Fener, hep başkentlerde yoruldu!

Geçen salı, 12.00'den beri bir lokma yemediğimizi fark ettiğimizde, saat 00.00 idi. İnsanoğlu acıkıyor işte, elense bile mavililere. İçimizdeki en Londralı Simla "Scalini'ye gidelim" dedi. Şahane fikir.

Geçen salı, 12.00'den beri bir lokma yemediğimizi fark ettiğimizde, saat 00.00 idi. İnsanoğlu acıkıyor işte, elense bile mavililere. İçimizdeki en Londralı Simla "Scalini'ye gidelim" dedi. Şahane fikir. Bir İtalyan. O sırada 'Gelin'in öldürüldüğünü, topraklarımızda, öldürüldüğünü bilmiyorduk henüz. Lezzetle kahkahayı aynı anda sunan, üstelik Lady Diana'nın da favori mekanlarından olan lokantaya koşturduk gece yarısı. Siparişler gelene kadar tutku cezamı çekmek üzere kapıya çıktım. Sigaramın dumanı / yoktur Chelsea'nin imanı söyleyerek kapıda tüttürürken, bir araba durdu. Tanrım, niçin şakaları üst üste yapıyorsun bana? Kim indi arabadan, Avram Grant ve zarif eşi ve güzel kızı!
Bir çift laf etmek iyi olurdu o antipatik yüze ama öyle olmuyor işte. Tuttum bir de tebrik ettim, karısı ve kızının heyecanlı gülümsemeleri eşliğinde. Çok gariban göründü gözüme. Acıdım. Sevgisiz kalmış herkese acırım. Bizimkilerin şaşkın bakışları eşliğinde içeri girdik.
Bizim masaya gösterilen ilgi bile daha fazlaydı, üçü sessiz sedasız oturdu. "Ah be Grant'cım" dedim, "Gel sen İstanbul'a da sevgiyi gör, memleketimin bazı stadlarında ortalığı inleten Chelsea seslerini duy, herhangi bir İnculuz'dan göremeyeceğin coşkuyu hisset." Öte yandan kazanmış olması durumunda Zico'nun tertemiz yüzüne yansıyacak sevinç geldi gözümün önüne. Gerçi rahat bir yemek yedirtmezdi memleket evlatları, resim 'çekinmek'ten, imza almaktan, sevgilerini haykırmaktan! Eh be yukarıdaki, bilmiyorsun bazen kimleri sevindirmen gerektiğini. Canımdan kıymetli Kanat Atkaya'nın dediği dozda olmasa da, ah ne güzel yenildik, ne şahane elendik denmese de, doğruydu, hüzün yoktu. En iyisini hayal etmek de ayıp değildi, oyuncu değişikliğinde Ali Bilgin'in heyecanlı yüzünü görünce birbirine gülümsemekte.
Evet, Chelsea taraftarı gergindi. Bu bir teselli ola, dünyada yardan tatlı varm'ola, salına salına mahalleye dönen yardan! Londra'dan Ankara'ya.
Yenikent Asaş Stadı'na 'Chelsea' formasıyla çıkan Ankaraspor'u kınıyorum!!! Hiç centilmence değildi. Sakızı kıvrak Alex bey, şarkı söyler gibi oynayan Veder'song', maskesiz De Nigris, Mehmet Yılmaz (ne çok var bu isimden!!!). Maldonado sükuneti falan filan. Fenerbahçe, şampiyonluğu bekleyen sevenlerine kuşpalazı/boğmaca/sarılık/sıtma benzerlerini geçirtmek istemiyorsa, Trabzon'a yeterli avantajla gitmeli.
Çünkü Galatasaray maçından sonra yapılan "Bir hedefimiz yoktu, onun için maça konsantre olamadık" mealindeki Trabzon açıklamaları, Fenerbahçe maçları için hiç geçerli olmamıştır. Sunay Akın'ın gülerek aktardığı tespitiyle "Ne yapalım, Trabzon en iyi Fener diye düşünür ve onu hep yenmek ister!"
Bir Kızılderili ya da Eskimo atasözü der ki: "Tılsımlı kurguları bozmaya kalkışanlar çok çabalar, bozulup da sonuç hüsran olunca, bizimle ne ilgisi var derler. Oysa ağızlarından ve ellerinden çıkanlar, önce çocuklar, sonra büyükler, sonra muhataplar, sonra en büyükler tarafından tekrarlanır. Tekrar arttıkça kabullenilir. Çünkü onlar da insandır. Gencecik bir delikanlının, mesela 67. dakikada oyuna girerken (çok şey biliyor bu Kızılderili ya da Eskimolar!) kendine güveni ve yaydığı güven halesi yetmez olur.Delikanlı bu kadar hak veren olunca, kendisini fazlasıyla haklı bulur. Canlandırdığını, boşa beklemek sanır. Cümleleri değişir.Büyüsünün bozulmakta olduğunu fark etmez. Zorla problem oldurtma gibisi yoktur şu dünyada. Kimi küser, Kaptan'ından şefkat bekler. Şefkat ki, nice puanlardan önemlidir. Anlatılmaya değer bir andır, sıra dışıdır.Yakışır.
Güldürdükleri yüzlerin de bu tavizi vermesi gerekir. Kızmayarak. Anlayarak." Amma da uzun atasözüymüş, elim yoruldu.
Hatta bitmedi, "Acıdan geçmeyen kupalar biraz eksiktir" filan da diyor.
Genç bir doktor hanımla tanıştım. Çok sevdim.
Dedi ki, "Bir doktorun hastasına reçete yazarken, eli titremeli. Her ilaçta bir zehir vardır." Keşke spor yazsanız demek istedim.