Fenerbahçe?de oyuncu değişikliği: Çıkan oyuncu 12 numara!

Bol bol söylenebilir miyim? Gerçi bol bolun ölçüsünü hiç bilmem, sadece heves ederim. Magazin sayfalarında öyle yazılır, "ünlü dizi oyuncusu bol bol yüzerek stres attı", "yoğun sahne çalışmaları bitti, bol bol dinlenecek" yazılır, çok özenirim.

Bol bol söylenebilir miyim? Gerçi bol bolun ölçüsünü hiç bilmem, sadece heves ederim. Magazin sayfalarında öyle yazılır, “ünlü dizi oyuncusu bol bol yüzerek stres attı”, “yoğun sahne çalışmaları bitti, bol bol dinlenecek” yazılır, çok özenirim.
Bol bol neşelenerek, bayram sonu: “Ne Beşiktaş / Ne Cim Bom / Ne de Trabzon / Bu sene sensin şampiyon!” cümlelerini haklı olarak üstüne alınan taraf  Kayserispor idi. “Her şeye rağmen” Kayseri’de görmedikleri bir kalabalık ( bugün başım kalaba!) ses topluluğu ile iyice coştular, tebrikler. 2 -0’a rağmen seslerini azaltmayanlara çimlerdeki çubuklular (üstelik çubuklu, kabahatli neon forma da değil!)  ‘sen hep beni mazideki halimle tanırsın’ şarkısıyla cevap verdi. Zemin futbol oynamaya müsait, yağmur beni bahane etmeyin diyerek ara vermiş, hasret kaldığımız pankartlar ( lar?) dört bir yanımızı sarmış, çok sayıda Salih adlı Fenerli maça gelmiş, ( Uzun uzun baktım, Romanya / Ergani / Düzce / Ankara / Balıkesir / falan ‘liler derneği’ yazılmış, ama babamın Salihli’si değil galiba. Salihler Derneği yazılınca, öyle gibime geldi!!!) garbın afakını çelik zırhlı duvar sarmış, o eski halimden eser yok şimdiii!
Ah dede / vah dede / sen neymişsin sen / dillere düştüm senin yüzünden eksik şarkı. Zaten o hüzünlü yüzü içimi parçalıyor, yok Fenerlilikten değil, yakın plan Feldkamp’ın acılı ifadesine de bakamazdım, öyle.
Çok çok utandığım anlar olmuştur Saracoğlu’nda. Maldonado’nun maruz kaldığı ıslık senfonisi de onlardan biri oldu, hem de çepeçevre hep destek / tam destek asılıyken, yoksa biz yazmadık mı demek istediler, uzaydan gelmiş de kondurulmuş gibi davrandılar da!!!
İkinci yarı, doğa üstü güçlere sahip olmak istedim, Zico tezahüratı faslında. Zıplayıp tek tek yüzlere bakmak, içlerinde geçen yıl Zico’ya ıslıklar lütfedenleri tanıyıp, ayırt edebilmek, bir Belgin Doruk kaş kaldırması eşliğinde eylem yapmak istedim. Sevgi eylem gerektirir yazmıyordu artık ama. Kara Deryaların Fener’ini de, sevmekten yorulmak yok benzerlerini de nicedir görmüyorduk, hatırladım.
Aurelio ve Tuncay çığırışları arasında havaya girip Lefter buraya ana fikriyle tam olsun bari destek dedim. Harici bedhahlar’ı, kendileri kadar sevgisizce yad ettim. Pierre-Anelka / Alex-Tümer / Semih-Kezman sorunsallarını dayatanlardan çok, inananlara kırıldım yine de. Aslen ne kadar korunaksız olunduğunun görgü tanıklığından yoruldum. Öz Fenerbahçeli, en has Fenerbahçeli, özbeöz, falan filan vurgu ihtiyacından sıkıldım.
Zaten maç çimlerde değildi ki. İşte asli maçın galibini hangi hakemler komitasi ilan edecek? Bunun galibi olmaz, olmayacak. Olan, sevdiceğini en mahsun halinde de sevip, yapacak bir şey yoksa kıkırdamayı seçenlerle, küçük çocukların masum sevinçlerine olacak. Dido Sotiriyu’nun kitabının son cümlesini ezbere bilir benim nesil, “Benden selam söyle Anadolu’ya Kör Memed’in damadı. Kardeşi kardeşe kırdıranların Allah belasını versin” gibi bir cümleydi. Bol bol söylenemedim belki, ama bunu içten diledim.
Memleketim için de, Fenerbahçem için de.