Baba, oğul, Antep, Urfa!

Sesi de titriyordu, mikrofonu tutan eli de. "Dünya gözüyle Fenerbahçe'yi gördüm ya" derse bir delikanlı, Urfalı, mahcup olunuyor.

Sesi de titriyordu, mikrofonu tutan eli de. "Dünya gözüyle Fenerbahçe'yi gördüm ya" derse bir delikanlı, Urfalı, mahcup olunuyor. Keşke Urfa'ya gitseydi Fener de, daha çok kişiye iç burkan 'dünya gözü' cümlesini kurdurtsaydı. Zaten madem yük gibi geliyor kupa maçları İstanbollulara, bari böyle bir işlevi olsa. Turkuaz formanın aklandığı, Brezilya renkleriyle baştan yakınlaşan Şanlıurfa maçında, rakip taraftar tribünü Fenerbahçe'ye Avrupa'da başarı dilekleri taşıyan pankartlarla süslüydü. Ama maç boyu şehirden takımlarını pek güzel desteklemeyi ihmal etmediler. Sahadaki oyuncuları çirkinleşmeden mücadele ettiği için çok kalp kazandı. Hatta, bu sayede ya da bu yüzden, şahsen kendimi Kazım'a söylenirken yakaladım! Urfa ceza alanı yakınındaki gereksiz çalımlarını, karşısındakini küçümseme olarak yorumlayıp "Caz yapma" bile dedim, ne anlama geldiğini bilmediğim bu tarifle! Tribünlerin Şanlı Urfa'ya sevgisi, bulaşıcı bir duygu olarak yayılınca, alkışlar da esirgenmedi elbet. Az daha vakit olsaydı, 'Atatürk de Şanlı Urfalıydı' mertebesine bile ulaşan haykırışlar saracaktı yani dört bir yanı!!!
Ne güzel şey rakibi alkışlamak. Yıldızlı semalardaki haşmet kadar. Kendini rahat bırakmanın doyulmaz tadı kadar. Skor böyle olmasaydı da aynı takdirin seslendirileceğini hissetmek, daha da güzel. Alkışlananla alkışlayanın 'eş başkan' olduğu hoş durum. Hak edenden esirgenmemeli. Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar ve Gaziantep Kamil Ocak (Adana 5 Ocak'la kardeş gibi stat!) stadyumuna, Kamil Abitoğlu yönetimine emanet, bu kez sarı-beyaz kuşanmış Kanarya, ruhuna iyi gelen sesler eşliğinde çıktı. Dök zülfünü meydane gel Kemaller, Gökhanlar, Volkanlar, Selçuklar, Semihler ve 'keller'i ile. Orada da, pek çok Anadolu kentinde olduğu gibi, anonsları bir kadın sesinden duyduk. Yumuşatıcı etki. Gaziantep de bir 'de Souza' almış, aynı klandan mı göremedik, belki uzak akraba!
Kamil Abitoğlu, 'Bir kere versem, bir daha yaparsın' diyen meslektaşlarını dinlemeyerek, geçen yıl Fener'in bir penaltısını lütfetmiş idi, bu hatasını tekrarlamadı!!! Sahaya çıkışından belliydi Fener'in pazar kararlılığı. Ancak ilk yarı 0-3 bitince, aldı mı bir endişe! Ya bu kez Antep 4-3'e getirirse? İyi oyuna rağmen, böyle bir 'ruh' durumuna giren var mıdır, vardır, kişi herkesi kendi gibi bilir, demokrasilerde hasta ruhlar tükenmez! Oğuz Dağlaroğlu'nun gözleri dışında, Fenerli gözlerin hüzne uzak kaldığı neşeli bir maçtı, süslü püslü bir maçtı, çok güzeldi. Şimdi Sivas ellerinde kimin sazının çalınacağı memleket meselesine geldi sıra. Sanki Fener sazları daha akordlu. Daha zengin. Notaları dümdüz, tam hakkıyla çalanları ve perde perde dolaşarak hayranlık uyandıranları ile.
Kim gelecekse bu ahenge ara katkı olarak, önceliği kişisel yeteneklerinde değil, huyunda suyunda aramak iyi olur. Hem turkuaza hem sarı-beyaza, ama elbette aslen sarı-laciverte karakter olarak da yakışması, 'dünya gözüyle' Fenerbahçe'yi bolca ya da hasretle arada bir gören sevenlerine, güzel bir karşılık olur. Roberto Carlos'un oğluna da. Çok severek okuduğum yazarların, ona 'evlatlık' dememelerini de rica ediyorum. 'Lık' ekiyle anıldığını duysa babası toptan çok acıyan, başı daha çok acır, kalbi de.
Roberto Carlos ve oğludur, yakışanı.