Uzun ömrün sırrı sağlıklı bağırsaklarda

'Ünlü ve muhteşem'lerin onca partilemeye, uzun gecelere, sürekli seyahate rağmen nasıl aynı kalabildiklerinin sırrını çözdük.

Bir süredir alışkanlıklarıma ters düşecek biçimde hareketsizdim. Karbonhidrat tutkusu ise ayrı bir hikaye; doğduğumdan beri dört yanımı sarmış durumda. Tam da kendimden ve formsuzluğumdan sıkılmışken adını her duyduğumda ‘bir gün belki…’ diye iç geçirdiğim Viva Mayr detoks merkezinde bir hafta geçirme olanağı doğdu. Sert geçeceğini okuduklarımdan, tecrübe edenlerden bildiğim ama hazırlıklı olduğum merkeze gitme kararını tereddütsüz verdim.

Avusturya’nın Altaussee kasabasında, göl kenarında yer alan tesise giderken yanımda kar-kışla karşılaşma olasılığına da hazır bir bavul vardı. Onun dışında gün boyu sürecek detoks bakımları ve her gün yapılan doktor ziyaretleri için rahat kıyafetlerden ötesine ihtiyaç olmadığını ‘bir bilen’den öğrenmiştim. Vardığımda doğanın çarpıcılığı beni büyüledi diyebilirim.

Moda tasarımcısı Alber Elbaz, bilumum Rus oligarklar vehatta Yoldaş Putin!, Nicole Kidman, Gwyneth Paltrow (ki aynı zamanda sağlıklı yaşam gurusudur), dünyaca ünlü tenis oyuncuları, top modeller (hamdolsun Kate Moss ile yan yana masalarda aç kalma onuruna da eriştim) buranın müdavimleri. Ama karşınıza çıkan, her türlü servisin özenle ve hızla verildiği, her ihtiyacınızın düşünüldüğü ama kesinlikle ‘lüks’ sınıfına girmeyen bir yapı. İnsanların rahatlamaya geldiği, şımartıldığı o Uzakdoğu’daki lüks ‘resort’lara değil, daha çok bir kliniğe benziyor. Otel personeli de sizden bahsederken ‘konuk’ ya da ‘müşteri’ değil, ‘hasta’ demeyi tercih ediyor. Odalarda standart ihtiyaçların hepsini karşılığı var; bence en albenili detay, dağ kabinlerini andıran ve nefis göl-dağ manzaralı balkonları… 7 gün boyunca ben ve kader arkadaşım olan sevgili bitki çaylarımla birlikte (detoks haftasında kahve ve siyah çay yasak. Alkollü içkilerinse adı bile anılmıyor) balkonun tadını birlikte çıkarıyoruz. Açıkçası Alman ekolünün bu net, kesin çözüm odaklı yaklaşımını seviyorum. Sonuç odaklı, ‘gereksiz taramalardan arındırılmış’ Alman bakış açısı, detoks yaparken de işe yarıyor. Bir de ruha iyi gelen bir şey varsa o da ‘enerji’–‘nefes’ ekolü spiritüel temaların yokluğu! ‘İçinizdeki çocuğu’ Viva Mayr kapısından girerken boğup elinize alkali suyunuzu tutuşturuyorlar.

 

Buraya gelenlerin bir tür müdavime dönüştüklerini diğer ‘hasta’larla konuştukça anlıyorum. Çoğu yılda bir ya da iki kez vücutları için bu molayı verdiklerini anlatıyor. Biliyorum merak ediyorsunuz, maksat kesinlikle kilo vermek olmasa bile burada 5-6 günde en az 2.5 kilo veriyorsunuz. Yalnız Viva Mayr deneyimini kilo kaybı ile eş tutmak bence bir haksızlık. 6 ayda bir detaylı kan tahlili yaptıran; vücuduyla irtibatını hiç kesmediğini düşünen biriyim. Ancak bu bir haftanın sonunda vücudum, beslenme sistemim, spor yaparken neye ihtiyaç duyduğum gibi türlü konuda kendime dair bugüne dek hiç duymadığım türde yeni keşifle döndüm. Bedenimi yormamanın,  cildimin parlamasının ve tabii daha haifi olmanın yolunun doğru beslenmeden geçtiğini hiç bu kadar net anlamamıştım.

Viva Mayr kültü üzerine…

Burası dünyanın sayılı detoks kliniğinden biri. Benim gittiğim Avusturya’daki Altaussee ikinci klinikleri. İlk klinikleri Maria Worth ise 40 yılı aşkın bir süredir hizmet veriyor.

Viva Mayr kültüründe kutsal bir kelime gibi fısıldanan ‘cure-şifa’, aynı ismi taşıyan Dr. Franz Xaver Mayr’ın geliştirdiği bir metod. Bu efsanevi Avusturyalı doktor, kariyerini sindirim sistemi ve onu iyileştirme biçimleri üzerine kurmuş. Hikaye oldukça eskiye dayanıyor; 1875-1965 yılları arasında yaşayan doktor, ilk kliniğini muhteşem doğasıyla detoksu kuşkusuz kolaylaştıran Avusturya’da açmış. Hastalarından istediği sadece su ve sebze suyundan oluşan bir tür oruç, bugün yapılan detoks tedavisinin de atası olmuş. Bu orucu uygulayanlarda artritten migrene, kronik kabızlıktan yüksek tansiyon değerlerinin düşmesine türlü müspet sonucu gören Franz Mayr’ın ekibinde yer alan bir diğer doktor; Dr. Harald Stossier yola kendi başına devam etme kararı almış ve Viva Mayr kliniği böylece doğmuş. ‘Mayr Tedavisi detoks etrafında şekillenmiştir, burada detoks  bilhassa tam bir bağırsak temizliğidir’ diye çalışma prensiplerini özetliyorlar. Hatta bugün Mayr Tedavisi adı altında tamamen tıbbi bir eğitim Avrupa’nın bazı kliniklerinde uygulanıyormuş.

 

Peki sağlıklı bağırsaklara ulaşmak neden önemli? Doktor Mayr, vücudumuzun bu en büyük organının tıpkı bitkinin kökleri gibi çalıştığını, yediğimiz besinlerden gerekli mineralleri, enzimleri alabilmemiz için bağırsak fonsiyonlarının makine gibi işlemesi gerektiği felsefesiyle hareket etmiş. Bağırsak ve detoks deyince aklına kolon tedavisi gelenler için bir bilgi: Viva Mayr metodu kalın bağırsak değil özellikle ince bağırsağın ‘kurtuluşu’ için uygulanan bir tedavi çünkü besinlerden yukarıda bahsedilen faydayı almak, ince bağırsakların işi. O yüzden klinikte kolon tedavisi ile ilgili hiçbir yönlendirme almadığımı da belirteyim.

1 haftada…

(Önerilen detoks süresi aslında 2 hafta. 1 haftalığına gelip 3 hafta kalan cengaverlerin sayısı da az değil.) Dinlenen vücudunuzun beyin ve beden enerji seviyesinde gelişme hissediliyor. Benim vakamda olduğu gibi koşturmalı şehir hayatı yorgunu hormonlarınız daha düzgün çalışmaya başlıyor. Hashimoto tiroid rahatsızlığına göz kırpan bedenimin aslında ihtiyacının arada motoru kapatmak olduğunu öğreniyorum.

İkinci kuşak Dr Stossier

kimliğinden çıkaracak eklemeler yapmış. Farklı spor imkanları (özellikle detoksa adapteyle geçen 3 gün vücudu yormayacak yoga, hafif yürüyüş tavsiye ediliyor), daha önce hiç tecrübe etmediğim vücut bakımları (hiçbiri size şımartmak için değil toksin atmanıza yardımcı olsun diye uygulanıyor), teknik edevat olmadan yapılan cilt bakımları mevcut. Hepsinin programı doktor yönlendirmesiyle yapılıyor, zaten o zengin detoks bakım mönüsünden yönlendirme olmaksızın seçim yapmak da zor.

 

1 haftanın özeti sadece açlık mı?

İşte Viva Mayr’da bir günün açılımı. Sizinle her gün ilgilenecek doktorunuzla tanışıyorsunuz. Gerekli idrar ve kan testleri yapılıyor. (Yakın zamanda yapılmış testlerim yanımda gitmeme rağmen benden ek tahliller de istendi.) Ardından benim o rasyonel doktorumun bile biraz ‘vudu işi’ diye tanımladığı bir test olan KİNESİOLOJİ’ye geçiliyor. Bu bir kas testi. Ama yapılışı biraz ‘değişik’. Muayene masasına uzanıyorsunuz ve temel besin gruplarından hangisine duyarlılığınız olduğunu anlamak üzere dilinize sırayla farklı gıdaların tozları dökülüyor. Test edilenler arasında buğday, ben özellikle istediğim için farklı tohum yağları, laktoz, gluten gibi seçenekler var. Doktor bir yandan kol ve bacak kaslarınızın direncini ölçüyor. Ben sınıfı A+ ile geçeceğim zannederken karaciğerimde bir zayıflık olduğunu farkediyorum. Alkolle aram pek olmadığı için doktor bunu kötü beslenmeme yoruyor. Kinesiyoloji uygulamasında anahtar organ bacaklar çünkü bağırsak kaslarıyla ilişkililer. Toleransınızın zayıf olduğu bir gıdayla karşı karşıya geldiğinizde bacak kasınızdaki zayıflığı siz bile farkedebiliyorsunuz. Bağırsaklar tolere edemedİği bir besinle karşılaştığında sindirim faaliyeti tam gerçekleşemiyor ve besin şekere çevrilip depolanıyor. İşte size hızlandırılmış neden kilo alırız dersi! (Kinesiyoloji ile ilgili etraftan duyduğum yorumlar da ne denli isabetli bir test olduğu yönünde. Anlattıklarımı ilginç bulanların bu konunun üzerine gitmesini öneririm.) Ayrıca doktor size her gün karın bölgesi masajı uyguluyor, siz de gün be gün o hiç gitmeyecek sandığınız karın şişliğinin yok olduğuna şahit oluyorsunuz. Kan ve idrar testi sonuçları da eklenince doktorunuz nasıl bir diyet takip edileceğini netleştiriyor. Gerekli besin takviyelerine de hemen başlamanız isteniyor.

Buranın sabahları erken başlıyor. Kahvaltıdan en az yarım saat evvel yörenin meşhur mineralli Epsom tuzlu suyunu içiyorsunuz. Bu suyun özelliği size hızla tuvalete koşturması. Üstüne yine bir Viva Mayr sihrini içmenin sırası. ‘Base powder’ adlı kendi özel magnezyum sulfat, potasyum, vs karışımlarını gün boyu suya karıştırıp içiyorsunuz. Bağırsaklarınızla dost bu tuz bir de tok hissetmenize yardım ediyor. (Öyle ki İstanbul’a döner dönmez eczane kapılarını aşındırıp muadil bir ürünü araştırıyorum hemen.)

 

Yemekler çok mu az diye soranlar… Evet. Yalnız takviyelerin gücüyle açlık hissi ilk günlerde daha ziyade psikolojik.Ben yola girmeyi kafama koyduğumdam doktorun hiçbir sözünün dışına çıkmıyorum da kaşmaları bir fincan sebze suyu yemek diye önüme konulduğunda gülmeden de edemiyorum.

Kahvaltıyı çoğumuz zaten hafif geçiştiren tipler olduğumuzdan küçük porsiyon da olsa pek lezzetli ekmeklerin eşlik ettiği bu öğünde başımızın çaresine bakabiliyoruz. Ben doktoruma ‘elini korkak alıştırmamasını’ söylediğim için öğlenleri sebze çorbası akşamları ise sadece ‘broth’ yani pişmiş sebze suyu içerek geçiriyorum günlerimi. Gözümü o kadar hırs bürümüş ki dönüşüme yakın kombineli yemeklere geçme teklifini bile son öğünüme kadar erteliyorum.

Viva Mayr’ın mutfak sırları

*Her yemekte mutlaka keten tohumu yağı tüketiliyor. İçerğindeki Omega 3, yağların yakılmasını da hızlandırıyormuş. Elbette zeytin yağının, alkali olduğu için tereyağın, kızartmalarda kullanmak üzere hindistan cevizi yağının ve Ayurvedik Ghee yağının faydalarını üstüne basa basa dile getiriyorlar.

*Yemekten yarım saat önce su içme bırakılıyor. Yemek esnasında su kesinlikle içilmiyor.

*Bir kadeh şaraba ise sürpriz biçimde izin var, sindirime yardımcı olduğu söyleniyor. Tabii küçük yudumlar halinde tüketildiği takdirde.

*Yemekten 1.5 saat sonra su içmek serbest. Ancak çok susarsanız sıcak bir bitki çayı içme şansınız var. Bitki çayları da bizim burada tükettiğimiz gibi ot potpurisi değil. Melissa, rezene, ıhlamur aralarında tanıdık isimler. Detoks sırasında kafeinli yeşil çay ya da siyah çay değil, sarı renkli çayları için diyorlar.

*Su kadar elzem bir nokta da lokmayı 40 kez çiğnemek. Açıkçası son kertede 30’lu rakamlara ulaştığımda kendimi mutlu hissediyorum. Bir de türlü milletten diğer hastalara bakınca bizim lokma kavramımızın da sorunlu olduğuna kanaat getiriyorum. Eloğlu zaten kuş gibi yiyor!

*Detoks sırasında çiğ gıda tüketmek, sindirimi güçleştirdiği için yasak. Döndükten sonra da 2 hafta bu kurala uymamı tavsiye ediyorlar. Küçük kazalar, el kaymaları (!) harici açıkçası uyuyorum da… Önümüzdeki pazartesi tam 3 haftadır kahve içmemiş olacağım. Açıkçası kahveyi hiçbir şekilde hayatımdan çıkarmayı düşünmüyorum. Bitki çaylarına alıştığımı, özellikle zencefili çok sevdiğimi keşfetmekse detoksun bir diğer artısı.

· Avokado çiğ sayılmıyor, tüketimi çok destekleniyor ve ben bu durumdan çok memnunum! Avokado sevmeyenlerin bu süper besinle buluşmanın bir yolunu bulması şart.

· Alkali diyet, burada temel alınan yemek felsefesi. Vücudun asit oranını düşürmek baş hedef. Bol sebze, meyve, balık ve daha az miktarda kırmızı et tüketmek serbest. Tabağınızda asitli bir yiyecek varsa iki katı kadar alkali gıdayı yemeniz tavsiye ediliyor. Tabii marifet hiç asitli yiyecek yememekte.

· Ekmek seçiminiz karabuğdaydan yana olmalı.

· Akşam 16.00’dan sonra çiğ yemek yemeyin.

· Kilo vermek ve vücudunuzu dinlendirmek mi istiyorsunuz? Akşam yemeklerini çok erken ve mümkünse sebze çorbası içerek bitirin. Hatta moda olan ‘akşam yemeği erteleme’ kavramı Viva Mayr’da da konuşuldu. Haftada 2 gece akşam yemeği yememek istediğiniz kiloda kalmanızı da kolaylaştırır diyorlar.

· Karaciğer ve böbreğin işi çok ağır. Vücudu temizleyen organlar ve proteine ihtiyaçları var. Yalnız gün aşırı hayvansal protein tüketmeyi, yerine bitkisel protein koymayı öneriyorlar.

· Bir de ph’ı yükseltilmiş alkali su içmenin önemi… Daha fazla minerale sahip alkali sular sindirim için de faydalı.  İçine limon suyu sıkarak suyunuzu alkali yapabilirsiniz.

*Ara öğün olmamasını ve her yemeğin arasında 4 saat olmalı gibi sade beslenme prensipleri de bana çok uyuyor.

*Temiz havada yürüyüş çok destekledikleri bir egzersiz türü… Altaussee’de göl kenarında yürüyüş sopalarıyla yapılan ‘Nordic walking’i yeniden denemek için sabırsızlanıyorum.