İkinci Keman: Önder Özen!

Şu Anderlecht'i bir geçsek de.../ Şu gruptan bir çıksak da.../ Şu Sevilla'yı bir atlasak da... Üç noktaların devamı, genellikle "Başka bir şey istemem" olarak geliyordu.

Şu Anderlecht'i bir geçsek de.../ Şu gruptan bir çıksak da.../ Şu Sevilla'yı bir atlasak da... Üç noktaların devamı, genellikle "Başka bir şey istemem" olarak geliyordu. Yalandı tabii, insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar idi, istemenin sonu yok idi, bir varmış bir yokmuş idi uzak mazi! Kendileri de işlerini severek yaptıkları için, gene kendi anlatımlarıyla eğlenerek oynadıkları için, gözlere çok güzel kareler bahşeden Fenerbahçe futbol takımına ve kıymetli hocalarına sevgi, binbir cümleyle sunuldu. Gözyaşları eşliğinde.Vatan evlatları hepten şair kesildi. Fenerbahçeleri için kurdukları müthiş cümleleri bir kere de evlerinde tekrarlasalar, mutlu aileler yükselecek arşa!!!
Pırıltılı cıvıltılı günler. Manisaspor maçında sevmeye doyamama, hakkını verme, senkronu müthiş seslerle tutturulan teşekkürler, adı geçenlerin kulaklarına teslim edildi. Şimdi gözlerin ve fotoğrafın fokusunu, bir sadeliğe çevirme zamanı. Kadir kıymet bilir Zico'nun, yeri geldikçe anmasından, ona duyduğu büyük güvenden, bir de Volkan'a şu tarafa yat demesinden duyuyoruz, okuyoruz. Daha fazlasını hak etmiyor mu?
Daum gitsin, Koch kalsın demeyi bilmiştik. Roland Koch'dan esirgemediğimiz nöbetçi cümlelerimizi yeni sahibine, 'en iyi yerli'ye daha da geç kalmadan sunmalı. Fenerbahçe televizyonunda izleyenler bilirler, genellikle üniformasıyla, yani iş elbisesiyle yer alıyor. Çok sakin konuşuyor. Lüzumsuz tek cümlesini duymadım. Kaşlar kalkmıyor, tepeden bakmıyor, hiçbir rakibi küçümsemiyor, 'Zico'nun gözleri'.
Önemli yorumcular, gerek milli takımda, gerek Süper Lig'in zirve takımlarında bir ikinci adamın eksikliğinden söz ediyorlar, ama Fenerbahçe'de var olanın övgüler aldığını, birkaç satırla ve sadece Sevilla günlerinde duyduk. Üstelik başlangıçta çocukluk hastalıklarımıza teslim olarak:
Hah hah, Zico lütfedip gitmemiş Sevilla'yı izlemeye, Önder Özen'in notlarıyla yetinmiş!
Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak söylerken (once upon a time), Engels' in kendisini "Ben hep ikinci kemandım" olarak tarifiyle müziksever merakımız artmıştı!!! Bu alçakgönüllü tarife kıyamayıp neyin nesidir diye sormuş idik Ankara Devlet Opera ve Balesi'ne (internetsiz gençlik!) Birinci kemanlar, ikinci kemanlarla desteklenmezse, diğer çalgılardan uzakta, yalnız kalırdı. Ana partisyonların daha iyi duyulması, ikinci kemanların eşliği sayesindeydi. Yokluğu zenginliği azaltırdı yani. Kusursuz bir mısradan, iki kelimenin uçması gibi belki. Önder Özen'siz analizlerin kırık kanadı gibi.
Hayat böyle gitse hep.Zico ve Önder Özen ile. Alex'in Deivid'in kızları ile. Uğur Serdar Gökhan ile. Hepsi ile. Gülmeyi yakıştıranlar ile. Uzatmadan, hislerime Ferzan Özpetek'i tercüman edeyim. Bir Ömür Yetmez'den: "Sürpriz, yenilik, beklenmedik gelişmeler istemiyorum... Her şeyin şu an olduğu gibi kalmasını istiyorum... Daima... Daima diye bir şeyin olmadığını bilsem de..."