Mavilim mavişelim / Londra'da buluşalım!

'Livırpulu çıksın. Livırpulu'nu eler Fenerbahçe!' Bu cümleye kura çekiminden önce, perşembe akşamı rasladım, daha önceleri neredeydiniz!

'Livırpulu çıksın. Livırpulu'nu eler Fenerbahçe!' Bu cümleye kura çekiminden önce, perşembe akşamı rasladım, daha önceleri neredeydiniz! Kim çıksın kim başlıklı sayısız röportajdan birinde, sessiz harfle biten Liverpool'a gönülden bir ek yaparak, o koca devi 'yerlileştiren' vatan evladının adını alamadım ama, minnettarım!
Mençistıri ya da Arsenali de olabilirdi, olmadı. 'Mavili' geldi. Başlıktaki türkünün 'mavişelim' fiili ne anlama gelir hiç anlamam. İkinci satırındaki 'tenhada buluşalım'a kafiye olsun diye belki. Şanssız Chelsea, bu toprakların takımı olsaydın ille de mavili / deli mavi/ mavi mavi masmavi eserleri pekala senin şarkıların olabilirdi!!!
İkisi de 'kırmızı' eleyerek eşleşen mavi ve lacivertten, koyu olanın şansı bol olsun. Diyelim. Şimdilik. Şu anda en güvenilecek durum, Chelsea ahalisinin kuradan müthiş mutluluk duyması.Abramovich'in Moskova'ya gitmeyi pek çok istemesi.
Yurt içinde de zor, hatta imkansız içerikli yorumlar yapılırsa, neden olmasın!
Demek sen Fener'imi tanımıyorsun, öyleyse ben seni hiç tanımayrum ana fikriyle, Sunderland'le oynadıkları maçın son 15 dakikasına baktım. Ballack çıkıyor -üç Ballack eder, beş Ballack eder benzerleri değil, sahicisi!!! -Essien- o da sahisi!- giriyor. Ah pek ömürsünüz dedim içimden. Ancak demokrasilerde çareler, niyetlenmiş kalplerin hafızalarında bahaneler tükenmez: Dünyanın en güzel kadınlarının en güzel yerlerini birleştirmişlerdi bir tarihte. Ortaya çıkan yüz, sanılanın aksine, tuhaf bir şey olmuştu. Uyumsuz, sorunlu ifadeli. Zaten yorumcuların güvendikleri nokta burası, yüksek egolu pek çok yıldız! Ancak, şu ana kadar ortaya koydukları şık oyun, sadece iki golü kalelerinde görmeleri, istatistiklerde hafifçe yüzümüze üfledikleri başarılı oranlar, ne de olsa İngiliz sicimi dedirtiyor insana.
Umutsuz mu olmalıyız? Hayır. Fenerbahçe oyuncuları ve teknik kadrosunda, yıllardır hasretle beklenen bir sükûnet, güven, inanç var. Sevilla'da oynanan Sevilla (Sevillaspor?) maçından, iyi bir senarist çok etkileyici bir film senaryosu yazabilir. Olur ya benzerleri, birisi açık ara avantajlıdır. Farklıdır. Seyircide hep ister ki, beklenen değil, diğeri kazansın. Kendine yeni yer açan iyilerden oluşan ve daha çok insanı mutlu edecek final olsun. Öyleydi o maç. 120 dakikadan fazlasıydı. Hikayesi olan güzel bir serüvendi. Pardon pardon, tarihin en kötü Sevilla'sıydı, nasıl da unuttum!!! Chelsea oyuncularının, bu maçı bizimkiler kadar istemediğini düşünmek yanıltıcı olur. Ancak sevinecek insan sayısını hesaplamak, her birinin rüyasını Kaptan Alex'e hissettirmek, o insanların en ziyade yedek kulübesinde somurtmadan bekleyenlerin, iyi anlarda çimlerdekiler kadar sevinçle kucaklaşmalarıyla mutlu olduklarını bilmek, sınırların genişleyeceğini hayal etmek, bizim 'koca' çocukların vaktiyle her gidene Barcelona ya da Juventus formaları ısmarladıklarını, şimdi çubukluyu sırtlarından çıkarmadıklarını hatırlamak, olur ya önce Zico uğruna duydukları yakınlıkla Fener'le ilgilenen Japonların şimdi mesela Semih forması ısmarladıklarını düşünüp gülümsemek, çok pek çok gelişmiş ülkelerin dışında kalanların, bu baş kaldıran ve yeni kulvarına yakışan kahramanı destekleyeceklerini sanmak, bunu istemek.
Çok saftirik ve saçmaysa bu cümleler, o zaman kurallar manzumesi ve teknik üstünlükten ibarettir futbol demenizi, bir daha "ruh"tan söz etmemenizi, beni kandırmamanızı reca ederim!!!
Olmazsa canları sağ olsun, olursa çok güzel olur. Ama hayal etmek yasaklanamaz, öyle değil mi?
Eh hadi, bir şahane şiiri daha alet etme vakti:
Ne Chelsea'den korkmak ayıp / ne de düşünmek... neyi?... ileriyi.