Annecim... Türkler geliyor!

Bu korkulu haykırış, ne olimpiyat ekibimizin rakiplerine gerçekten rakip olmasından, ne de önümüzdeki hafta hayata heyecan katacak Balkanlar?dan geliyor.

Bu korkulu haykırış, ne olimpiyat ekibimizin rakiplerine gerçekten rakip olmasından, ne de önümüzdeki hafta hayata heyecan katacak Balkanlar’dan geliyor. Bana kalırsa Pazar gazetelerinde ‘müjdesi’ verilen ‘her kanalda spor programları başlıyor’ satırlarını gören her sağlıklı vatan evladının içinden geçiyor. 100 yorumcu olacakmış çeşitli kanallarda. Fena değil, her birinden bir cümle bile kalsa hayatımız zenginleşecek!!! Bugüne kadar artistik ve teknik cümlelerde hayat bu seviyeye hiç ulaşmadı. Elbette içlerinde,koşturarak açıp, bulundukları kanalda kalmamızı sağlayanları tenzih ederim. (Hep tenzih ederim yazmak istemişimdir, çok heveslenmişimdir, yaşasın kısmet oldu işte!) Ama onların dışındakilerde bir arpa boyu hareket olmadığı,olamayacağı program tanıtımlarından bile belli.
Kocaman adamların, mesela alevli topa vururken (Fox galiba) bir yandan da içerik ve vaad sunan konuşmaları her şey bir yana üzücü.
Bir insanın kendini soktuğu ya da buna izin verdiği durum, tanık olurken bile utandırıyor. Hep aynı senaryonun yeni sezon versiyonunda, incir çekirdeği bir durumu, bir tespiti, bir zorlamayı bağıra çağıra dayatacaklar gene. Reklam aralarında performanslarını soracaklar birbirlerine, nasıldım,şimdi ben sana küsmüş olayım, ya da gitmeye teşebbüs edeyim, sen de bana de ki... Sonra bıktıran forma giydirme teşebbüsleri, saç sakal eksiltmesi gibi ‘yaratıcı’ bahisler! Bunları nerden mi biliyorum? Çünkü bende milletin yüzde 75’i
gibi Radikal okuyup, belgesel izlemediğim zamanlarda, şöyle bir göz atıyorum!!!
Kabahatin çoğu bende canım kardeşim, itiraf ediyorum.
Sarı gülüm derende/ insaf senin nerende/ kabahat sende değil/ sana göz gezdirende de olarak özetlenebilir hal-i pür melalim.
Kastettiğim spor programları sayesinde televizyon kanalları reyting patlaması yaşamıyor. Off Prime Time programlarının reklam gelirleri de ihya etmiyor.
Bende de bulunsun motifiyle hareket edilince, kim daha çok sinir etme yeteneğine sahipse, o ‘yorumcu’ oluyor. Hadi bir yere kadar, hiç değilse en beter formatın bile içinde hayat gailesi gibi anlaşılır bir sebebi olabilir diyelim. Ama,Pazartesi sabahlarına uykusuz, bitik gözlerle başlayan ve bir an önce arkadaşlarına ya da ‘renkdaşlarına’ keçi boynuzu cümlelerden kızgınlık taşıyan aktif seyirciye ne demeli? Dememeli! İstediği görüşü duyduğu anda mutlu oluyor. Diğerlerinde de sinirlenme ekrana tekme atma, boykot etme (önümüzdeki programa kadar!) başlıklı ihtiyaçlar gideriliyor. Demek bu bir danışıklı dövüş. Eyvah, şike de böyle bir şey değil miydi? Bir çıkar karşılığı, uzlaşarak bir iş yapma. Gene sistem diye sistem diye sistem tepelenecek. Gene pireler deve ilan edilecek. Aynı cümleler, zap hüneri kazanmış eller aracılığıyla kaçırılmayacak.Kısacası alan memnun satan memnun. Ne yapsınlar!
“Şarkıların hep birbirine benziyor” eleştirisine “ Ne yapıyım yani, sadece yedi
nota var!” diyen Serdar Ortaç’ın açtığı yolda yürüyoruz arkadaşlar.
Af edersin Fenerbahçe, böyle vatan millet konularından seni ihmal ettim. Özlenmedin sanma. Özlenmemiş olunur mu hiç? Olmaz.