?İkili Delilik?

Artık hayatımdan çıksan diyorum 2007-2008, bu ikili averaj sona ersin, ikimiz için de hayırlısını diliyorum!!!

Artık hayatımdan çıksan diyorum 2007-2008, bu ikili averaj sona ersin, ikimiz için de hayırlısını diliyorum!!! Geçtiğimiz hafta, spor kulüplerini futboldan ibaret görenlere çok özendim. Çünkü sevdiceğim beni pek yordu. Kız basket, erkek basket, kız voleybol, erkek voleybol, masa tenisi... Hele de ‘genç yaşımda’ keşfettiğim voleybolun çılgın heyecanına kaptırınca, ayakla oynananın sükuneti öne çıkıyor. Futbol: Dinlendirici bir spor!
Böylece ve kısaca daldan dala atla yazı: Galatasaray için uyarlanan marş, River Plate şarkısı imiş. Boca Juniors olsa sınır ihlali var derdim. (Malum, Boca Juniors’sun bizim canımız/sarı lacivert akar kanımız!) Üstelik sözleri Evropalılar tarafından da anlaşılır: Children...Children! Çocuklar... Çocuklar...
Öyle değil mi? Baya, bildiğimiz ‘çıldırın’ mı?
Herkes çıldırmış zaten memlekette, belki bir durum tespitidir.Onca biber gazından sonra. Bülent Uygun, ders almayı bilmeyen bir teknik direktör. Belki o da ders almam / ders veririm ekolüne kendini hazırlıyor, kim bilir. Sivas’ın Fenerbahçe, Beşiktaş ve elbette en önemlisi Galatasaray maçından önceki şehir coşkusuna söyleyecek şey yok. Sevinçleri kârdır. Ama, Bülent Uygun’un at üstünde verdiği pozlar ve “Sivas Chelsea! Maça bak maça...” olarak gözlerimize giren röportajları, zaten “Senden bilirim yok bana bir faide ey gül / gülyağını eller sürünür / çatlasa bülbül “ şarkısını söyletmiştir vakitlice. Ne yapayım, bloklar arası boşluk ve dizilişlerle değil, demeçlerle fazla ilgiliyim. Bir de tarihten yaprak daldan dahası: Fenerbahçe Kulübü ağır hasarlı bir yangını atlatmış. Hemen ertesinde, Selanik karması ile maçı varmış. Aslan Nihat ve çok özür dilerim, adını aklımda tutamadığım Galatasaraylı bir futbolcu daha, destek için gelmişler. Fenerbahçe forması giymişler, Fener için oynamışlar.
FBTV’de bir belgeselde izledim. Çok gözüm doldu. Bu sebeple Cevat Güler’i tebrik ederim.
Bu nasıl bağlantıdır diye soranlarınız olursa, zor anlatması. Kalemim böyle teşekkür ediyor,
söz geçiremiyorum, onu uygun bulmuş demek.
Bu Cumartesi. Hey gidi Karadeniz, yaralı Trabzon. Kulaklarının başka yerde olmasına alışkın olmayan Kanarya. Sonra yok. Gençlerbirliği’nin gene Milan’a benzediği
(hep yaramazlığı tutar zaten bu çimlerde!)
akşam Fenerbahçe, aşıklarına son kez mahcemalini gösterdi. Yağmur, pek prensip sahibi idi. Çok düzgün yağdı. Şu tezahüratı hak edeyim dedi galiba. Ya da, hasret çekeceklerle rekabet edeyim. Daha çok yağayım. 2007-2008 film şeridi gibi aktı, kah Bursaspor maçından bir kareyi dondurdu, kah Inter-Deivid anlarını canlandırdı. Peşine düşülerek gidilen deplasmanları. Aynı çocukların verdiği sevinçleri.
‘Maç günü’nü yaşayarak, 90 dakika olduğunu iddia edenlere inat, zamanla tatlı didişmeleri. Yaratıcılığın zirveye çıktığı sohbetleri.
Bir skora takılarak kahır edebiyatına (hep fakir olacak değil ya, edebiyat!) baş eserler sunanların, altı-yedi gün sonra, kendi hallerine en çok kendilerinin gülüşlerini. Brezilya’daki torununu henüz görmeyen Zico’nun, sade sevinçlerini.
Öpüp koklanacak cümlelerini. (Vallahi Mourinho bile, önce adam olacaksın benzeri bir slogan sunuyor reklam filminde, hayırlısı!) Kaptan Alex’in saçlarına ak düştüğünü buralarda
görme hayallerini. Uğur’u, Gökhan’ı, Serdar’ı, Volkan’ı, Önder Özen’i. Kejo’nun,
her maçtan sonra dört tribünü alkışlamalarını. (Aydınlatıcı bilgi: Veda için değil. Her maçtan sonra! Pierre gibi.) Çok dilde teşekkürleri.
E galiba sezonu kapatmışım. Daha Oftaş maçı 16 dakika uzayacak halbuki!!! Bu fuzuli yazıma, Fuzuli ile nokta koyayım: Kıssadan hisse: “Aşk derdinden hoşem / El çek
ilacımdan tabip!”Teşekkürler Kanaryam, kara deryaların Fener’i!