Alex?i ?il? yapalım!

Diyebilirsiniz ki, ilçe miydi ki? Yok, değildi tabii.

Diyebilirsiniz ki, ilçe miydi ki?
Yok, değildi tabii.
Ancak son zamanlarda, bir iç sıkıntısı var ya, sabah uyanacaksın günlerden bir gün: İçinde bir boşluk.Neden neden, hava da güneşli, işim gücüm de yolunda, yakınlarımın sağlığı da iyi, peki neden kararmış sol memenin altındaki cevahir, ah tamam hatırladım, Alex gitmiş!!!
Elm Sokağında Kâbus 10! Kontratosu bitecek elbet, konkordato mu ilan edilecek o gün? A.S. (Aragones’den sonra) 2008, iltifat günlerine bir katkı yapmak istiyor deli gönül, Alex’e ne yapalım? Elmayı top top yapalım Alex’e bahşiş atalım olmaz, çok ayıp. ‘Alexander the Great’, Generalex, Mareşalex, Profesör, hoş gülüşler ola, Kaptan kere Kaptan, Sydney van Hooijdonk’un hâlâ formasını giydiği kahraman, ne yapmalı seni, Can Barslan’ın istediği gibi “Pambıklara sarmalar sararım” zaten,
annen seni yetiştirmiş/ bu ellere yollamış!Bütün koşturmalarına (pardon, yürümelerine) rağmen, forman/ şortun tek bir leke almıyor.Oysa afacan Kâzım, girdikten iki dakika sonra çimlere çamurlara buluyor üstünü başını. Sendeki Can Bartu asaleti olmalı. Ne yapmalı ne yapmalı?.. Mazideki sarışın Başbakan’ın izinden giderek (bu bacınız, bu bacınız Yalova’yı
il yapsın mı?) il mi yapmalı!
Gelmiyor aklıma başka rütbe! İhtiyacın da yok zaten Kaptan diyerek, geçen çarşambaya dönelim efenim: Ekrandan izleyenlerin hissedemediği bir gerçeği açıklayarak: Porto taraftarı şöyle arkasına yaslanıp rahat bir maç izlemedi. Hatta çok tanıdık melodiler, ıslık senfonileri sundular. Porto’nun kanatları / aksa yukarı aksa mealinde uyarılarla. Numara gösterip,teknik direktöre değiştir işareti yapmak için helak olarak. Bir teselli verdiler böylece, onca aktarmalı seferle sevdiceğine uçan bizlere. Zaten orda da Brazil çalıyor,
farklı renklerin dostça mücadelesi Saracoğlu’nda da sahibinden yana sonuçlanabilir. Gerçi ‘Ejderhalar’a (Stadyumlarının adı Dragao!!!) ok işler mi bilemem ama, var zayıf tarafları, onlar da yazılmıştır umarım,sanırım.
Cumartesi akşamı, bu sütunun en ziyade derdi olan eğlence / aşk / çocukları bağrına basma faslı başarıyla tamamlandı.
Adında ‘ü’ harfi olan ilk yabancı, memleketinde bile böyle bir durduk yere sevgi patlamasını görmemiştir. Adeta okul öncesi hazırlandı, kurdeleyi taktı. Adeta doğuma hazırlandı, doğurdu!!! Ancak golden sonra ödümü patlattı,
okçu hareketini görmek için yemeden içmeden kesilmiş vatan evlatlarına jestini yaptıktan sonra, parmaklarını yukarıya kaldırdı, ya Fırat Aydınus sarı kartını çıkarsaydı, dikkat etmek lâzım!
14 milyon yuroo... 14 milyon yuroo... olarak başımıza kakılan teknik analizlere koz vermemek lâzım, değil mi Anadolu yüzlü!
Ama Cumartesi şenliğinin en güzel bölümü kırık kalplerin onarımıydı.
Başta Uğur Boral’a. Alıştığı Zico şefkatini gördü tribünlerden.
Volkan Babacan, sadece şatafatlı geçmişlerin değil, iyi niyetli fidanların da nasıl benimsendiğini öğrendi, hissetti. Hep hissetsin. Yıllarca