Ben hiç şaşırmadım!

Haberin son cümlesi ?herkesi şaşırttı? olmasaydı, belki de kendimi yüksek sesle böyle cevap verirken yakalamayacaktım.

Haberin son cümlesi ‘herkesi şaşırttı’ olmasaydı, belki de kendimi yüksek sesle böyle
cevap verirken yakalamayacaktım.
Önce Akşam gazetesinde yayımlanan, sonra alıntılanarak başka sayfalarda da gördüğümüz kısa haber, Zico’nun Türk gazeteci ya da gazetecilerle röportajı “Bana işkence yapsanız, Aziz Yıldırım ya da Fenerbahçe aleyhine konuşmam” cümlesiyle reddedişiydi. Zico’ya çok benzediği için haber doğrudur varsayıyorum. Yıllar
önce, bir İranlı rejisörün küçük bir bütçeyle çektiği ‘Manhattan by numbers’ filmi için, New York’lu eleştirmenler
“Bizi bu kadar kısa sürede, nasıl bu kadar tanımış?” demişlerdi, o geldi aklıma. Tanımış bizi de Zico. Saracoğlu’na
gelen Japon gazetecileri ağırlayan,
onlarla uzun uzun konuşan da aynı insan.
‘Bizden’ bir görüşme talebinin, yeni
takımı ve Özbek futbolu analizi için olmayacağından emin olan da o. Bunun için Zico’ya kızabilir miyiz?
Cumartesi Radikal’de Asena Özkan’ın, Tigana’dan aktardığı “O iki muhabir
oldukça, Beşiktaş’ta huzur olmaz”
içerikli aslen suç duyurusu olan
‘yorumu’ da hangimizi şaşırtır ki?
Romantik mezuniyet törenim, son zamanlarda canımı sıkan bir sıklıkta gözümün önüne geliyor. Milattan önceydi, elbette!!! Şimdi aramızda olmayan Nihat Subaşı, diplomalarımızın yanında her birimize birer simit vermişti, ”Dünyanın en önemli işini yapacaksınız, gazetecilik. Ama simit ve çaya talim etmek de kaderiniz!” Hepimizin gözleri dolu dolu, bir süre simitlerimizi de sakladığımızı hatırlıyorum. Amma da safmışız. Sonra bir hoyrat dönemin oraya buraya savurduğu kaderlerimiz, çoğumuzu ‘reklamcı’
olmak durumunda bıraktı. Simit de akşamüstü keyfi mertebesine yükseldi!!!
Neyse, hayat hikâyesi köşesi olmadan
arka sayfalara döneyim. Çok gazete,
çok kanal, çok radyo. Hepsinde yaz köşesi kış köşesi arada sportif şişesi!Müşterisi de çok. Müşterinin canı da hadise istiyor. Sayfalar ve ekranlarda, kavgalar/incir çekirdekleri/ertesi gün taraftarın ‘haddini bil’lerine zeminler/dön dolaş kırk cümlelik hayatlar, daha kolay anlaşılıyor, daha çok tepki buluyor. Sonra, bazılarında bu hayat faslını domine etmenin vazgeçilmez gururu!!!
Böylece kendini çok önemli hissetmek.
Hissettikçe ben yaptım oldu aşamaları.
Canım okur/izleyiciler de inanmasınlar, iyi ile kötüyü, gerçekten gazetecilik yapanlarla güdümlü ya da enteresan görünmek için saçmalayanları ayırsınlar denir mi, denirse bu ne kadar olur, yazık değil mi vatan evlatlarına yahu, yazık. Zaten şu kalp kampanyasına takılmış durumdayım, hiç anlayamadım,  ‘Kalbini sev/kırmızı giy’ gibi bir sloganı kafamıza kakıyor durmadan. Bilmiyorlar mı kardişim, Fenerli giymez. Bunca insan nasıl koruyacak kalbini o zaman!!!Üstelik ‘En ziyade korunmaya mahzar’ durumundayken. Sevdiceğinin adıyla Lucescu falan anılırken. Bu,
kalbinde bir dalı daha kırarken.
Sezonsuz ‘badem gözlüler faslı’ndayken. (Sadece gidene övgüler!)
Yeni tarifler lazım mı, lazım.
Belki senden başlanır, Deivid de Souza.
İyileş, kalpleri iyileştir.
Estağfurullah, emir değil, sadece rica.