Kalbimin yeni Zico?su: Josico!

Olay, Partizan maçı öncesinde geçmekteydi. Antep gazilerinden oluşan bir kısım Fenerli, adı geçen 90 dakikayı boş bakışlarla, melul melul beklemekteydi. Haber ?bomba? gibi düştü: Yeni transfer!

Olay, Partizan maçı öncesinde geçmekteydi. Antep gazilerinden oluşan bir kısım Fenerli, adı geçen 90 dakikayı boş bakışlarla, melul melul beklemekteydi. Haber ‘bomba’ gibi düştü: Yeni transfer!
Adına, kim kim, anlamadım kimmiş, o da kim benzeri memleketin ortak sorunu ‘kimlikli’ sorular düştü. (Oysa az sonra, tribünlerden cevaplarını alacaklardı: Tek kimlik Fenerbahçe!) Sevindim ben. Çünkü kendi tarifiyle, Maldonado’yu Maradona gibi karşılayan ahaliye, ağır ağır sevme tadı, tanıma tadı sunuluyordu!!! Ertesi gün de, televizyonda gördüm, sesini duydum. Karşımda Zico vardı sanki. Aynı alçakgönüllü, melodisi benzer cümleler. Birinci tercih Scolari idi, ikincisi şu idi, sonrası bu idi benzeri, Zico’nun ilk sunuluşunu hatırladım. Koruma içgüdüsü hizmetime girdi. Zaten adları da benziyor, biri z ile biri s ile yazılsa da idare ediciiz artık. Ancak şefkatli alakam, aynı gün kura çekimi ile istirahate çekildi.
Terry, Lampard, Cech ben sizi teee stadınızdan tanıyorum böbürlenmesiyle memlekette sevinç yaratan ödüllerini aldılar. Terry’nin unutulmaz gözyaşlarına, Mondragon ve Daum’inkiler de karıştı, en önemlisi Ümit Özat iyileşti. 
Cumartesi’nin egemeni havai (Hawaii olarak da okunur!) psikolojisi idi, Colin Kâzım’la ortaktı ahali bu anlamda. Gözler bir BŞB zaferine tanıklık edecek, günün birinde sonuç ‘Ordaydım!’ mertebesine ulaştıracak mı idi? (Efkan Bucak İBB diyor, ben utanıyorum, nedir durumum doktor?)
Geçen hafta penaltıya maruz kalan desem olmayacak, verilmeyince penaltı olmuyor tabii, Dani Güiza’nın çalışkanlığını rakipleri çabuk öğrenmiş. Yeni bir indirme operasyo-
nunda kırmızı kart olunca eyvah dedim. Disiplinli kurguda bu hesaplanmamış olmalıydı!
Erman Toroğlu, “11-11 Fener asla yenemezdi, iddiaya girerim” dedi.
Ben de tersini iddia ediyorum, hadi bakalım! Evet evet, bu sene haddimi aşıyorum, çok takipçi oldum! Her neyse, Kâzım’ın golü, Aragones’i ayakta durmaktan alıkoymadı. Ancak ikinci golden sonra birkaç dakika oturdu. İkinci golün en konuşulan hoşluğu, Semih Şentürk’ün, Alex de Souza’nın aynı adlı eserinden uyarladığı ‘işaret’ oldu. Güiza’yı işaret.
Neden Alex diyorum, çünkü Partizan’a golünden sonra o da aynı şeyi yapmıştı, yeterince iltifat almadığı kanaatindeyim! Kendime de kızıyorum, yazma, unut bunları, yabancı masası sorumlusu gibi oluyorsun diyorum nafile.
Kalemim sitem ediyor, Alex mi yabancı, diyor. Doğru diyor.
Kaptan ve mürettebatının ‘içine’ düştüğü grup için bazı ipuçları vererek, bu haftalık hizmetimi de taçlandırayım:10 Aralık Dinamo Kiev maçına giderken, geçen yılki Sivas deplasmanından kalma eldivenler kafileye dahil edilsin. Aragones’e, muhabirler için yedekleri de verilsin.( o da Zico gibi merhametli.)
Kura akşamı, saat 20.00’de, İstanbul-Lizbon uçak seferlerini dolduranlara teessüf edilsin, bu ne acele? İngiltere vizesini, zamanında uzun süreli aldırın demiştim dinlemediniz, şimdi gene kahır kuyrukları, el izi, göz izi sıraları!
Güzel geçsin. Şenlikli geçsin Hiç olmadı, grup üçüncüsü olunarak, Saracoğlu’nda final oynamak isteyenler kuyruğuna girilsin.
Ne var biz hep oynuyoruz orda denmesin, üstelik stadın ismi bir kere bari doğru söylensin. Adı Kadıköy değil. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu.
Ama mümkün olduğu kadar diğeri hedeflensin. Zira Şampiyonlar Ligi şarkısı çok güzel. İnsan, o müziğe, o törene bile hayran oluyor. Çiçekleri saklanmış, renkleri soldurulmuş gibi duran Saracoğlu, pankartlarına kavuşsun. Bin çiçek açmış gibi olsun, yeniden. Şimdilik bu kadar.