Mazeretim yok, asabiyim çok!

Japonların kare karpuzuna çok kızmıştım. Genlerle oynanması ödümü patlatır.

Japonların kare karpuzuna çok kızmıştım. Genlerle oynanması ödümü patlatır. Ancak gazetelerde kabuğu bildiğimize benzeyen, içi sarı olan bir yeni üretime Fenerbahçe karpuzu adının verilmesi, İtiraf 1: Çok hoşuma gitti! Ahalinin, içinden Fenerbahçe geçen her şeyi hâlâ sınırsızca alma isteğine bir başka derinlik! Ama yöneticimiz uyuyor mu? Bu karpuz lisanslı ürün mertebesine ne zaman yükselecek? Fenerium etiketi kabuğun neresine kondurulacak benzeri hayati sorunlarla uğraştım durdum! Gaziantep dolaylarında geçen olay sırasında da, hakemin karpuz sarı/ sen karpuzdan sarısan katkıları, daha ilk maçtan 4 sarı kartla ‘hayata’ adım atmak biraz canımı sıktı ama, bu mazeret değil.
22 delikanlının çıldırtıcı sıcakta karşılaşması da mazeret değil. Alexcağız bile mazeret değil diyor, ona da hep öyle dendiği için. Oysa iklime alışkanlık avantajı-dezavantajı diye bir şey var, normal hayat alanlarında. Ama mazeret değil birinciliğini, elbette Güiza’ya yapılan penaltı faslına vermeliyiz. Antep’e verilmeyen penaltı ise mazeret! Oysa, öyle olmasaydı böyle olmazdı, öğretilerek büyütülen neslim için çok basit bir gerçek var: Penaltı verilseydi, sonuca gidip gitmemesi önemli değil, atış yapılacaktı ve kalan dakikalar farklı bir örgüyle akacaktı. O zaman da çekilen çileler canım, gün olur geçecekti belki!!! Mazeret değiller de dahil olmak üzere, çetele senemin olduğunu önceden beyan etmiş idim, unutma-unutturma! Güiza yakında asli sevinç gösterisini unutursa, ona da tesellim hazır. “Kirpiklerini ok eyle/ vur kaleye/ güldür beni/ okçu kalmaksa niyetin”. Kejom’u kurtaramadım, onun da vicdan şeyiyle sana koruma bantları hazırliyciim. Fenerbahçe’nin olağan rakiplerinin oyunu da çok eleştiriliyor ama puan kayıpları yok. Sonradan çok önemli oluyor, bir bir sayılan puan eksikliğinde, çok sevdiğin birileri gönderiliyor, yeni yüzlere/seslere/ayaklara alışmak zaman alıyor.Tabi bütün bunlar mazeret değil. Yeni formasıyla, enine bir şıklığı tercih eden Gaziantepspor’u kutluyor, bu performansı her rakibine göstermesini diliyor, ancak ustaca sertliklerini mesela bir İsviçre asıllı hakem, bir Alman asıllı hakemden saklayamayacaklarını düşünerek, vakitlice uyarıyorum!!!
‘Bezdiren klasik’ lig başlangıcıyla hasret çekenleri buluşturan Fenerbahçe için bir mazeretsizlik katkısında bulunmak ister uslan artık (Gökhan) gönül; Deivid’in yokluğu da mazeret değil! Büyük büyük cümlelerde, yani bir ötekine/bir berikine/ bir yedektekine kaldıysa ohhoo kalıbı da hoşuma gider; çünkü futbol takımı iki yüz yetmiş asıl, üç yüz on altı  yedekten kurulur! O yok, bu yok, mazeret mi?
Bütün bunları bilmekte iken bu asabiyet neden zalim kalem!
Belki de, çok başka konuda, bir gezi yazısında rastladığım o cümlede: “Bosna’da yaşayanlar, Fenerbahçe’yi çok güzel telaffuz ediyor!” O zaman, tatlı bir hüzünle, biraz ürkekçe, daha çok inanarak, yarın akşam düşüyor aklıma. Yarın akşam, Bosna’da da, pazar sabahı gene formalar giyerek dolaşılan Karacabey’de de, sıkı bir yağmuru bekleyen sıcaktan bunalmış her köşede de, sevinçlere vesile olsun. ‘Velev ki’ diyemiycim, yarın akşamın gerçekten mazereti yok. Yoksa seni ben bile kurtaramam Kanaryam!!!
Hatırla. Yakın geçmiş. Tanıdığın çimlerden yükselttiğin sevinçler. Sana ait yetenekler, vazgeçmemeler, dirençler, su gibi akan kanatlar, kalende bir özgüven, ileri hatta al da atlar. Yani kendine bir bak, göreceksin. Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde.
Velhasıl o rüya, duruyor yerli yerinde.