Beyaz Gölge: Arthur Zico!

İstanbul Belediye maçını oynayan Fenerli oyuncuların aklı, o akşam orda değildi.

İstanbul Belediye maçını oynayan Fenerli oyuncuların aklı, o akşam orda değildi. Muhtemelen çarşamba gecesi kendilerini bekleyen şanlıurfa'daydı! Olamaz mı? Yıllardır hasret çektikleri varsayılan / dayatılan kupada iki puan var sadece! Pek inandırıcı olmadı mı? Başka bir bahane mi bulayım? Demokrasilerde bahaneler tükenmez, biliyoruz.
Gönül transfer ister, Alex bahane! Hiç de 'kuzu'ya benzemeyen, daha çok 'jakuzi' karıştırmaları yapan Tjikuzu'ya göz koyduğumu da burdan açıklıyorum!
Ancak Fenerliler'in, az bir sabırla BŞB galibiyeti göreceklerine inancım da tam!
Sambasız gecede hava sıcaklığını düşüren etmenler de, Balkanlar'dan değil, tribünlerden geldi. İlk kez haklılardı, 'yer yer boşluklar' ya da 'büyük boşluklar' yazanlar. Elbette karşılaştırınca gene de sayısal bir üstünlük oluyor rakiplerin izleyicilerine oranla, ama... (Cümlenin sonundaki üç nokta, sitem anlamına gelmektedir.)
Şanlıurfa meselesi bir yana, pek de yakınlaşmışız siz biz hepimiz puan
durumu öte yana, evet, akılların 'tutulma' noktası, tek durumu işaret ediyor.
Boşa konsa dolmuyor, doluya konsa almıyor. Nasıl bir film çıkacaktır Sevilla'lardan, bildiğim hiçbir senaryoyu andırmıyor. Belki de, Sevilla'yı olduğundan başka anlatmayarak, ufaltmayarak tanıtan iyi yorumcular sayesinde gelecek başarı. Çünkü Kanaryam ne çektiyse, asar keser ezer geçer paça sıvatmalarından çekmiştir.
'Gerçeği, sadece gerçeği' bilmek de, anlamayı ve baş etmeyi kolaylaştırır.
Gerçekten, nasıl bir film bekliyor bizi? Misak-ı Milli sınırlarındaki tarifi ve anlamıyla, sonunda kazanan fakir çocuk değil Fenerbahçe. Bu topraklarda benzerinin pek görülmediği atılımlar / yatırımlar ile, üstelik dörtlü eşleşmedeki yüz ağartan, omuz kabartan, keyifle izlenen 'yakın geçmişi' ile, başka bir karakter. Ancak karşıdaki de, sinir olunacak bir dünya devi değil. Zaten mesele burada!
Karşısındaki Fenerbahçe olmasa, zevkle izlenip, içten içe tutulacak bir takım. İçimi daraltan satırlara son verip, madem böyle bir film yok bildiğim, 'Sevil' de sevme / ağlama ağlat şarkısı da pek nazik değil, eski bir diziye sığınalım diyorum. Koç Reeves (Beyaz Gölge), başarılı takımını ilk kez bir 'dev'le oynamaya götürdüğünde, potanın yüksekliğini hepsine ölçtürüyor, basket alanını adımlatıyor ve (izlerken hiç de çocukça gelmeyen, ah ne akıllı adam dedirten) sonucu tekrarlatıyordu: Ölçüler, bildiğiniz alıştığınız kazandığınız, kendi alanınızla aynı! (Bu kale direği 3 cm. kısa diyen Pierre Van Hooijdonk afacanı da olmayınca!)) Zico'nun bu kadar naif bir örneği çocuklarına tekrarlatması elbet gerekmiyor, ben kendi kendime tekrarlıyorum!!! İş mi yani, yarın akşamki Şanlıurfa' yı düşünüp dizilişler önereceğime Zico'ya, nelerle uğraşıyorum!
Ne zor iş Zico'nun işi. Yetmiş milyon taktik ustasının olduğu memlekette yaşıyor. Beyaz Pele olarak anılmaktan hoşlanmadığını biliyoruz, ama pekâlâ Beyaz Gölge diyebiliriz. Gölgenin olumsuz çağrışımlarını hatırlatan münafıklara yüz vermeyip, kelimenin zararlı ışınlardan koruyan, ferahlatan anlamını ona yakıştırabiliriz. Bir de, 2-0 yenikken bile eğlenmekten, tezahürattan sakınmayan soğuk gece dostlarına. Seslerini yarın akşam da duyurmalarını dileyerek.