Gerçekten kabuk değişir mi?

Daha dündü Banu ile Sinan'ın oğlu Aras'ı Fenerbahçe'nin transferleriyle çubukluya bağlamak üzere olduğum günler...
Gerçekten kabuk değişir mi?

Hangi yıl hatırlayamadım ama milattan önce değildi. Eşi Galatasaray yönetiminde olan ‘liseli’ arkadaşım, çevrenin kızdırma ihtimalini bertaraf etmenin yolunu, herkesten önce kendileriyle dalga geçmek olarak bulmuştu: ‘Müjdeeeee... Mondragon’u aldık! ‘Beşiktaş’a gitme ihtimali olan kalecileri, Galatasaray’da kalmıştı. ‘İşte transfer... İşte... Hakan Şükür dönüyor... Transfer buna derim...’ Yazınca pek şenlikli gelmiyor ama tonlaması ve mimik zenginliği ile hepimizi epeyce güldürmüştü. Sonra, daha da yakın yıllardan bir hatıra: Banu ve Sinan’ın yakışıklı minik oğulları Aras Yelkovan’ın kulağına, tavlama umuduyla fısıldamıştım: “Seni Roberto Carlos’la tanıştırırım...” Annesi, “Ne yapabilirim ki buna karşılık... Mehmet Topal vaat edebilirim ancak, of of...” demişti ve bütün bunlar daha dündü, vallahi!!!

Fenerbahçe’yi nasıl bilirdik? Transfer şampiyonu! Yılların tarifi böyle, film şeridi gibi gözünün önünden geçer isimler... Çoğunun gelişi, gidişinden açık ara fiyakalı olan yıldızlar, köprüden önce son çıkışlarında geçiyordum uğradım gibi gelenler, onların yanı sıra yürekleri fetheden, adının anılmasıyla bile heyecan veren, hele çubukluyu üstüne geçirip armayı da öpünce gözlere kadife bakışlar yerleştiren, sebepli sebepsiz ağızları kulaklara vardırtan ilahlar! Doyulamayanlar. Yükselen çıta. Hayat hep böyle geçecek sanarak yüzlere yerleşen gülümsemeler. Ve elbette, olur mu hiç söylenmemek, dön de bir aynaya bak: İyi hoş da, altyapı? Hani gençlere fırsat? Fabrika ayarlarında ‘sabır’ butonu sanki kasti olarak unutulmuş ahali, samimiyetle bunu istiyor. Ama komşular rahat durmuyor!!! (Anne neslimin acayip huyu hizmetimizde. ‘Koltukları yenilediler, bizim de yapmamız gerekir’ sendromu!) Bir acele, bir telaş, o onu, şu bunu tetikliyor.

Harici bedhahlar henüz hiç geri adım atmamışken, Demokles şeysi tıngır mıngır sallanır iken, bir yudum huzura bir yudum güzel oyun ne güzel uyacakken, kıvırcık Salih, Recep Niyaz, Beykancık gönüllere taht kurmuş iken reva mı bu komşuların transferleri!!!

Ne güzel bir samimiyet testi olacak idi halbuki, ‘genceciklerle oynayalım razıyım skorsuzluğa’ sahiden, kalpten mi söyleniyor acaba? Kolay değil elbet, birdenbire ‘en’ genlerinin bambaşka bir hikâyeye tanıklığı. Bir de nedir bu fikstür bahtsızlığı yalebbim, daha önce de niyaz etmiş idim, ne oldu?

Emre Belözoğlu ve Lefter’e dokunarak yüreklere de dokunan Ziegler ve ön adı da pek hoşmuş Webo ile birlikte yavrucakları daha çok izleyebilsek. Hem tribünde gençler Rıza Çalımbay’dan geç kalmış bir özür dilediler. Unutulmasın.

İç açar böyle incelikler.

Arz ederim. (Talep etmeyi öğrenmek daha iyi olabilir, umutluyum!)