Gene mi dönemeç?

?Kimsenin hayalinde bile yoktu, 2008-2009 sezonunu Fenerbahçe?nin unutulmaz bir şampiyonlukla taçlandıracağı! Üstelik çok şık skorlarla, göz alıcı oyunlarıyla. Üstelik üç...

‘Kimsenin hayalinde bile yoktu, 2008-2009 sezonunu Fenerbahçe’nin unutulmaz bir şampiyonlukla taçlandıracağı! Üstelik çok şık skorlarla, göz alıcı oyunlarıyla. Üstelik üç kulvarda!
Son yılların en kötü başlangıcından buralara... Yıllarca anlatılacak!’ Mayıs ayında böyle cümleler duyulabilir mi? Böyle bir hikâyesi olabilir mi Fenerbahçe’nin?
Çok zor. Ama doğru soru, halihazırdaki resme bakarak, böyle bir hikâyeyi ‘hayal eden’ olur mu, olmalıydı. Benden duymuş gibi olmayın ama, oluyor işte. Çünkü körfezdeki dalgın suya bakarken, geçmiş gecelerden biri durmakta derinde sandı bir kısım vatan evladı.
(Aşk bir dengesizlik işi!) İlk defa bir hikâyesi oldu Kanarya’nın.
Öne geçtiği durumları koruyamadı, geriden gelemedi, nicedir. Dolayısıylee... Ancak bu fasılda bir ‘psikolocik’ destek gerekiyor, insan sınırsız bir tutkuyla Fenerbahçe’sini korurken, Yılmaz Vural için niye üzülmekten kendini alıkoyamaz? Kadıköy Boğası’nı tebdil-i kıyafetle görünce niye yutkunur? Sarı kazaklı muhacirini başka sevdaların küfürbaz kalebendi olarak görünce niye hüzünlenir?
Neyse, hamdolsun ki sayın okur, bir yandan bu satırları yazmaktayken, bir yandan göz gezindirdiğim Pazar gecesi tv programları, derin sulardan kurtarıyor: Ve, Pazar gecesi hisseleri:
1) Servet Çetin, derhal bir basın toplantısı düzenlemeli ve Ertuğrul Sağlam’dan devam ederek, yerli-yabancı ayrımını kınamalı. Çünkü hangi kanalı çalsam, karşımda buruk acı yok, Servet’in eli hah hah hah... çevir, ötekinde Servet’e Arda’nın gülüşü hih hih hih... beriki kanal Servet’in eli hoh hoh hoh... Nedir bu kendi evladımızın elini küçümsemeler peh peh peh... oysa bir Anelka’nın eli nasıl asli kahraman mertebesine yükseltilmişti, of bu yabanji kompleksimiz, bu zihniyetle nereye kadar!!! Arkandayım Servet Çetin, evet senin elin,
elin eli kadar önemli sayılsın, di mi!
2) Pardon, ikinci hisse yok. Bütün bu kahkahalar arasında normale dönmek için zaplarken Bülent Ersoy’a rasgeldim: “Shakespeare’in dediği gibi...” diyordu, titreyerek hemen Acun’a döndüm, Christina Aguilera gibi “yokum”
dedim, kapadım aleti, kurtuldum.
Onu bunu bırakalım da, Tokatlı Uğur Boral’ın numarası kadar yıl ‘sözde’ hasreti temsil eden ‘şey’ kupası var ya, ordan güzel haber var! Fenerbahçe Fortis Kupası çerçevesinde (muvacehesinde?) Tokatspor’la, deplasmanda oynayacak. Yasemin Başarır, çok Fenerlinin yaşadığı şehrine müjde vermek istiyor, “bil ki” şehre Fener gelir demek için annesini arıyor. Cevap: “Aaa gelsinler, ev de var!” Seviniyor Yasemin, seviniyor şehre pancur pancur dökülen arya, demek Alex’e bir yer döşeği hazır, demek Güiza o çok tanıdık yüzüne “kimlerdensin oğlum?” sorusunu işleyecek, işliğinin yakası sıra sıra nakış Semih o toprağa basacak, Lugano serçe parmakları utandıracak incelikteki
yaprak sarmaları tadacak. Hızır elinden tutsun da / bana yollasın seni demiş olmalı Tokat-
sporumuz!Hah van Porsii, sen kimsin Tokat’da?
Kim tanır sizi, Adebayor-Nasri! Bir tek dileğim var, Fenerbahçe Tokat’a tam kadro gitsin. Ne demek olduğunu hatırlasın, ordaki çocukların lig sıralamasını nasıl hiçe saydığını, çubukluyu ya da çubuklunun modern/endüstriyel hallerini çıplak gözle görmenin sevincini
hâlâ yaşayanlara yakından baksın.
Akşam, yine akşam, yine akşam, gollerde bu dem bir Lefter olsam!
Daha önce kamuoyuyla paylaşmıştım, altın tasta üzüm var/ Fabregas’da gözüm var!
Onu ben tutmaya çalişiciim bu akşam, merak etme sen! Eh kaldı bir on kişi, bir
Arsen Wenger, bir yedek kulübesi, bir gelenek, bir prömiyer lig kalitesi, bir hafızalı futbol İnciluzları, bir ülke rekorunu kıracak hezimetten korkan Kanarya sevdalıları.
Nasıl edem, ‘tek rakibim THY’ kamyon arkası yazılarına sığınıyorum.
Tamam mı Emirates?
Duydunuz mu Sinyor Aragones? 
Duymakla yetinmeyiniz, dinleyiniz ‘por favor’. 
Bu dönemeç, sahici dönemeç.