Fenerbahçe'de raksın bütün hızı!

Aynı anda çok yerde olabilmeyi isteriz ya bazen.El Mundo, El Pais ve diğer bir kısım İspanyol medyasına bakmak yerine, şu anda bizimkilere gömülmek, fotoğraflara sarılmak isterdim.

Aynı anda çok yerde olabilmeyi isteriz ya bazen.El Mundo, El Pais ve diğer bir kısım İspanyol medyasına bakmak yerine, şu anda bizimkilere gömülmek, fotoğraflara sarılmak isterdim. İzmir sokaklardaymış, Ankara'dan Londra'dan sevinçler yazılmış, hepsine yetişmek isterdim. Portakal ağaçlarıyla çardak güllerinin ve yaseminlerin egemenliğindeki bu güzel şehir, salı gündüzü pek neşeli geçirtmişti ahaliye. Limonata gibi bir hava. Üstüne çubuklu geçirmiş, sırtına mesela Manuel yazdırmış bir Betis'li ile omuz omuza zıplamalar, Sevilla armalı altın yüzüklerini kahkahalar ve beş beş işaretleri ile gözümüze fazlasıyla yaklaştıran garsonlar, yetmişin üstünde olup da Telsim ya da Migros tribünü canlılığı ile beş parmak gösteren (başka rakam bilmiyorlar sanırım!) tatlı hanımlar, daracık sokaklarda sıkça karşılaşılan turkuazlılar, Sarı-Beyazlılar, çubuklular.
Betisliyiz ezelden denemiyor çünkü, 'ezel' iyi huylu değil, ama dün yok artık. Kendileri için bunca ibadeti yapsalar, doğrudan cennete kabul edilecek vatan evlatlarının duaları, dilekleri. Ve en büyük hataları: iki mum yakılıyorsa, biri mutlaka "lütfen Edu bu gece gol atmasın" için. (Nitekim olur diyor çocuk, penaltıyı sizi mi kıracağım diyerek kaçırıyor!) Otoriteler çok zor çok diyerek başlarını iki yana sallıyor. Haklılar. Alves'e Kanoute'ye Capel'e yoğunlaşınca, Uğur'u unutmak mümkün. Ayrıca sorsalar söylerdim, ama sakalım yok meselesi. Maçtan saatler önce, Samet'in şıkırtılı Portekizcesinin yardımıyla, güzeller içinden bir onu seçtim, kamuoyuna açıklıyorum: Deivid'e sarıldım, öptüm. İçinden kurbağa mı dedin yani geçiren münafıklara teessüflerimi sunuyorum.Onun zaten gizli prens olduğunu press beylere hatırlatıyorum.
İnsan rahata ne kolay alışıyor. Sevilla stadyumu, orta Anadolu dolaylarından yapıları andırıyor, köhne görünüyor. Ama taraftarlar müthiş.Tempolu, aktif, gök gürültülü. Sanırım sen bir çocuk gülen yerinde durmayanın İspanyolcasını terennüm ediyorlar. Fenerbahçe'nin maça "Puerta'nın acısını paylaşıyoruz." pankartıyla çıkma isteğini UEFA kabul etmiyor. Ama pankart Sevillalıların gözyaşları ve alkışlarıyla tribünleri dolaşıyor. Feda olsun birkaç damla gözyaşı, bu inceliği düşünenlere. Sonra birden iki farkla yenik Fenerbahçe. Ama skorboard pek şık. 4-3 yazıyor altta, insanın içini rahatlatıyor. Ve 45. dakikada çizgiden çıkarılan topla emin olunuyor. Ne zaman bu olgunluk yapıştı üstümüze bilmiyorum ama, Fenerbahçe'nin bu işten alnının akıyla çıkacağına herkesin inancı tam. Tepeden bir Jimenez'e, bir Zico'ya bakıyorum.
İşte bu sevmediğimiz görüntüler Jimenez (efendi!!!) 'in üzülmesini sağlayacak.
Elleri kolları kendisi çılgın ve agresif görüntüler sunuyor. Zico tepeden daha da haşmetli görünen sükunetiyle iç ferahlatıyor.
Deivid Deivid! 'Sosyete' tribününde oturuyorum sanırım. Fiyakalı yerlerden izlemek uğruna kimlik bunalımına giriciim yakında. Birinci Deivid'den sonra, babasına sokulan on yaşlarında bir çocuk gözünü dikiyor bana. Hay Allah, deden Franko zulmü görmüş bakışlarınla bakma bana öyle diyemiyorum. Ağlayacak, gene bana bakıyor. Teselli ediyorum, ama bıktım dünyayı sırtımda taşımaktan yani! Zico, en çok o, Uğur Boral'ı hak ediyor. Haftalar önce oyundan alırken, maçı bırakıp oğluna açıklama yapmaktan kaçınmayan baba Zico. Uğur Boral, ölsem gam yemem gayriyi söyletiyor ahaliye. Şiir. Flamenco. Çiftetelli. Halay. Biyonik. İsyankar. Şahane.
Ve sıra geliyor kitabın en bilinmeyen bölümüne. Penaltı fakiri Kanarya, Sevilla'dan önce sarılıyor birbirine, galibiyet yemini ediyor. Tam o anda Hollanda dolaylarından mesaj düşüyor telefonuma. Pierre Van Hooijdonk haydi Fener diyor. Eminim Volkan'da okuyor. Endülüs yüzümüze gülüyor. Hayallerin sınırı yok, kim çıkarsa çıksın artık, gelecek seyahat planlanıyor. Ancak gerçekler acıdır: Eyvah, Pazar Manisaspor! Sonra unutuluyor. Kuşandık sarı laciyi / Saracoğlu yokuşlarında / siyah çoraplılardan kalan bu sevda / büyüyor omuzlarımızda / Öhaklıyız kazanacağız. Flamenko formatıyla söyleniyor.
Sevil berberi Kanarya'yı traş edemiyor. Bıçak Sırtı'nda Nejat İşler'imizin dediği gibi: "Hayat bir gece olsa, o da bu gece olsa!"