Çıkarın kâğıtları, imtihan var!

Aşkla tanıştıklarında, genç hanımların ve beylerin ilk itirazı 'acı'yadır. Mide krampları, kalp çarpıntıları, uyku bölünmeleri, aynı satırı yetmiş kere okuyup anlamamalar falan.

Aşkla tanıştıklarında, genç hanımların ve beylerin ilk itirazı 'acı'yadır. Mide krampları, kalp çarpıntıları, uyku bölünmeleri, aynı satırı yetmiş kere okuyup anlamamalar falan. Büyüklerine, istedikleri cevabı almak için sorarlar. Bir imkânı var mıdır sızılardan kurtulmanın: Yoktur! Hatta bazı sinir büyükler, acıyı yüceltir. Sanki hüzün çok şahanedir de, bunun da tadını çıkarmayı öğütlerler. Örnek şiirler, filmler, şarkılar mebzul miktardadır. Öğüt kolaydır ancak, aşan bilir karlı dağın ardını / çeken bilir ayrılığın derdinidir. Neyse ki, fani aşkın acısı, hakettiği kadar sürer, geçer, izi bile kalmaz bazen. Ancak sonsuz, sınırsız, eskimeyen, bir hayat daha olsa onda da kalbi fethedecek olan malum aşkın durumu daha farklıdır. Yerine sevilmez ki. Küstüm değiştiriyorum denmez ki. İçine işlemiş halleri, döktürdüğü sevinç gözyaşları, hüzünlerinde paylaşılan direnç unutulmaz ki. Kuru bir cümle, bir manşet, bir yorum, bir istatistik sebebiyle terk edilmez ki.
Hüzün edebiyatı yaparak, kendimi de 'sinir büyük' kategorisine iliştiremem (Zaten bana da gerek bir sinir!!!). Fenerbahçe, Galatasaray'a yenildi. Galatasaray, Fenerbahçe'yi yendi. Fenerbahçe, Galatasaray'a 1-0 yenildi. Galatasaray, Fenerbahçe'den daha istekli ve iyi oynadı. Fenerbahçe, aşıklarına tanıdık resimler vermedi. Aşina oldukları yetenek ve akıl
dolu oyununu lütfetmedi. Geçtiğimiz pazar gecesinin özeti budur, Sarı-Lacivertli (genç) gönüller için. Burdan bir keyif de çıkarılabilir. Siz değil miydiniz, nerde kaldı ezeli rekabet / hep yen / hep yen / olmuyor diye kıkırdayan! Buyrunuz, Kanaryanız bu cümleyi sahiden mi söylüyordunuz,
yoksa karşı tarafı kızdırmak için mi, fark etme fırsatı verdi.
Ligdeki en çok şampiyonluğa sahip ve daha çok çok bu şenliği yaşatacak Fenerbahçe sevginiz, skorlarla mı büyüyecek? Ezbere bildiğiniz İslam Çupi cümlelerini, hemen bir kağıt alın, kırk kere yazın: Biz bu takımı kupaları için sevmedik! Dördüncü beşinci yazışta falan, yüzünüze bir gülümseme
hafiften konmaya başlayacak. Sonra belki, "istikrar"a gelecek sıra, eliniz başka cümleleri kendiliğinden kağıda aktaracak. Son yılların atılımları, son yıllarda her kulvardaki yarışın içinde olabilmek, son yıllardaki konfor, son yıllardaki... istediğiniz gibi tamamlayın, kimbilir ne çok anı ve an aklınıza gelecek. Sabırsız memleket genlerine karşı duracaksınız belki de ve tam da bu sırada Zico'nun anlaşması derhal uzatılmalı, destek transferler dışında değişiklik yapılmamalı aşamasına geldiğinizde, fark atmış olacaksınız. O çok kızdığınız eleştirilere, iyi niyetli olmayan kıvılcım atışlarına, karıştırmanın bozmanın geri adım attırmanın aşağıya çekmenin eski kabus günlerine döndürmelerin tam vaktidircilere.
Cevat Güler adlı tertemiz yüzlü bir insana yan yan gülmelere kaliteli rakip olarak katılmayıp, onu kutlamak da mesela ruha nefes aldırtır. Ne zamandır rakibi kutlama hakkınız elinizden alınmıştır çünkü, tuhaf beraberliklerle. Bunları yazabiliyorsanız kağıda, sınıf da geçilir, hayatla imtihan da. Böylece alacaklı da olursunuz, 23 Nisan turnuvasında Fenerbahçe'nin, çocukların yaşını büyütüp diğer çocukları ağlattığını yazarak, bizlere masanın altına saklanmak ihtiyacı duyduran yazarların, böyle olmadığını da yazmalarını talep etme hakkınız da olur. Ayrıca, uzun koşunun son iki dönemecinde 'Adalet' hanımı göreve davet etmek ve Ekrem Aktaş'ın hatırlattığı tarife gülümsemek de hakkınızdır: "Şişman kadın çıkmadan, opera bitmez!"