaya dair şüpheye yokmuş da… İşin tedarik faslına gelince buranın Londra gibi doğurgan bir coğrafya olmadığı bir gerçek. Aslı Atamer, ünlü tasarımcıların belli dönem mobilyalarını arayanlar için umutsuz bir tablo çiziyor. Kendisinin tasarımda favori dönemleri olan ’60-’70- ve ‘80’lerin Türkiye’nin sıkıntılı dönemlerine denk geldiği ortak hafızamız. ‘O dönemde ne bizde çok tasarımcı var, ne de yabancı tasarımcıların mallarını burada satmanın imkanı… Bu yüzden tasarım zevkimiz de pek gelişmemiş. Ben sevdiğim parçalar için hala büyük oranda bavul ticareti yapmak durumundayım… Bir de işin en zevkli kısmı şu; tuhaf, koleksiyoner insanlarla tanışabilmek! Ayrıca mobilya getirmek zor olduğundan büyük eşyaları genelde evlerden, müzayedelerden, antikacılardan topluyorum.’

Bu kadar moda meraklısının yaşadığı bir şehirde vintage kıyafet satan yerlerin ne uzalıp ne kısalan iş hacimlerinin aksine, Karaköy Junk’ın yarattığı heyecan dikkatimi çekiyor. Aslı Atamer de aynı fikirde ve işlerinin büyüyeceğine de emin. ‘Ben hem İstanbul’da hem de Türkiye’de tahayyül ettiğimden çok daha fazla bir ilgiyle karşılaştım’ diyor. ‘Çok da ucuz bir dükkan olmamasına rağmen her yerden, her kesimden insan ulaşıyor bana. Ekonomik olarak müşteri kitlem kim açıklayamam ama eskiyi seven insanların ortak paydası meraklı insanlar olmaları.’

Atamer vintage mobilya satmanın kıyafet satmaktan daha talihli bir seçim olduğu görüşünde. İnsanların bu mobilyayı yaşadıkları yerlerde tamamlayıcı olarak görmeyi de sevdiğini; sırf mutfak gereçlerinin dahi ayrı müşterisi olabildiğini anlatıyor. ‘Vintage giyinmek bambaşka bir kulvar ve bence daha zor. İşin içine kıyafet girince daha özel bir zevk ve stil gerektiğinden kıyafet kültüründe olmayan birisi için ciddi beceri gerektiriyor. Mobilya ise bence herkesin kolaylıkla adapte edebildiği, neyi seveceğini bildiği bir alan..’