Geçmiyor günler!

Sevgili günsüzlük, Henüz Avrupa havasına giremedik. Oynayanların da giremediği belli. Son günlerin bir sevinç, bir hüzün veren iki fotoğrafıyla idare edip gidiyoruz, bakalım. Sevinç veren...

Sevgili günsüzlük, Henüz Avrupa havasına giremedik. Oynayanların da giremediği belli.
Son günlerin bir sevinç,  bir hüzün veren iki fotoğrafıyla idare edip gidiyoruz, bakalım. Sevinç veren, sahalarımızda parkelerimizde pek alışık olmadığımız, Rapaiç esintilerini salona getiren Ömer Onan. “Çalıyor olabilirler ama adamlar çalışıyorlar” hoşgörü, takdir eşiklerinin olduğu ‘güzel ve yalnız’ ülkede, Ömer Onan’ın “top benden çıktı” işareti pembe elmas bulmak gibi oldu vallahi. Hüzün faslında başrol, Terry’nin gözyaşlarının.Terry, biz de buralarda ağladık. Sadece sorumluluğunu taşıdığı renkler için dökülen içten gözyaşlarına eşlik edecek kudret, stoklarımızda mevcuttur.Böyle Kaptan severiz biz. Gözyaşlarımızın küçücük bir dozu, cümleyi daha uzun kuracağız diye de olabilir. “Şampiyonlar
Ligi Şampiyonu’na elenen sevdiceğim” yerine, şimdi “Şampiyonlar liginde final oynayarak, penaltılarda kaybeden Chealsea’yi yenen tek takım olan sevdiceğim...” olarak gidecek.
Yıllar önceki bir transfer dönemi sonunda “Yaşasın, kalecimizi (Mondragon Beşiktaş’a gidiyordu.) geri aldık, Hakan Şükür’ü renklerimize bağladık, budur transfer şampiyonluğu”
diyerek kıkırdayan Galatasaraylı arkadaşım geldi aklıma. Ahaliye heyecan lazım, Zico’yla sözleşmeyi pat diye uzatmak, şu anda hani yıldızlar, nerde kaldı güneşler faslına
yükseltecekti ruh durumunu. Kaybetme ihtimali, aşk tazeledi.Şiddetle umuyorum ki,
yarın öbürgün ‘bizim’ olmaya devam eder.
Kupaların asıl parlaklığını onun cümlelerinden aldığını, başka türlü bir hikayenin kahramanının buralarda yaşamasının sevdiğini daha derinden sevmeyi sağladığını, o iki rengi görünce bile sevinmek için daha ne olsun masum çocukluğuna sayesinde daha kolay dönüldüğünü hatırlatır. Yoksa, bir sene biri saat kaç der, ertesi sene öbürü. Bu sığ, sadece karşıyı hedef alan, kendi sevinçlerini sadece rakibinin kaybına endeksleyen nefret üreticileriyle geçer gider hayat, yazık olur. Zico’nun kalmasını istemek, Zico’nun kalmasını istemek demek değildir sadece.
Bu istek, hak edeni bir sembol mertebesinde görmektir.Sembole sahip çıkma sesleri gürleştikçe, çocukluk hastalıkları, öğleden sonra da başarı isterim, kuşluk vakti de hırsları yerini huzura yavaşça bırakır. Böylece kuvvacı köklerle gururlanmanın hak ediş raporu alınır.
Mutluluk da böyle bir şeydir zaten. Pek çok alandaki gelişmelere, psikolojilerin de olgunlaşması eşlik edince, değişimden söz edilir.
O zaman cila olmadığı anlaşılır.
Çok ciddileştim sevgili günsüzlük, hasret bir yandan, hor görme garibi.
Halbuki işe yarar bir şeyler yaz değil mi?
Bazı kulüp yönetimleri gibi fair-play’e davet et mesela. Nasılsa kimse inandırıcılık dozuyla ilgili değil, konuş gitsin işte.