Kostümlü prova!

‘Godfather’ serisinin birincisinde bayıldığım plandır:
Al Pacino, dünyalar güzeli Apollonia’yı babasından istemek üzere, asık surat ve havada kaşlarıyla “Adım Maykıl Korleon!”der, Sicilyalı koruma çevirir: “Adı, Miguelo
Gorleone!” Çok severim, ismin bile ‘yöresel’ halinde söylenişini. Fenerbahçe’nin tercümanları da, mikrofona temiz temiz Roberto ‘Karlos’ diyorlar ama, Aragones’e / Edu’ya /
Alex’e / ya da kendisine aktarırken, aceleci bir İspanyolca  Portekizce haliyle ‘Roberdo Garlo’ oluyor, buyurun bir sevinç daha, yani niyeti sevinmek olana, her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa!
Roberdo Garlo, bunca iyi insan var, durduk yerde Güiza Güiza diye bile delleniyorlar, mazideki hallerimi hatırlatsam da iki kare daha ekleseler gariban hayatlarına, nasılsa sipor programlarında burunlarından getirilecek, getirilmemiş miydi 35 paslı iki yıl öncesi maçta bile, olsun seçicidir hafızalar, ücra bir köşede bir delikanlı, bir başkasında hayattan emekli biri, saniyede kaç kilometre vurduğumla kasılacak, sanki böyle bir otomobil almış gibi, fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi / ben vururken hayal kurar / bütün insanlar gibi / bir golü olsun ister / bir de mücadeleci futbolcusu / Tanrı ne verirse geçinip
gider / yeter ki mutlu olsun Saracoğlu’su / of of. Of of, anlamsız bir final oldu özür dilerim, şarkının devamını unuttum!
Sevdiceğim bu sene, çocukluk oyunlarımızı oynuyor! Hatırlıyorum: Evcilik ya da modern versiyonlarında, sevilen hikâyeler geriden / yokluktan gelip, yavaşça ileri gitmektir, yaramaz Fenerbahçe kaç senedir hasret bırakmıştır bizi bu senaryoya, bu sene lütfetmiştir, 12., 10., 6.! Ne güzeldir her hafta bir ya da birkaç derece yükselmek!!!
Sevinmeyi hatırlatmaya adadım ömrümü; Zico’nun takımı şampiyon
olmuş, Josico mahcup etmemiş, ‘El Classico’ onlara ait çağrışımlarla da zenginleşmiş. ”Yavaş yavaş acele eden” Fenerbahçe rakiplerini bir bir geçerken, çok acelesi olan bazı tribünler, henüz kazanılmamış Ankaraspor maçını atlamış, Ankaragücü’nü ve daha da mühimi Porto’yu atlamış, Kasım sonu Saracoğlu’nda ağırlanacak Beşiktaş’ı hedefe almış, demek ille de ve sadece mahalleyi istiyor bazıları.
Bunu isterken, asıl kayıpların derby’ler dışı olduğunu unutarak.
Oysa, dirençli Ankaraspor, mavili mavili formasıyla, Porto’yu hatırlatmalı, bu 90 dakikadaki şık hareketlerin Portekiz mavilisine daha da çoğalarak tekrarlanmasını dilemeli, skor iki farka ulaşınca ‘kostümlü prova’nın tadı çıkarılmalıydı! Çıkarıldı gene de ancak, aklım Aykut Kocaman’a takıldı: Kendisine, maç sonuna doğru yapılan tezahüratı doğru algılamış mıydı acaba? Hiçbir kinaye, küçümseme, oynanan maçı kast etmeme, geçmiş günlere teşekkür... olduğunu hissetmiş miydi? Öte yandan, İstanbulspor’un başına geçtiğinde Saracoğlu’nu Fener’e dar ettiğini, 2006 Ankara’da Alex / Lugano’nun gollerine, ikinci yarıda Jaba / Wederson ile cevap vererek, şampiyonluk yolunda iki puanı kaybettirdiğini ben bile hatırlıyorum.
Bari ona kıymamalı, sanmam ama dedikten sonra “ayıplı” yorumlarla.
İnce ince kıyıyorum kendime böyle.
Ankaraspor Onursal Başkanı’nın dikkatine.
Gizlice mi haber verseydim acaba!!!