?İkincilik? baharı yaşıyor ömrüm!

Sesler, yüzler, jestler, mimikler, satırlar, sütunlar dökümünde, bu sezon da bir değişiklik olmadı. En tutucu teknik direktör bile dizilişinde kıpırdamalar yaptı ama, genç nesil gene en çok, en çok sinirlendiğini okudu. En çok, en çok ekranı parçalamak isteği duyduğunu itiraf ettiğini izledi. En çok yorumlar, alıntılar, şikayetler, zahmetleri, istemezüklere yöneldi. Eh dünyanın gidişatı böyle, neyimiz eksik değil mi? Johnny Depp ilahımız bile “Felaket haberi vermeyen magazin satmaz değil mi?” buyurmuşsa, değil mi!
Durum böyle olunca, sahalarımızda istemediğimiz satırlar, sesler daha sık ve daha gür, hayatımıza girmeye devam edecek. Asıl onlara yazık, çünkü kendilerine önem / değer vehmedip, bir hafta ak dediklerine ertesi hafta kara demekte tereddüt etmeyecek, bundan hiçbir mahcubiyet duymayacaklar. Belki de okuma okutturma / izleme izlettirme çabalarına kıs kıs gülerek. Böylece, aslında tüm camiaların ortak derdi olan ama en ziyade sevdiceğime dokunan bu duruma parmak uzatarak geçersem, Alex-Tümer/Kezman-Semih/Selçuk-Maldonado benzeri nurtopu problem yaratılmalarına hep yenileri eklenecek, Kanoute-Ronaldo (bak sen, sorunsalın hoşluğuna kapıldı kalem!!!) yan yana oynar mı, mesela.
Mesela denince, yazan sorumluluktan kurtulur.Hatta, örneğin mesela misal olarak! Cömert Fenerbahçe, al kardeşim bal kardeşim ben yoruldum sen oyna diyerek ‘Yattara’ya özgürlük’ bezgin yürüyüşünde, tam üç gol attı!!! Hadi yarısı ofsayt olsa, 2-1.5, gene kaybedecekti, hakemler hakkında konuşmamaya kararlıyız! Beşiktaş’a hoşluk, Sivas’a ayıp oldu diyorlar. Miş’ler, muş’lar, Bursaspor kadrosu, Ankara maçını şöyle oynasaydıkla birkaç gün geçecek. Sonra, hafta sonu akşam üzerleri gelecek. Deniz ve mehtap nereye kadar, bir boşluk çökecek. Okunan her fiyakalı transfer haberi, o hiç inanılmayan sayfalardan gözlere girecek. Telefonlar açılacak: “Hah ha, gördün mü, yarın da Kaka geliyor yazarlar, hah hah” olarak tamamlanan ilk cümle, hafif bir sessizlikten sonra, “Doğru olabilir mi sence?” aşamasına sıçrayacak.
Hattın diğer ucundaki bilge olduğu varsayılan kişi ya da kişiler, ya sahiyse haberim yokmuş gibi yapmiyim bari diyecekler, ee evet böyle bir duyumum var demeçleri arşa yükselecek. Duyumlu memleketim benim, biricik sevgilim! Benzeri tatlı oyalanmalar, resmi sitelerin en acil sorumluluğu olan kuru cümlelerle yalandır / doğru değildir / asla görüşmedikleriyle teneffüse çıkacak.Bir sonraki oyalanma / yalanlanmaya kadar. Evropa günlerinde, milli takım faslında herkes öncelikle kendi yavrularının performansına duacı olacak, hatta şahsen ben “Volkan o degajı yapmasaydı, Gökhan o hızla sürmeseydi, MarcoÖ” falan
benzeri kalıpları hazırlamış bulunuyorum.
Böyleyken böyledir. Fenerbahçe, bunca sakarlığına rağmen ve son 100 metredeki isteksiz genlerini bahşederek, ligi ikincilikle tamamladı. Onca sakat futbolcusunun yokluğuyla. Neyleyim senin mahallendeki başarılarını / suyun öte yanı ne oluyor benzeri yılların dayatmaları, biçim değiştirdi. Kanaryam şimdi de mahallede ikinci oldu diye
azar işitiyor. Neyse ki Gomez’in kızı bunu bilmiyor. Arslan Ekşi, Grbiç, Demeter ve kalplerin hızlandığı temposuyla şampiyon voleybol erkek takımının küçük bir salonu düğün yerine çeviren neşesi, unutulur mu?
Seni gidi tarihin en kötü Chealsea’sini halihazırda yenen tek takımın sarılı lacivertli olduğu unutulur mu? Çok güzeldi Sevilla akşamı. Penaltı hasreti bile dindirilmişti.
Endülüs Mart’ı, erken bahardı.Buralarda hava bir türlü ısınmıyor. Fenerbahçeli için, yıllardır geriye düşmemek, her kulvarda yarışta olmak seni gül gibi öpe koklaya, gözümden dilimden sakınır saklar söylemek hak değil mi? Biz bir grup Fenerbahçeli, son maçı şarkılar söyleyerek, alkışlayarak izledik. Eğlendik. Hatırladık.
Bugünkü aklımla severim şimdi, böyle bir şey galiba.