Sanat eseri alıcısıyla alışveriş merkezinde buluşur mu?

Bu soruyu ebedi optimistler 'önemli olan eserle izleyicinin biraraya gelmesi. İnsan trafiğinin çok olduğu AVM'ler, özellikle genç sanatçılar için cazip bir teşhir alanı' diye cevaplıyor.

Sanatın geldiği noktada klasik galeri ve müze formatının dışında türlü sergileme seçeneklerinin artmasını biraz da ‘zamanın ruhu’ bakış açısıyla değerlendirmek lazım. Online sanat platformları –ki hem sergileme hem bilgilendirme hem de satış servislerini aynı anda verebiliyorlar-, gerilla diye anılan ve sürpriz köşelerde bazen sadece bir geceliğine açılan sergiler, bizi şaşırttıkları ya da masa başında bile sanatsever yönümüzü tatmin edecek veriyi sundukları için takdir gören farklı sanatsal buluşma biçimlerinden.

Konuyu buradan İstanbul sosyal hayatının bir gerçeği olduğunu kabul etmemiz gereken alışveriş merkezlerine getirmek istiyorum. Sanırım bu satırları okuyanların çoğunun şu ya da bu nedenle ara ara gittiği bir alışveriş merkezi mevcut. Trafik, park sorunu vs derken çok yorulan İstanbullular; artık özel restoranlara, gurme mağazalara ev sahipliği yapan alışveriş merkezlerine asadece alışveriş için değil, gastronomik keşifler için dahi gider oldu. Kültür sanata dair ikonikleşmiş kurumlar bile aradıkları metrekareleri, çalışma konforunu bugün AVM içlerindeki özel mekanlarda bulabiliyor. Ya da başlı başına kültürel faaliyetlere adanmış,  zengin yerli ve yabancı etkinlik ajandasına sahip kurumlar bağımsız bir yapı olarak AVM içinde yer edinebiliyorlar. Ayrıca AVM’lerin hareketli noktalarında sunulan sanat sergileri var ve açıkçası işlevleriyle ilgili tartışmalı yorumlar da mevcut. Bu konuyu en iyi sıcağı sıcağına benzer bir projede yer alanlar bilir dedik ve yetkili bir isimden; Mixer sanat galerisinin direktörü Bengü Gün'den konuya dair yorumunu istedik:

Mixer'i hayata geçirirken temel motivasyonuz neydi?

Genç ve bağımsız sanatçıları kariyerlerinin başında desteklemek, onları keşfetmek ve sanatın herkes tarafından ulaşılabilir ve anlaşılabilir olması gibi önemli olduğuna inandığımız iki ana misyon üzerinde ilerlemek üzerine kurduk Mixer’i. Temelde sanatın ulaşılamayacağı ve belli bir kesime ait olduğu algısını yıkmaya, herkesin beğendiği ve kendini ifade etmesine araç olabilecek bir sanat eserine sahip olabileceğini vurgulamaya çalışıyoruz. ‘Çağdaş Sanattan Nasıl Sağ Çıkarım’, ‘Koleksiyonerliğe Giriş’, ‘Sanata Bakma’ gibi çeşitli eğitimlerle de bu konuda ilgili insanların daha da bilinçlenmesini sağlamak, ilgisiz kişilerde de bir merak uyandırmak istiyoruz. Ulaşılabilirliğin mekan ve zaman ile kısıtlanmaması için de Mixer’de yer alan tüm işlerin yer aldığı web sitemiz www.mixerarts.com var. Diğer yandan özellikle genç ve bağımsız çalışan sanatçıların kariyerlerinde sağlam adımlarla ilerleyebilmeleri ve bu dönemde işlerini gösterebilecekleri profesyonel bir ortamı sunmak da en önemli amaçlarımızdan.

Epitome

Mixer’i Tophane’deki hangarı andıran mekanı ile tanıdık. (Açıkçası içerideki işler kadar loft tarzı mekanın albenisi de Mixer’ı hızla sevmek için neden oldu.) Şimdi bir taşınma sürecindesiniz sanırım… İlk sergi için seçiminiz ne oldu?

Tophane ve Karaköy'deki sergi mekanlarımızdan tamamen ayrıldık.  Yeni mekanımız Sıraselviler 35 numarada. Şu an da devam eden iki sergi bulunuyor. Ana sergi alanımızda Masturbation isimli bir sergimiz var: Sergide mastürbasyon kelimesinin ilk anlamı ile sanatçıların üretim sürecinde aldıkları haz arasındaki denklik durumu, tek kişilik bir eylemi kolektif bir duruma dönüştürme konu ediliyor. Sanatçılarının şimdiye dek çalıştıkları medyumlardan farklı alanlarda ürettiği yeni çalışmalarıyla izleyici karşısına çıkacakları sergi, resimden videoya, performanstan desene kadar uzanan multidisipliner bir deneyim imkânı sunuyor. Katılan sanatçılar arasında Bora Akıncıtürk, Burak Ata, Basako, Damla Baş, Antonio Cosentino, Şakir Gökçebağ, Merve Morkoç, İrfan Önürmen, Burcu Perçin, Sabo, Nejat Satı, Erinç Seymen gibi isimler var. Diğer sergi ise Binary Prints ve sanatçısı da Alex Trochut.

Nonlinear-Future

Kanyon alışveriş merkezi ile ‘Kanyon’da Her Yön Sanat’ adlı bir ortak çalışmaya imza attınız. Kanyon’un tüm alanlarından yararlandığınız bu projeyi hayata geçirirken nasıl bir metod izlediniz?

Kanyon ile Mayıs 2015'ten beri sanatsal bir projede çalışmak üzere  irtibat halindeyiz. Bizim sanatı herkese ulaştırma hedefimiz, Kanyon'un  sanata destek verme arzusuyla birleşince ortaya güzel bir proje çıktı. Proje için sanatsal projeler ve eğitimler yürüten ArtBox ile birlikte çalışarak genç sanatçıların işlerinden oluşan güzel bir seçki sunduk. 

Nonlinear-Future

Yüksek bir sanatçı katılımıyla hayata geçirdiğiniz projeyi alışveriş merkezi kapsamında sunuyor olmaya dair neler söyleyebilirsiniz?

Günümüzde özellikle İstanbul'da insanların kaçış alanları parklar bahçelerden çok alışveriş merkezleri oldu. İş yemekleri, arkadaş görüşmeleri gibi sosyal ve alışveriş içinse  elzem ihtiyaçlara dair ortak bir buluşma noktası oldular. Kanyon’un üstü açık mimari yapısı, geniş yelpazeden etkinlikleri, DOT gibi sanatsal bir kurumu bünyesinde barındırıyor olmasıyla insanların vakit geçirmek istediği bir yer olduğunu düşündük. Biz orayı klasik anlamda bir AVM olarak görmüyoruz. İnsanların çok vakit geçirdikleri bu ortamda çağdaş eserler üreten genç sanatçıların işleri ile karşılaşması, onlarla iletişime geçmesi, merak etmesi bizim için çok önemli.Tabii bu konuya açık bir görüşle yaklaşan sanatçılarımızın da katkısıyla projenin hayata geçtiğini söylemeliyim.

İmgeyle enstalasyon

Sanat eseri kadar değerli ve tek bir şeyin insanların çoğu zaman koşuşturmayla geçtiği, bazen esere göz ucuyla bakabildiği bir ortamda ‘harcandığını’ düşünenlere cevabınız ne olurdu?

Bir eserin öncelikli olarak değerini belirleyen şey bana göre yapım sürecinde harcanan emek, üretimin gerçekleşmesine kadar geçirdiği süreç yani sanatçının verdiği fiziksel ve düşünsel emektir. Kanyon gibi yaşayan hareketli bir mekanda gösteriliyor olmasının işin değerini olumsuz etkilediğini düşünmüyorum. Bilakis bu kadar değerli bir şeyin daha çok kişiye ulaşmasına katkı sağladığına inanıyorum. Kanyon için özel olarak seçtiğimiz bu eserler, mekandan bağımsız olarak varlıkları olan işler ve yapı itibari ile etkileşime açık ve daha çok insanın görmesi gereken işler. Maalesef ülkemizde birçok insan sanat galerisi ve müzeye gitmekten çekiniyor ya da öyle bir ilgi duymuyor. Ben bu şekilde, insanlarda ilgi uyandırabileceğine inananlardanım.