Yeni İstanbul kadınları

Kadınlar neden sosyalleşmek için alışveriş merkezlerine gider oldu? İşte lüks AVM'leri üzerinden tanımlanan şehrin yeni kadın tipleri.

Baştan itiraf edelim: İstanbul alışveriş kültürünü ve baş mimarları olan kadınları tektipleştiren bir metin, aşağıda okuyacağınız…  Konu kadınlara nasıl da böyle kestirmeden geldi diye şaşırdınız mı?  Yapılan araştırmalar, şehirli kadınların hane alışverişlerinin birinci karar merci olduğunu gösteriyor.  Hem de eskisi gibi sadece market, ev ve giyim başlıklarında değil; otomobil ve konut seçerken de artık kadınların beğenileri devrede.  

90’larda tabir ettiğimiz şekliyle ‘trafik canavarı’ yüzünden iş harici sosyalleşmesini kendi mahallesinde yapmak durumunda kalan insanların yaşadığı bir şehre dönüyor İstanbul. Dünyanın en eski metropollerinden birinin bu icat edilmiş, yeni mikro-semtlerine şaşarak gidiyorum. Hepsini tarif eden, ortadaki alışveriş merkezi ve çevresinden yaşanan ‘ideal’ bir yaşam. Bu semtlerde ne menem bir İstanbul’un yaşandığı başka bir yazının konusu olur.  Biz bir kısmında bulunan lüks AVM’ler ve tanımladıkları kadınlara odaklanalım.

2000’lerde gazeteci Nur Çintay Aköz’ün ‘Nişantaşı’ ile Anadolu yakasına ithafen ‘Cadde’ kadınlarını müthiş bir isabetle adlandırdığını hatırlıyorum. ‘Yeni İstanbul’ kadınları ise artık AVM isimleriyle anılıyor. İlk akla gelen de bu konuda çığır açmış olan(!) İstinye Park kadınları. Çoğu AVM çevresinde hepsi birbirini andıran gösterişte, ciddi yüksek bedelle satın alınan/kiralanan evlerde yaşıyorlar. Öğle vakti için saç ve makyajları ’profesyonel’ ekiplerce yapılmış biçimde,  alışveriş merkezinin meydanına konuşlanmı ve  görüntüde fiyakalı lokanta/kafelere yerleşiliyor. İstinye Park’a özel bir de görünmeyen bir hiyerarşi durumu sözkonusu. Vale park görevlileri, arabaları ‘kıdem’lerine göre; en az rastlanır ve pahalı olandan geriye doğru sıralayarak park ediyor. Tahmin edersiniz bu sıralamada, beyaz yakalının rüyası sempatik aile otomobillerinin yeri yok.  Peki bu kadar uğraşmak neden? Cevabı paparazziler…  Nerede avlanacaklarını bildiklerinden her daim uygun adım İstinye Park’ı arşınlıyorlar. Müdavim hanımlar, kuaförlerde okunma rekoru kıran magazin dergilerinde en güzel halleriyle yer almak istediğinden işi asla şansa bırakmıyorlar. Dünyada da bizde de zenginliği-lüksü göstermenin mahsuru kalmadığından (en son 80’lerde büyüyen kuşak, mütevazılığa dair ailesinden nasihat duymuştur herhalde!) ortalık 12 cm’lik topuklu ayakkabılar, ışıl ışıl mücevherler ve ötesiyle dolup taşıyor.

Zorlu AVM’deki şık lokantaları dolduran lüks alışveriş müşterisi kadınlar maalesef bu denli şanslı değil. Bir kere ortada arabaları gösterecek bir meydanın eksikliği çekiliyor. Ancak dünyaca ünlü lüks marka seçkisi, yeni oluşu ve yeme içme adreslerinin üstünlüğü sayesinde Zorlu da kazanıyor. Bir de trafik faktörünü unutmayalım; burası da Etiler-Levent ve giderek lüksleşen Levazım konutlarının sakini kadınlar için oldukça uygun. Maslak trafiğini duyduğunda sırtı ürperenler kısa ve acısız Gayrettepe lokasyonunu tercih edebiliyor.

Nişantaşı kadınlarına ne mi oldu? Onlar davalarına sadık arkadaşlar… Hala çok hoşlar ve şehrin göbeğinde, gün içinde ve sokakta olduğunun farkında bir şıklık sergiliyorlar. Düğüne giderken de iş görecek bir makyajla dolaşan AVM kadınlarına nazaran daha cool ve sakinler. Hiç uğraşılmamış gibi görünen, derinlerde hepimizin bunun da bir eforu olduğunu bildiğimiz bir tarz, onlarınkisi… Müdavimlik kavramı Nişantaşı kadınlarında hala güçlü. Süpermarkete gitmiyor değiller ama mahalle bakkalı, kasabı, sokak arasında arada gittikleri orta halli kuaförleri, uğradıkları seyyar satıcılar hiç değişmiyor.  Benzer bir tablo, nedense hepsi aynı yerde saçını sarıya boyatıyormuş gibi görünen Bağdat Caddesi kadınları için de geçerli. Karşının çalışmayan kadınları her öğlen, mutlaka ama mutlaka bir kafede buluşuyor. Geniş kaldırımlı yegane caddemiz olan Bağdat Caddesi’ne de bu şık kafeler çok yakışıyor ama hafta içinde çoğuna  bahsettiğim nedenden bir ‘gün’ havası hakim.

Uzun yıllar sakini olduğum; İstanbul’un küçük ama hep merak edilen, dedikodusu yapılan Bebek semtinin kadınları ise en nevi şahsına münhasır(!) olanlar. Sabah tayt ve olmazsa olmaz kaz tüyü yelekleriyle bir yandan yanlarındakiyle sohbet ederek yolları arşınlıyorlar. En spor dostu kesim ünvanını Caddebostan sahilindeki kadınlarla paylaşıyorlar. Yürüyüşün ardından meydandaki pasajın içindeki Cup Of Joy’da kahve molası ve ardından akan bir gün, Bebek’in şanslı kadınlarının hayatının kısa bir özeti.

İstanbul gibi kalabalık bir şehrin kadınları bu denli tektip mi diyenler için bir de kaşif ruhlu kadınlardan söz etmek lazım. İstanbul’un belli semtleri, köşeleri ardı ardına yeniden keşfediliyorsa bunda kadınlara özgü merakın payı büyüktür. Hep yeniyi öğrenmeye meraklı bu kadınlar şehir kültürünün gelişmesinde kesinlikle pay sahibi…